Sağlık / Ruh Sağlığı

“Yalnız bir kadın” olarak lezbiyen

Çarşamba, 11 Ekim 2006
Haber: Kaos GL
Kısa süre öncesine kadar lezbiyenlik gelişimsel bir sorun, bir rahatsızlık olarak görülüyordu. Şimdiki çalışmalar gösteriyor ki lezbiyenler psikolojik uyum açısından heteroseksüel kadınlardan ayırt edilemezler. Fakat lezbiyenler, eşcinselliğe hoşgörüsü olmayan bir toplumda yaşamanın kayda değer zorluğunun üstesinden gelmek zorundadırlar. Bu makale "yalnız kadın" kültürel etiketinin lezbiyen kadınlar için yarattığı sorunları ve zorlukları tartışıyor.

KAOS GL

Nanette Gartrell

Tarih boyunca lezbiyenlik şeytancıl, günah dolu, yasa dışı, doğru yoldan çıkış, sapkınlık ve antisosyallik olarak değerlendirildi. Lezbiyenler tamamen cinsel yönelimlerinden dolayı Ortaçağ boyunca cadı diye yakıldılar ve II. Dünya Savaşında toplama kamplarında ölüme mahkum edildiler. Yakın tarihlerde ise, toplumsal önyargılardan dolayı, polis baskısına, şantaja, iş hayatında ayrımcılığa maruz kaldılar. Lezbiyenlere karşı yapılan bu ayrımcılığın gölgesinde, bazı lezbiyenlerin bu zor ortamla mücadelede yardım için psikiyatra başvurmaları şaşırtıcı olmamalı.

Yüzyılın başlarında psikiyatrlar, lezbiyenliği gelişimsel bir bozukluk olarak görüyorlardı, ve heteroseksüelliğe dönüştürmek psikoterapinin en temel amacı olarak düşünülüyordu. Freud bir lezbiyenle ilgili ilk detaylı çalışmasında ("The Psychoanalysis of a Case of Female Homosexuality"), anne saplantısı, penise karşı kıskançlık ve anne ilgisizliğinin onun cinsel yöneliminin gelişimine katkıda bulunduğunu varsaymıştır. Freud, bu hastasının "herhangi bir rahatsızlığı" bulunmadığını belirtmiş olmasına rağmen, lezbiyenliği Oedipus kompleksinin yetersiz çözünmesinden kaynaklanan bir "anormallik" olarak tanımlamıştır. Hemen ardından, 1932 yılında "On Female Homosexuality" isimli makalesinde Deutsch, lezbiyenliğin daha patolojik bir görüntüsünü sunmuştur. Kuramı onbir lezbiyen hastanın analizi üzerine temellenmiştir.Lezbiyenliği sadist bir annelik ve yetersiz kalan babalık bileşkesinden gelişen bir "sapkınlık" olarak tanımlamıştır. Lezbiyenliğin, babanın başka kadınlarla olan cinsel ilişkilerinin anneye yönelik aşırı öfkeye dönüşmesi ile bağlantılı olarak babanın ev hayatından elini eteğini çekmiş olmasının sonucu olarak düşünmüştür.

Freud ve Deutsch tarafından sunulan lezbiyenliğe patolojik bakış açısı, sadece ufak değişikliklere uğrayarak sonraki kırk yıl boyunca literatürde yer almıştır. 1954'de Caprio lezbiyenliği narsistik bir "otoerotizm uzantısı" olarak tanımlamıştır. Diğer kuramcılar klitoral takıntı, erkeklere olan korku, reddedilme korkusu, ırza geçme ve aile içi cinsel tacizleri içeren cinsel suistimaller ve ebeveynlere karşı hissedilen çelişik duyguların lezbiyenliğe katkısı olduğunu ileri sürmüşlerdir.1967'de 150 psikoanalist hakkında Kaye tarafından gerçekleştirilen bir araştırmada da rapor edildiği gibi, lezbiyen hastalar üzerindeki klinik gözlemler lezbiyenliğin "hastalık" modeline uyum sağlamıştır. Kaye çalışmasında, psikoanalistlerin lezbiyenliği "normal heteroseksüel gelişimin sakatça engellenmesine tepki olarak yoğun bir uyum" şeklinde gördüklerini belirtmiştir.

