İnsan Hakları

MEKTUP-LAR-DAN

Çarşamba, 29 Mart 2006
Haber: Kaos GL
BURSA, M. (Lezbiyen)

(...) KAOS GL ismini kesinlikle tuttum. Anlamlı ve güzel. Dergi, G ve L olsun olmasın herkesin düşüncesine açık anladığım kadarıyla. Umarım ayrıca tanışma köşesi de olur. Bu KAOS kelimesi, çok düşününce insanın beynini döndürüyor. (...)


İSTANBUL, B. A. (Gey)

(...) Ben, cinselliği keşfettiğim andan beri eşcinselim. Bunu anladığım andan itibaren de derin bir yalnızlığın içine düştüm... Gerçi bazılarımız daha şanslı galiba, en azından gizli de olsa mutluluğu yakalayanlarımız vardır. Ama çoğumuzun yazgısı pek parlak değil. Hep itilmek, dışlanmak ve aşağılanmak korkusuyla yaşıyoruz. Hele belli bir kariyeriniz varsa durum daha da korkutucu oluyor. Bir anda her şeyi yitirme tehlikesi başınızda Demokles'in kılıcı gibi sallanıyor. Kişiliğiniz bu baskı altında eziliyor. İnsan yaşamının en önemli kaynakları olan sevgiyi ve cinselliği yaşayamıyorsunuz. Birinden hoşlanıyorsunuz ama söyleyemiyorsunuz. Çünkü göreceğiniz tepkiyi bilemiyorsunuz. En çok sevdiğiniz, sizi çok seven arkadaşlarınız bile, eşcinsel olduğunuzu anladıkları an sizi terk ediyorlar, selam bile vermiyorlar. Kimse sizin cinsel kimliğinizin kendinize ait olduğunu, bedeninizin yalnız size ait olduğunu, özel yaşamınızın yalnız sizin olduğunu kabul etmiyor. Bu heteroseksist baskı kişiliğinizi paramparça ediyor. Olduğunuzdan başka görünmeye çalışmaktan yaşamınız zehir oluyor. (...)

(...) Hoşlandığım insanlar, bunu kendilerine belli edince hemen uzaklaştılar, hepsi eşcinselliğe bir veba gibi bakıyorlar. (...)

(...) Çünkü insanlar yukarıda söz ettiğim nedenlerden dolayı kendilerini gizliyorlar. Böylece de aramızda bir dayanışma olamıyor ve bu heteroseksist baskıya boyun eğiyoruz. (...) Bizi bizden başka kimse anlayamaz. Anlayamadıkları için de üzerimizde bu baskıyı kuruyorlar. Artık bu korkuyu yenmemiz ve topluma bizim de insan olduğumuzu, var olduğumuzu kabul ettirmemiz gerekiyor. (...)


İSTANBUL, B. A. (Gey)

(...) Ben yıllardır bana benzemeyen, bana kimliğimi ve kişiliğimi inkar ettiren çevrelerde yaşadım. Biliyor musunuz, benim hiç gey arkadaşım, dostum olmadı. Buna, kısa süren ve beni duygusal yönden hiç tatmin etmeyen ilişkilerim dahil değil tabii ki. Çünkü onlar gey değildi, yani gerçek anlamda değildi. Hem bir gey'le ilişkiye giren hem de erkekliğine toz kondurmayan tiplerdi. Benim kastettiğim; dertleşeceğim, konuşacağım, benimle aynı sorunları yaşayan ve aynı yaşamı paylaşan biri hiç olmadı. (...)

Ne gariptir ki bunca yıldır şu koskoca İstanbul'da sizin gibi insanlar hiç karşıma çıkmadı. Bunda belki benim de suçum var. Çünkü ben de yaşamımı hep heteroseksist bir çevrede sürdürdüm; buna zorunluydum bir yerde. Kısacası, eşcinsel olduğumu kendime itiraf ettiğm 16-17 yaşımdan beri korkunç bir yalnızlık içinde yaşadım.

