İnsan Hakları

19. Yüzyıl Aliye'si İle 21. Yüzyıl Aliye'si

Çarşamba, 10 Mart 2010
Adı Selma Aliye Kavaf. AKP hükümetinin son model aileden sorumlu devlet bakanı. Türk Dili mezunu bir muallime. İsmi nedense bana Fatma Aliye hanımı hatırlatıyor. Hani şu 50lik banknotlara resmi iliştirilince çarşaf yırtan "Cumhuriyet kadınlarınca" "biz bu kadını iztemezükkk" diye karşı çıkılan şahsiyet. İki kadını analiz ettiğimde ise benzerliğin sadece ama sadece isimden ibaret olduğunu gördüm ve bir bilseniz kendime ne kadar çok kızdım. Buyurun size iki Aliye portresi. Okuyun siz de bana hak vereceksiniz.
 
Fatma Aliye
1862'de İstanbul'da doğdu 1936'da yine İstanbul'da yaşamını yitirdi. İlk kadın romancımız, ilk kadın felsefecimiz, edebiyatımızda ilk kez çeviri yapan, kadın haklarından ve kadın-erkek eşitliğinden ilk kez bahseden, hakkında ilk defa monografi yazılan yazar. Tanzimat döneminin ünlü devlet adamı Ahmed Cevdet Paşa'nın kızı. Babasının konağında özel öğretmenlerden Fransızca, tarih, edebiyat ve felsefe dersleri aldı. Yazmaya Fransızcadan yaptığı çevirilerle başladı. İlk çevirisi George Ohnet'den Volente. O dönemde edebiyatla uğraşmak kadınlar için hoş karşılanmadığından çevirisi Meram adı ve "Bir Hanım" imzasıyla yayınlandı. Sonraları "Meram Mütercimi" olarak tanındı. Birçok makalesi "Mütercime-i Meram" adıyla yayınlandı. Nisvân-ı İslâm adlı anı kitabı Fransızca, İngilizce ve Arapçaya, Udî adlı romanı Fransızcaya çevrildi.
 
Fatma Aliye Hanım'ın felsefeye merakı gençliğinde başladı. Olayları dikkatle incelemesi, çeşitli ailelerdeki gözlemleri onu felsefeye götürdü. Felsefeye merakı arttıkça daha çok kitap okudu, babası ve arkadaşlarıyla felsefe tartışmalarına girdi. Babasıyla birlikte Aristotales ve Platon ile İbn-i Rüşt ve Gazali'nin felsefelerini karşılaştırdı. 1904'te ilk felsefe tarihini yazdı. Thales'le başlayıp ilk çağ felsefesini anlattığı bu kitabın ikinci bölümünü İslâm Felsefesine ayırdı.
Kahramanları kadın olan öyküler ve romanlar yazdı. En önemli eseri sayılan Muhâdarât'ta bir kadının ilk aşkını unutamayacağı tezini çürütmeye çalıştı. Romanlarında zaman zaman toplumsal sorunları ele aldı, felsefeye yer verdi. Udî adlı romanında müziğin felsefe ile ilişkilerine değindi. Bu romanda, babasının etkisiyle müziğe ilgi duyan bir kızın daha sonra hayatını kazanmak amacıyla dersler vermesi anlatılır. Fatma Aliye Hanım, düşünceleri ve yaşam biçimiyle ilk kadın kadın hakları savunucularından. Döneminin toplumsal koşulları göz önüne alındığında düşünceleri ve savunduğu görüşlerin son derece cesur olduğu ortaya çıkar. Kadın-erkek eşitliğine inanan ve savunan Fatma Aliye Hanım, her iki cinsin aynı eğitim olanaklarından yararlanmasını istedi. Çok kadınla evliliğe karşı çıktı. Boşanmada kadınların da söz hakkı olması gerektiğini savundu.
 
Selma Aliye
1962 yılında dünyaya geldi. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin Türkoloji bölümünü bitirdi. Özel sektörde de çalışan Selma Aliye bir süre muallime olarak görev yaptı.
 