Lezbiyenlik hakkındaki kuramların genel nüfus üzerindeki denetimli çalışmalar yerine psikiyatrik tedavi altındaki lezbiyenler hakkında klinik gözlemlerin üzerinde temellendirdiğinin altını çizmek önemlidir. Bu kuramlar 1960'ların başlarında sıkı bilimsel araştırmalara maruz kalmaya başladıklarında, geçerliliklerinden ciddi olarak şüpheye düşüldü. Armon lezbiyenler ve heteroseksüeller kadınların Rorschah protokolleri üzerinde çalıştı ve olgunluk ve psikolojik uyum açısından hiçbir fark bulmadı. İki bağımsız araştırmacı, Hopkins ve Siegelman, lezbiyenler nevrotizm profilinde heteroseksüellerden hiçbir fark göstermediler; Siegelman'ın çalışmasında ise lezbiyenler toplam nevrotizmde heteroseksüel kadınlardan az, amaçlılık ve kendini kabullenmede ise daha çok puan topladılar. Freedman, genel uyumda lezbiyenler ve heteroseksüel kadınlar arasında bir farklılık bulmamış olmasına rağmen, lezbiyenlerin az sıklıkta iş değiştirme, iş tatmini ve kendini gerçekleştirme gibi konularda, heteroseksüel kadınlardan daha çok puan topladıklarını rapor etmiştir.

Buna benzer olarak, başka çalışmalarda da lezbiyenler, kendine güven konusunda heteroseksüel kadınlardan daha çok puan topladılar. Geçtiğimiz 20 yılda lezbiyenlik çalışmalarını gözden geçirmek bu makalenin içeriği olmamasına karşın, veriler açıkça gösteriyor ki psikolojik uyum açısından lezbiyen ve heteroseksüel kadınlar arasında önemli bir farklılık yoktur. Amerikan psikiyatrisi lezbiyenliğin "hastalık" olduğu olgusunu terk etmeye başlamışken, pek çok psikiyatr lezbiyenliği yaşanabilir alternatif bir yaşam tarzı olarak anlamada yetersiz çalışmalar yarattıklarını fark etti. Gerçekten de çağdaş toplumda lezbiyen olmanın riski, zorluğu ve yararları üzerine görece az miktarda yazılıp çizilmişti. Lezbiyen kadının yaşamdaki annelik statüsünün psikolojik etkileriyle ilgili konu literatürde çok az ilgi çekmişti. Evli olmayan bir kadın, cinsel yönelimini saklı tuttuğu halde, otomatik olarak yalnız ve heteroseksüel kabul ediliyor. Psikiyatrların bu durumun lezbiyen kadın için yarattığı sorunların farkına varmaları önemlidir, çünkü bu sorunun başarılı bir şekilde çözümlenmesi sağlıklı bir lezbiyen yaşam tarzına uyum için zorunludur.

"CLOSET"DEKİ YAŞAM

Lezbiyenlere karşı yaygın ayrımcılıktan dolayı, Birleşik Devletler'de cinsel yönelimlerini saklı tutmayı veya "closet" kalmayı tercih eden 10 milyon gibi muazzam bir çoğunlukta lezbiyen olduğu tahmin ediliyor. "Closet" lezbiyen, cinsel yönelimini açıklaması durumunda pek çok kayba işi, evi, ekonomik güvencesi, ailesi, arkadaşları ve ya çocukları uğrayacağını düşünen kadınlar anlamına gelir. Sonuç olarak "closet" kadın sürekli olarak kim olduğunu ve gerçekte kimi sevdiğini reddederek çift başlı bir yaşam sürmek zorunda kalır.

"Closet" yaşam çok yalnız ve yalıtılmış bir tecrübedir. Bu çok sınırlı bir yaşantıdır, çünkü closet lezbiyen gerçek hislerini gizlemek için duygusal tepkilerini sürekli denetlemek zorundadır. Evinin dışındaki her tür gezintisinde hatta markete alışverişe gittiğinde bile closet lezbiyen aşık olduğu kişiye karşı çok fazla ilgi, sevecenlik, duygusallık göstermemek için dikkatli olmak zorundadır. Closet lezbiyen daima cinsel yönelimine ilişkin kazara ipucu verdiğini belirlemek için her tür sosyal ilişkisini analiz etmeye çok zaman harcar. Ayrıca yaşam tarzının mahremiyetini sağlayabilmek için yakın arkadaşlarını seçerken de çok ayırdedici davranması gerekir. Closet lezbiyen için hayatının büyük bir kısmını dünyanın geri kalanından gizlerken kendi hakkındaki olumlu düşünceleri koruyabilmek sık sık zorluk çıkarır.