(..) Ne yazık ki bizim gibi kendisiyle barışık, kimliğini tanımlayabilen gey'ler gerçekten azınlıkta. Hâlâ birçoğu bunu bir utanç vesilesi olarak görüyor, bunalımlar içinde yaşıyor. Oysa bu bunalımı aşmanın tek yolu, önce kendinle barışmak, sonra da dayanışma içinde olmak. Doğal olarak - benim gibi - birçoğu kendini gizlemek zorunda, ama kendini gizlemek zorunda olmak, kendinle barışık olmaya, dayanışmaya engel değil. (...)

Geçtiğimiz hafta İstanbul Şehir Tiyatrolarının düzenlediği Gençlik Günleri kapsamında "Marjinal Cinsellikler" konulu bir söyleşiye katıldım. Orada bir konuşmacı "Tanrı, eşcinsellere, zekanın, yaratıcılığın ve yeteneklerin en büyüğünü vermiş, ama bunun için onlara çok büyük acılar çektirmiş ve bedelini böyle ödetmiştir" dedi. Gerçekten doğrudur; bugün insanlığın, evrensel sanat ve kültür değerlerini yaratanların ezici çoğunluğu eşcinseldir ve bunun için büyük acılar çekmişlerdir yaşamlarında. Heteroseksüeller, eşcinsellerin bu üstünlüklerini hep kıskanmışlar ve onlardan öçlerini üstlerinde bu cinsel baskıyı kurarak almışlardır. Evet, biz yaşamın her alanında varız, yetenekliyiz, onlar bunu biliyor ve kendi baskıcı ahlak anlayışlarıyla bizi ezmeye çalışıyorlar. Direnmemiz gereken budur. Yeteneklerimizi ve üstünlüklerimizi birleştirerek ancak, bu baskıya karşı koyabiliriz. (...)


İSTANBUL, D.Ö. (Lezbiyen)

(...) Bence, sadece ayıpları veya günahları düşünen insanların egemenliğine son verilmedikçe, dünyada boşluk içinde yaşayan ve hangi yöne çeksen o yöne gidecek insanlara daha sık rastlanacaktır.

Tabii önemli bir noktayı da vurgulamam gerekli. Eşcinsel insanlara karşı, diğer insanların yanlış bakış açıları şu: Genel olarak eşcinsel erkekleri travestilerle karıştırıyorlar. Eşcinsel bir kadını da erkek tavırlı, iri kıyım kadınlarla karıştırıyorlar. (...)


BURSA, M. (Lezbiyen)

(...) Benim görünüşümün erkeklikle alakası yok. Yani basbayağı bir kadın görünümündeyim. Makyaj yaparım, saçımı uzatırım, elbise giyerim ama erkek doğsaydım birçok şeylerle uğraşmaz, suçluluk duygusuyla, günah korkusuyla ezilip kıvranmazdım. Yani nasıl desem; her zaman yapabildiğimin en iyisini yapmaya, daha başarılı olmaya çalıştım. İyi bir örnek olduğuma da inanıyorum. Her zaman doğru düşünmemle övündüm. Ama söz konusu lezbiyenlik olunca bunalıma giriyorum. Adeta kimliğimi kaybettiğimi düşünüyorum. Neden insanların yarısından çoğu bu derece önyargılı ve acımasız? Taşrada bir hayvanla girilen bir ilişki bile neredeyse doğal kabul ediliyor. Neden G ve L'lere hoşgörüsüz davranıyorlar? Hiç kimse G ya da L'liğinin herkes tarafından bilinmesini istemez. Çünkü, bu durumda, bir alkış beklemeyiz ama aşağılanacağımızı hissederiz. Bir çok kadın L'liğini gizli yaşarsa var olur. O zaman da ruhsal problemler başlar. İnsanın hayatta en değer verdiği şey sevgi ve saygıdır. Sevgisiz bir saygı düşünebiliyor musunuz? Hayır, mümkün değil. Ezile büzüle sevgi yaşanmaz. Ama bir erkek olarak doğsaydım bunlar söz konusu bile olmazdı. Ayrıca ben de aşırı erkeksi kadınlardan ya da Osmanlı erkeklerinden hoşlanmam (Fatma Girik ya da Kadir İnanır gibi). Dediğim gibi erkek formunu rahat hareket edebilmek için istiyorum o kadar. Bir şey daha: Ben de vücudumu seviyorum. (...)

