Yaşam

Hayatın Provası

Perşembe, 25 Mart 2010
Fırtınalar esiyor her yerde…İçimdeki fırtınalarla bir değil elbet…Senelerce alın teriyle kazanılmış değerlerin bir anda silinmesi ve bir anda ortaya çıkması alışılmış bir durum mudur? Kuru gürültü gibi gelen tüm şarkılar insanı yorar ve bozar, bu bilinen bir gerçektir. Metaforlarla yaşamıyoruz artık o yüzden bırakalım da bazı cümleler metaforlara boğsun bizi… Her gün ağzının içine bakılan güç insanlarının affedilmez hataları, bir romantiğin anlamlı hatalarıyla kıyas kabul etmez…

Sürekli kan ağlayan pıhtılaşmış yüreklerin, bir internet sitesinden atışmaları çok alışıldık bir manzaraya dönüşmüştü. Kırmızı şehrin karanlığında değil kırmızı gülün karanlığında kaybolmak tam da bu yüzden daha anlamlıydı. Gözleri kamaşan renksiz yüzler acaba güneşe dönseler, bizlere de bir ışık hüzmesi bırakırlar mı? Yüksek topuklu ayakkabıların arşınladığı zengin kaldırımları, yağan yağmurun sesini duymaz. Gösterişin ucuz planında yer almak istemeyen göçebe ruh, kendi iç savaşlarında ve şiirselliğindedir. Seyahati, kendi içine doğrudur. Dışarıdan alacağı ilham nesnelerini cımbızla seçer. Ortalık kirlidir çünkü. Her nesneye özne olmak, gerçek ruhlara yakışmaz.

Oscar Wilde der ki; "Sadece aptalların ciddiye alındığı bir dünyada yaşıyoruz. O halde ‘beni anlamıyorlar’ diye üzülmek niye?. Ne kadar çok kişi benimle aynı fikirdeyse, o kadar çok yanıldığımı düşünürüm" Peki bir twitdaş ne der; “Heteroseksüel erkeklere, ‘aşkın karşılıksız da olabileceği’ eğitimi verilse, liselerde ders olarak anlatılsa, dönem ödevleri verilse..” gerçekten iyi olurdu. Erkek iktidarını sorgulayan bir dersi tabii kim vermek ister acaba? Bu cümleler çok önemli. Çünkü mesele sadece yönelimler değil. Mesele kimlik ve bireysellik belki de... İnsanın bakış açısını sınırlayan her türlü dogma, belki de sorgulanmaya mahkûmdur. Barışın olduğu yerde kadına baskı da olmaz. Erkek egemen toplumlar, kadınları bastırmak için her yolu dener. Slogan gibi duyulan ama üzerinde düşünülmesi gereken çok cümle var.

Yoksul kalmamak için ruhumuzdaki zenginliği kovalayan biz üretken insanlar belki de gerçek yoksulluğun ruhlarda olduğunu çoktan anlamıştık. Elbette gerçek anlamda bir yoksuldan öğreneceğimiz çok ders var. Sadece yoksulluk kelimesinin ne kadar çok manaya gelebileceğini vurgulamak amaç… Yoksunluk da öyle... Eşya üzerinden değil, kişisel özellikler, yetenekler ve yaşama sevinci olarak da algılanabilecek terimler…

Bu yazımda aklıma esenlerden, ruhuma konan kuşlar ile daldan dala kondum. Yorgunlukları biriktirmiş, hüzünlerden rüyalar örmüş ve umutlardan bir ev yapmış, kendi kendisiyle yıkanıp temiz kalan bir ruhun uğraşları cümlelerin incilerinde gizlidir. Bazen farkında olmadan yazdıkları da bir şeyler öğretebilir insana…Yazarak kendimizi tanımıyor muyuz zaten? Keşke daha felsefik düşüncelerin prim yaptığı ve olaylara daha teorik yaklaşılabildiği bir dünya veya dönemde olsaydık. Belki o zaman gündemi kaplayan bütün sorunlar en temelinden tartışılabilir, Antik Yunan filozoflarına özel engin dünyaların kapılarını açıp sığ yerlerde sıkışmazdık.

Mutluluklarını pazarlamaya çalışan insanlar ne kadar yoksun ise, kendi başına uçabilen kartallar da o kadar zengindir benim hayat görüşümde…