Yaşam

Ne mizahı, ben gayet ciddiydim

Pazartesi, 28 Aralık 2009

Türkiye’de pek çok alanda yaşanan kavram kargaşası, eşcinsel literatür ve mücadelede de yaşanmakta. Hatta belki de diğer alanlardan daha fazla sırıtır şekilde yaşanmakta bu alanda. Geçen hafta bu köşede okuduğunuz "Pride'a mehter ne güzel yaraşır" başlıklı yazıyı şaşırmış bir şekilde karşılayıp, "mizahi bir fantezi olarak" niteleyenler bile oldu. Oysa ne mizahı, ben son derece kararlı bir istekte, daha doğrusu kaçınılmaz bir öngörüde bulunmuştum. Hatta mehter örneğinden yola çıkarak -ki ben mehter örneğini verirken gönlümden geçeni değil, yerel bir unsuru öne çıkarmıştım sadece- beni "Türk-İslamcı eşcinseller" kategorisine sokmaya çalışanlar bile oldu ki, bu niteleme bile nasıl bir kavram kargaşası içinde olduğumuzun açık bir göstergesiydi. 

İsterseniz sözünü ettiğimiz kavram kargaşasını biraz açalım. Bugün demokrasi dediğimiz değer en çok hangi kesimin diline pelesenk olmuş durumda? Muhafazakâr sağ. Peki, statükoyu en çok kim zırh haline getirmiş? Sosyal demokrat olduğu sanılan sol kesim. Peki, eşcinsellik konusunda çıkmazda olan kim yine muhafazakâr sağ kesim. Peki, bu çıkmazlık tarihsel arka plana sahip mi? Hiç değil. Geçen yazıda Cevdet Paşa'nın "Tanzimat’la birlikte oğlanlarla yatmak ayıplanır oldu" tespitine dikkate çekerek, batılılaşmayla beraber -siz buna ulusallaşma da diyebilirsiziniz- eşcinselliğin nasıl hayatın dışına itildiğinden söz etmiştik. Bu durum bile günümüzde Osmanlı’ya özlemle bakan muhafazakâr kesimin çelişkilerine çarpıcı bir örnek aslında. İslami kesimin yaşadığı eşcinsellik çıkmazı da geçmişte varolan pratikleri ya görmemekten ya da bunları dindışı olarak niteleme anlayışından kaynaklanmaktadır. Oysa Osmanlı'nın eşcinsel kesime belli oranlarda hayat hakkı tanımış olması, sanıldığı gibi dindışı bir bakışın değil tamamen dinin emrettiği şekilde davranmanın bir sonucudur. Eşcinsel yaşama şiddetle karşı çıkan Hayreddin Karaman bile son söz olarak, İslam’ın aslında bu kesime yaşam hakkı tanıdığı gerçeğini teslim etmek şeklinde olmadı mı? Daha geçenlerde Diyanet bile bu insanları rencide etmenin dine uygun düşmeyeceğini vurgulamadı mı? Aynı şekilde Vatikan'dan yükselen "eşcinseller cehenneme gidecek" dinsel ırkçılığına karşı en kesin yanıt yine "kimin cennete gideceğini ancak Allah bilir" diyen bizim Diyanet’ten gelmedi mi? Bu örnek bile homofobik düzeyde eşcinsel karşıtlığı yapan bazı İslami kesimlerin dini temelli değil ideolojik bir takım endişelerle hareket ettiklerini göstermeye yeter aslında.
  
Benzer bir çelişki sol kesimde de yaşanmakta. Hadi Onur Öymen’in Dersim kıyımı için sarf ettiği "Dersim’de de analar ağlamadı mı, analar ağlamasın diye Dersim isyanı bastırılmasa mıydı" sözlerini ve partisi CHP’yi de bir kenara bırakalım, sosyalist sol güçler bile eşcinsel mücadeleyi en çok kendi bünyelerine yakıştırmakta ya da eşcinsel mücadele sahipleri kendilerini en çok bu kesimlere yakın görmekte ısrar etmekteler. Eşcinsel mücadelenin dönüm noktası olan Stonewall isyanını bile bu çevrede sosyalist bir direniş olarak lanse etmekteler. Oysa gerçek çok farklıdır. ABD’de yaşanan olay sanıldığı gibi örgütlü sosyalist manifesto, bir direniş falan değildir. O zamanki ABD polisi eşcinsellere yönelik inanılmaz bir baskı uygulamaktadır. Bu baskı kendini en çok da eşcinsellerin uğradığı bir sokakta kendini gösterir. Bu sokakta yer alan Stonewall isimli eşcinsel eğlence barı baskıların merkezi haline gelmiştir. Polis sürekli ruhsat işini bahane ederek bu bara baskınlar düzenlemekte, inanılmaz bir tacizde bulunmaktadır. (Benzer bir baskıyı AKP iktidarının da günümüzde bu tür mekânlara uyguladığını belirtmekte yarar var) 28 Haziran 1969 tarihi bu bar sakinleri için artık bıçağın kemiğe dayandığı gün olacaktır. Eşcinsel kitle kendiliğinden bir reaksiyon göstermiş ve üç gün süren ünlü Stonewall isyanı gerçekleşmiştir. Çok merak ediyorum, benzer bir isyanı zamanında Ülker Sokak gösterebilseydi, bu tarihe devrimci sol bir isyan olarak mı geçecekti. Hiç sanmıyorum.
 
