Kültür Sanat

Yatak Odasında Felsefe

Pazartesi, 7 Aralık 2009
EUGENIE: Ama, sizin dediğiniz gibi, doğa insanları tek tek herkesi birbirinden bağımsız doğuruyorsa eğer, ihtiyaçların onları birbirine yaklaştırarak aralarında en azından bazı bağlar kurmuş olduğunu kabul etmiyor musunuz; karşılıklı bağlılıklardan doğanın kan bağları, aşk bağları, dostluk, minnet bağları… En azından bunlara saygı duyarsınız sanırım.
 
DOLMANCÊ: Aslında ne bunlara ne diğerlerine saygı duyuyorum; yine de analiz edelim bunları, tek tek hepsine bir göz atalım Eugenie, örneğin benim evlenme ihtiyacımın soyumu sürdürme ya da servetimi düzenleme ihtiyacının ittifak yaptığım nesneyle aramda çözülmez bağlar oluşturması gerektiğinim söylemek istiyorsunuz? Soruyorum size, bunu savunmak bir saçmalık olmaz mı?
 
Çiftleşme edimi sürdükçe, kuşkusuz bu edime katılmak için bu nesneye ihtiyaç duyarım; ama tatmin olur olmaz lütfen söyleyin bana onunla benim aramda ne fark kalır ki? Ve bu çiftleşmenin sonuçları ona ya da bana hangi zorlukları dayatır? Bu sonuncu bağlar. Ebeveynler yaşlılıklarında terk edilmekten duydukları korkunun ürünüydü  ve çocukluğumuzda bize gösterdikleri çıkarcı özne daha sonra ömürlerinin sonlarında bizden bekledikleri özeni hak etmek içindir yalnızca. Tüm bunlar bizi aldatmasın: Ebeveynimize hiçbir borcumuz yoktur en ufak bir borcumuz bile yoktur Eugenie. Ve bizim için değil kendileri için çalıştıklarından onlardan nefret edebiliriz hatta yaklaşımları bizi sinirlendirdiğinde onları başımızdan savmamıza izin vardır; ancak bizimle iyi geçinirlerse sevebiliriz ve bu sevgi de diğer dostlarımıza duyduğumuz sevgiden bir derece bile daha fazla olmamalıdır, çünkü doğumdan gelen hakkın bir anlamı yoktur, hiçbir şeyin temeli değildir ve tüm bunları bilgece ve düşünerek incelersek, kendi zevklerden başka bir şey düşünmeden, bize ginelikle bahtsız ya da sağlıksız bir yaşam vermiş onları kesinlikle duymak için bir yığın neden buluruz yalnızca.
 
Aşk bağlarından söz ediyorsunuz Eugenie; bunları asla tanımasanız olmaz mı! Ah! Böyle bir duygu, sizin için dilediğim mutluluk adına, asla yüreğinize yaklaşmamalı! Aşk nedir bana kalırsa güzel bir nesnenin niteliklerinin bizim üzerimizdeki etkisinden başka bir şey olarak görülemez; bu etkiler bizim başımızı döndürür; bizi yakıp kavurur; eğer bu nesneye sahip olursak memnun oluruz; sahip olmamız mümkün değilse ümitsizliğe kapılırız. Peki bu duygunun temeli nedir?... arzu. Bu duygunun devamı nedir?... delilik.
Dolayısıyla güdümüze sadık kalalım ve etkilerinden kendimizi koruyalım. Güdü, nesneye sahip olmaktır; o halde, sahip olmaya çalışalım, ana bilgelikle; ona sahip olur olmaz ondan yararlanalım; yararlanamıyorsak kendimizi teselli edelim: benzer binlerce başka nesne, çoğu zamanda daha iyisi onun kaybı karşısında bizi teselli edebilir; tüm erkekler, tüm kadınlar birbirine benzer: sağlıklı bir düşünmenin etiklerine direnebilecek aşk kesinlikle yoktur. Oh!
Duyuların sonucunu bizim içimizde gömerek bizi asla bir göremeyecek hale sokan, ancak çılgınca tapınılan bu nesneyle var olmamıza yol açan sarhoşluk ne büyük bir aldatmacadır!
Yaşamak bu mudur? Bu, bize deliliğin etkilerine pek benzeyen metafizik hazlardan başka mutluluk bırakmayarak kanımızı emen ve kemiren yakıcı bir ateşin içinde kalmayı istemek değil midir?
Bu tapılası nesneyi eğer her zaman sevmek zorundaysak onu asla terk etmeyeceğimiz kesinse, bu da bir zırvalık olur. Ama en azından bağışlanabilir. Bu olabilir miyiz? Birkaç aylık hazın ardından nesne bir süre sonra gerçek yerine yerleştiğinde, onun sunaklarında yaktığımız günlük bizim yüzümüz kızartır ve artık çoğu zaman bizi baştan çıkartabileceğini bile düşünemez hale geliriz
 
Ey şehvetli insanlar vücutlarınızı elinizden geldiği kadar teslim edin! Düzüşün eğlenin işin özü bu; ama aşktan titizlikle kaçının!
Doğacı Buffon, “aşkın ancak fiziksel olanı iyidir”, der ve iyi bir filozof olarak bunun üzerinde akıl yürütmenin de ötesinde geçer. Tekrar ediyorum eğlenin; ama asla aşık olmayın; aşık olarak kafanızı da fazla karıştırmayın: size gereken şey ağlayıp sızlanmalara, hıçkırıklara, kaş-göz işaretleriyle, aşk nameleriyle bitkin düşmek değildir; düzüşmektir sürekli yani düzücü bulmak ve bunları değiştirmektir. Tek bir kişinin sizi esir etme isteğine özellikle güçlü bir biçimde karşı koymalısınız, çünkü bu kalıcı aşkın hedefi, siz, ona bağlayarak, kendinizi bir başkasına vermenizi engellemektir, bu acımasız bencilik bir süre sonra zevklerinizi öldürür, insanlar tek bir insan için yaratılmamıştır: Doğa onları tüm insanlar için yaratmıştır. Yanlızca bu kutsal sesi dinleyerek kendilerini kim isterse hiç ayrım yapmadan ona teslim etsinler. Daima fahişe olun asla âşkın değil, aşktan kaçının, zevke tapın insanlar yaşam basamaklarında güllerle karşılasınlar yalnızca bizden esirgemeyecekleri şey de gül olur yalnızca....
 
Tüm başlangıçlardan sonra kendi hayatınıza dair bir yerlerde sorgulamak istiyorsanız yatak odanızdaki bu kitap başucunuzda olması gerek o zaman 
 
Yatak Odasında Felsefe’ye sanırım hepimizin ihtiyacı olacaktır.
 
Alıntı: Yatak Odasında Felsefe, Marquis de Sade, Sayfa: 107 – 108 - 109