Ben kendimi sakladığımı itiraf ediyorum. Çünkü yıkıcı eleştirilere karşı direnme gücüm şu dönemde yok. Ailem duysaydı bana destek olmazdı ama onlara da saygım sonsuz. Benim yüzümden toplumdan dışlanmalarını asla istemem. (...)


İSTANBUL, (Bakışık)

(...) Ben, "lezbiyen" kelimesinin kullanılmasını hoşgörmüyorum; çünkü bu kelime kendi cinsine ilgi duyan kadından başka şeyleri de çağrıştırıyor. Bu nedenle eşcinselliği kendimce Batı dillerindeki "simetrik"in Türkçe karşılığı olan "bakışık" kelimesiyle ifade ediyorum: Bakışık ilişki, Bakışıklar toplantısı vs. (...) Gelelim "lezbiyen"in kendi cinsine ilgi duyan kadından başka neleri çağrıştırdığına. Çok basit! Tavırlarında erkeği çağrıştıran kadın; bazen "erkek düşmanı", pantolondan başka bir şey giymeyen, rakı ve sigara içen, erkeğe öykünen bir tip, yemek yapmasını bilmeyen belki de... Bu tip, lezbiyen kadınlar grubunun içinde muhtemelen belki de fazlaca vardır; ama bu durum, kelimeye atfen basın yoluyla sosyo-kültürel ortamda ağırlık ve kesinlik kazanmakta. Önce söz konusu çağrışımları bünyesinde barındıran bu kelimeyi ATMALIYIZ. Atmalıyız ki böylesi eğilimleri içinde hisseden birey, eğilimini, eğilimindeki bireyselliği kaldırıp götüren, bu ön resimle kimliğini özdeş kılıp/hissedip onu reddetmek zorunda hissetmesin kendisini. Dayatılan resmi değiştirmeliyiz kısaca. Kelimeyi atmak ve değiştirmek bunun yollarından öncelikli biri sadece. (...)


MERSİN, C. (Gey, 17 yaşında)

(...) Bir de ben gey'lerin, transseksüel ve travestilerle karıştırılmalarına tahammül edemiyorum. Ben ve dostlarım, heteroseksüel gibiyiz. Ayrılan noktalarımız ise renkli kişiliğimiz, sanatçı ruhumuz, ilişkilerimiz... (...)


MERSİN, B. M. (Gey, 18 yaşında)

(...) Ben de sizler gibi bir gey'im. Ve böyle olmaktan bir zamanlar nefret etsem de artık çok memnunum. Belki biliyorsunuzdur. Mersin, bir Gey City. Yani, çok gey var. Ama çoğu bir yaşam koşuşturmacası içinde. Herkes çok iyi gizleniyor. Çünkü, Mersin'de her şey çabuk öğrenilir.


BURSA M. (Lezbiyen)

(...) Bir konuda düşünmekten kendimi alamadım. Bildiğimiz ve farkında olduğumuz gibi eşcinsel insanlar, her toplumda, her sosyo-ekonomik kesimde varlar. İşçiden memura, işverene, ilkokul mezunundan üniversiteliye kadar. Ama KAOS'u okuyanların hepsinin anlayacağını sanmıyorum. Madem herkesin dergisi, öyleyse herkesin ortak diliyle hazırlanmış olsun. Şimdi derginin ulaştırıldığı herkes her kelimeyi bilecek kadar kültürlü mü? Eğer böyleyse Kaos yalnızca belirli bir kesime hitap ediyor demektir. Bense Kaos'un her kesime ulaşmasını istiyorum. Kendini yalnız ve çaresiz hisseden tek bir eşcinsel arkadaş dahi kalmasın. Bu eleştiri değil, yalnızca bir fikir. Yoksa bunun dışında, Kaos GL dergisi okuduğum ve bildiğim tüm dergilerden daha anlamlı benim için. Çok daha soylu bir amaca hizmet ediyor çünkü.