Kültür Sanat

2009: Pop Müzikte Bir Dönemin Sonu

Pazartesi, 28 Aralık 2009

2009 yılında müzik sektörü  muhtemelen, Michael Jackson’ın muhteşem geri dönüş planları  yaparken, ani bir şekilde aramızdan ayrılmasıyla ve müzik dünyasını  acıya boğmasıyla hatırlanacak. Bizim gibi seksenlerde çocukluğunu yaşamış bir nesil, 'Moonwalker’ı, 'Billie Jean’ı, 'Bad’i ve o masalsı dünyayı asla unutamayacak. Yaşamı ve ölümü hakkındaki tartışmalar asla bitmeyecek gibi gözüküyor. Bence asıl önemli olan, bize bıraktığı muhteşem şarkılar ve sinema sanatıyla yarışan video klipler. Skandallar, büyük sanatçıların büyük başarılarına ödetilen bedeller gibi geliyor bana. Ödenmemesi gereken ama zorla ödetilen bedeller… Meyve veren ağaç taşlanıyor. Bayatlayan atasözleri de her zaman doğruluğunu kanıtlıyor. 


Kanımca, Anastacia ile başlayan ve Amy Winehouse, Norah Jones gibi isimlerle devam eden müzikte 'farklı kadın vokaller' akımı 'Pink’in büyük patlamasıyla daha renkli bir hal aldı. Robbie Williams’ın kadın versiyonu gibi gördüğüm 'Pink' müziği her ne kadar biraz 'kaba' da olsa cesareti dolayısıyla pop müzik sektörüne yeni bir soluk getirdi. Klipleriyle de kendinden epey bahsettirdi. Türkiye’de bir 'Pink' konserine gidemediğime pişman olsam da, Londra’da daha sert tavırlı ve sulandırılmamış rock versiyonu 'Skin’i izlemiş olduğum için daha mutluyum. Lily Allen’in  “F.. You very much” nakaratlı şarkısına homofobi ve ırkçılık karşıtı bir derneğin çektiği alternatif klip çok ilgi gördü. İngiltere’de bir numaraya yükselen Lily Allen’ın şarkısı pozitif bir rüzgar yarattı.

'Lady Gaga' ve 'The Gossip' gibi farklı, sektöre göre hafiften marjinal, renkli isimler bu yıl sağlam çıkış yaptılar. 'Lady Gaga’nın moda anlayışı ve 'David Bowie' tadındaki dikkat çekici kıyafetleri, ilginç sesiyle, tavrıyla bahsedilmeye değerdi. 'The Gossip' ise gerçek bir indie grubun ana akıma dahil olmasının başarısının hikayesiydi.

Neredeyse 150 kilo gibi duran 'şişman' sayılacak bir kadının, parlak kıyafetlerle ve iddialı makyajıyla, zenci kadınlara taş çıkartan sesiyle, yenilikçi rock altyapılarıyla ana akıma meydan okurcasına başarılı olması, insanların artık benzer imajlardan sıkıldığının bir göstergesiydi bana göre.

Benzer bir etkiyi Susan Boyle’un, İngiltere’de rating rekorları kıran bir pop star yarışmasından 47 yaşında, 'bakımsız' görünen haliyle satış rekorları kıran bir yıldıza dönüşmesinde yaşadık.
Şöhrete ulaşınca 'süslenmeye'” mecbur bırakıldığında, eski halinin doğallığını arar oldum. Bana sorarsanız tüm bu yenilikler ve ilginç durumlar, Marilyn Manson’un sivriliğinden ve imaj-maker’ların kendisine özenle giydirdiği gothic kıyafetlerden ve kliplerden daha radikaldi.

Gittikçe azalan albüm satışları ve plak şirketlerinin şarkı  satmak için online yollar arayışı, korsan şarkı indirmenin sınır tanımadığının ve bir türlü engellenemediğinin göstergeleriydi.
EMI gibi büyük şirketlerin küçülmesi hatta batması da satışların hazin bir durumda olduğunu ispatlarken; medya patronlarının, müzisyenlerin ve bu işten ekmek yiyen herkesin yaşamında dramatik etkiler yarattı. Türkiye’deyse satışlar dibe vurdu…

Ülkemizden, Emre Aydın ve Manga’nın yaş grubu belli olan fanatik yerel hayranlarının oylarıyla MTV ödüllerini alarak bizi temsil etmeleri, büyük bir sevinç yaratamasa da Türk rock ve alternatif müziği adına Eurovision başarılarımızdan daha umut vericiydi.

Redd, Vega, Hayko Cepkin, Cem Adrian gibi otantik bulduğum isimlerin MTV’de yabancı oylarla varolacağı  ve kendi müzik projelerimin hak ettiği global yerlere geleceği yeni bir yıl diliyorum…. BBC’de 'Later Show with Jools Holland' da Morrissey ile düet olabilir mesela…(tebessüm işareti)

ecedorsay@yahoo.com