2002 yılında başörtülü ablası sayesinde AK Partiyle tanıştı ve aslında ablası daha çok hak ettiği halde, kendisinin başı açık diye olsa gerek 2002 seçimlerinde AKP milletvekili adayı oldu ancak seçilemedi. Selma nedimemiz tam da bavulunu toplayıp muallimeliğe dönecekken Tayyip Erdoğan, nedimesinin gitmesine razı olmaz ve "Size daha çok ihtiyacımız var" diyerek AKP'nin Kadın Kolları Başkanlığı görevine getirilmesine önayak olur.
 
Başarısız olduğu seçimde son sıralardan aday olan Nedime, ikinci sıradan aday gösterildiği 2007 genel seçimlerinde AKP Denizli milletvekili olarak meclise girdi. İlk kadın Denizli milletvekili oldu. Mecliste Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Sözcülüğü ve Peru Parlementolar Arası Dostluk Grubu Başkanlığı görevlerini yürüttü. Başbakan Tayyip Erdoğan büyük ihtimalle Fatma Aliye'ye benzettiği Nedimesi'nden o kadar memnundur ki 1 Mayıs 2009'da gerçekleşen kabine değişikliği sonrası onu Aileden Sorumlu Devlet Bakanı olarak 60. Hükümete alır. Selma Nedime evlidir, ancak Başbakan'ın salık verdiği gibi 3 değil 1 çocuk annesidir. Zaten nedimeyi fikri açıdan Başbakan'dan ayıran tek ayrıtı da budur. Selma Aliye, Avrupa Parlamentosu'na eşcinsel evlilikler ve eşcinsellerin evlatlık hakkı konularında Türkiye'nin çekincelerini ve bu alandaki farklı yorumunu parlamentonun bildirisine ekleme başarısı göstermiştir. Aileden sorumlu bakan olduğu ülkede genç kızlar diri diri toprağa verilirken, eşcinsel ve transeksüeller öldürülürken, Aşkı Memnu benzeri dizilerin şifreli yayınlanması için var gücüyle çalışmakta, bu tür çalışmalarından arta kalan boş zamanlarında ise Kurtlar Vadisi dizisini izlemektedir. Selma Aliye bununla da yetinmeyip, ülkesinde LGBTT’ler bu kadar ayrımcılığa uğradığı halde verdiği demeçte "Biz eşcinselliği hastalık olarak görüyoruz. Tedavi edilmeliler" diyebilmiştir. Bakan Selma nedimenin, 21. yüzyıl'da verdiği bu demeçten sonra eşcinselliği hastalık olarak görme hastalığına yakalandığı fark edilmiş, acilen tedavi altına alınmıştır. Bu nedenle Penguen dergisine kapak olmuştur.
 
50 liralık banknotlara resmi konuldu diye banknot avcılığına çıkan CHP'li çarşaf avcılarının karşı durdukları Fatma Aliye'nin de tıpkı Selma Aliye gibi "başı açıktır". Tesadüf müdür bilinmez ikisi de iki farklı yüzyılın 62 senesinde dünyaya gelmiş. Belki bu yüzden Selma Aliye'ye bu isim verilmiştir. Kimbilir? Zaten doğum tarihlerindeki bu tesadüf dışında hiçbir benzerlikleri yoktur. Zira Fatma Aliye bu çağda yaşamış olsa hiç kuşkusuz Selma Aliye'nin tam zıddı bir tavır takınırdı. O yüzden benim naçizane düşüncem CHP'li kadınların benim gördüğüm önemli farkı görüp Fatma Aliye'yle barışmaları. Bir tarafta eserleri 1893 yılında Şikago'da Dünya Kadın Kütüphanesi Katalogunda sergilenmiş olan Fatma Aliye, öte tarafta 21. yüzyılda verdiği çağdışı demeçler nedeniyle mizah dergilerine kapak olan Selma Aliye.
 
Nasıl, bana hak verdiniz değil mi? Gerçekten de iki Aliye'yi benzettiğim için kafamı duvarlara vursam yeridir.