Ülkenin 12 Eylül'e hızla götürüldüğü süreçte sol öğrenci örgütlenmeleri arasında yer alan eşcinsel arkadaşına "yoldaş hareketlerine dikkat et" diyen devrimci kadınlardan Murathan Mungan'nın hikâyeleri sayesinde haberdar olmadık mı? Peki ya günümüzde Ergenekon’un avukatlığına soyunan bazı CHP'lilerin "Ergenekon ruh hastalarının ve gey'lerin uydurmasıdır" şeklindeki deha üstü saptamalarına ne demeli?
 
Kim ne derse desin LGBTT kitlenin toplumun diğer kesimleriyle sorunsuz ve aynı haklara sahip yaşaması için ne Stonewall türü tarihsel ikonlar yeter, ne de sol tandanslı sloganlar. Hepimizin umudu olan bu sonuca varmak için derin toplumsal ve felsefi dayanaklara ihtiyacımız var ki, bana göre bu dayanak tarihimizde ve geleneklerimizde yeterince mevcut. Yeter ki sağlı-sollu ideolojik saplantılarımızı bir kenara bırakalım.
 
Ben Mehter konusunda mizah değil de gayet ciddi bir tavsiyede bulunduğumu ispatlamak için düşünsel egzersizlerle meşgulken, imdadıma son günlerde kaosgl.org'a düşen iki yazı yetişti. Biri Ekrem Bilginer'in "Soho ne yana düşer?" yazısı, diğeri de "Amerikan muhafazakâr sağı Afrika'da homofobiyi körüklüyor" başlıklı enfes araştırma. Tam bir "Körün istediği bir göz Allah verdi iki göz" durumu.
Anadolu'dan özgürlükler ülkesi Britanya'ya adım atmış genç bir Anadolulu gey'in ünlü eşcinsel sokağı "Soho" ve bu ülkedeki pride şenliklerine ilişkin gözlemlerinden oluşan yazıya şöyle bir göz atalım:
 
"Tüm gün boyunca şehrin en merkezi meydanı 'Trafalgar Square'den tutun da 'Soho Square'a kadar her yerde konser ve showlar vardı ve yetişip görebildiğim kadarıyla her yer hıncahınç doluydu. Gece partilerle ve after partilerle ertesi günü karşılarken, çok defa sordum kendime acaba pride’da neden eşcinsel haklarını savunan bir kuruluşun organizasyonuyla karşılaşmadım diye. Acaba, ben mi bir yerde kaçırıyordum yoksa elimdeki programda mı eksik bir bölüm vardı? Tanıştığım kişiler bile sadece pride partilerinin hangisinin daha iyi olacağından söz ederken bir tane aktivistle sohbet ettiğimi bile hatırlamıyorum, en ilginciyse yıllardır ismini ezbere bildiğim, ILGA gibi organizasyonların hiç birini kortejde görememem".
 
"Hiçbir taşkınlığın olmadığı, her şeyin planlanan şekilde gittiğini görünce içimizden organizasyon ekibini tebrik etmek geldi" diyen Bilginer ve arkadaşları bakın Londra'da neyi geçirmişler içlerinden.
 
"Acaba bir sonraki seneye biz de birer Türk bayrağıyla mı katılsak ne".
 
İşte böyle. Bir tarafta, İslam coğrafyasındaki homofobiyi azdırdığı araştırmalarla ispatlanan Batı (Amerika), öte tarafta gey pride etkinliklerine Türk bayraklarıyla katılmaya özlem duyan Türkiyeli eşcinsel bireyler. Pride ve mehter birlikteliği için "mizahi fantezi" yakıştırması yapmaya çalışan arkadaşlar, taa Londralarda Türk bayrağıyla pride'a katılmayı umut edenlerin çok yakında kendi ülkelerindeki pride'lara ayyıldızlı bayraklarıyla katılma isteklerine çok merak ediyorum ne karşılık verecekler? Ayyıldızlı bayrakla barışan pride mehterle haydi haydi barışır.
 
Pek uzak durmayan bu olasılık ve yol açacağı tahminler konusunda isterseniz ben size biraz ipucu vereyim. Pride düzenleyicileri bu isteği ya kabul edecekler, ya da buyrun yan sokağa diyecekler. Benim tahminim ikincisi olacak ki o zaman da birileri Türkiye'deki pride gözlemlerini aktarırken, "İstanbul'daki coşkulu pride etkinliklerinde eşcinsel aktivist kuruluşların olmaması dikkatimizi çekti" diyeceklerdir ki naçizane benden uyarması.