Closet bir yaşantı içinde olmak, birisinin lezbiyenliğini saklamasından daha çok şey içerir. Evli olmayan lezbiyen için, closet olması, bekar ve heteroseksüel olduğuna ilişkin sabit fikirlerle yüzleşmesi anlamına da gelir. Sık sık onlara ilgisizliği hakkında dürüst açıklamalar yapmaksızın erkeklerle çıkmak ikilemiyle karşı karşıya gelir.Erkeklerin, ilgisizliğini kişisel bir red olarak algılamaları sorunuyla da baş başadır. Closet lezbiyen, iş ilişkileriyle ilgili sosyal etkinliklerden de çekinebilir, sakınabilir. Yalnız bir kadın olduğu için, bu etkinliklerde ona bir erkeğin eşlik etmesine zorlanır, bu konuda ikna edilmeye çalışılır. Bu görünen anti sosyal davranışlarından dolayı meslektaşlarından gelen eleştirilere katlanmak zorunda da kalır. Son olarak, ailesinin evlenmesi ve çocuk sahibi olması için yaptığı korkunç baskıları tecrübe eder. Ailesinden lezbiyenliğini gizlemek genelde karşılaştığı problemler arasında en zor olanıdır. Bu, ailesi evliliğe karşı ilgisizliğini kişisel bir red olarak yorumlayan lezbiyenler için de kısmen geçerlidir. Ailelerinin, kızlarının evlenmedeki başarısızlığından dolayı olan hayal kırıklıkları, insanlar tarafından sosyal bir yetersizlik olarak algılanır.

Çift başlı bir yaşamdan kaynaklanan zorluklar bazı lezbiyenler için psikiyatrik tedaviyi gerekli kılar. Kişisel eğilimlerinin tedaviye engel oluşturmaması, lezbiyen hastaları olan psikiyatrlar için çok önemlidir. Depresyon, anksiyete, yalnızlık ve yalıtılmışlık özellikleri, hastanın yaşadığı sosyal koşullar göz önünde bulundurularak anlaşılmalıdır. Bazı koşullarda; lezbiyenliğe yönelik sosyal tavır oldukça düşmancadır, bu durumda psiko terapi lezbiyen hasta için sadece bir destek olabilir. Hastanın "kendisini anlaması" çabasındaki anksiyetesi ile ilgisi olmayan kişisel ilişkilerinin kaynağını keşfetmek, hasta ve terapist için önemlidir.

1. Durum:

Bayan A, tıp uzmanlık sınavının sonucunun yarattığı depresyonlarından dolayı öğrenci sağlık servisine başvuran 26 yaşında, siyah bir tıp öğrencisidir. Uzmanlık sınavı danışmanının pek çok kereler ona çıkma teklif ettiğini ve bu davetleri zaten bir ilişkisi olduğunu açıklayarak reddettiğini söyledi. "Danışmanı" evine telefon açtığında telefona çıkan öteki kişi bir kadın olduğu için A'yı kendisine yalan söylemekle suçlamış. Sınavın sonunda, danışmanı, hocalarına onun yetenekleri hakkındaki olumsuz düşüncelerini bildirmiş. Bu düşünceler, A.'nın sınavı oldukça düşük bir notla geçmesine neden olmuş.

A.'nın bir lezbiyen ilişkisi var, fakat okuldakilerin bunu bilmesini istemiyor. Uzmanlığını jinekoloji dalında yapmak istiyor ve lezbiyenlere yönelik önyargılardan dolayı istediği programa kabul edilmesi engelleniyor. Bu değerlendirme onu bir miktar alt üst etmiş, çünkü daha önceki sınavları başarıyla vermiş. Tedavinin sonunda A.'nın tıp fakültesine şikayet dilekçesi sunmak konusunda karar vermesine yardım edildi. A., terapistine uzmanlık sınavında kendininkine benzer sorunlarla karşılaşan diğer gey tıp öğrencilerini bulmak istediğini söyledi. Terapist ona kendi okulunda ayda bir toplantı yapan bir grup gey öğrenci hakkında bilgi sağladı. Bu grup içerisinde, A. benzer bir sorunla yüzleşmek zorunda kalan başka bir lezbiyen öğrenci buldu. Bu öğrenci, lezbiyenliği hakkında hiçbir açıklamada bulunmadan, sınavı geçmeyi başarmıştı. Onun yardımıyla, A. okula şikayette bulundu ve değerlendirmesini değiştirdi. A.'nın durumu gösteriyor ki, bu tür engellerle karşılaşmadığı sürece cinsel yönelimi onun için asla bir sorun oluşturmuyor.

COMING OUT

"Coming Out", bir lezbiyenin yaşam tarzı ve cinsel yönelimi hakkında daha fazla gizleyici olmaması anlamına gelir. Bir lezbiyen için coming out yaşamını yeniden yapılandırmasıdır. Coming out, yalnız heteroseksüel bir kadın olduğu hakkındaki yanlış düşüncelere artık izin vermeyeceği bir noktaya gelmesi demektir. Coming out, bir lezbiyen için kendini nasıl algılayacağı, kendi cinselliğine bakış açısı, yaşantısını nasıl oluşturacağı, topluma kendisini nasıl sunacağı gibi birçok kişisel kararı içerir. Ayrıca coming out lezbiyenliğini dediğim dedik ve gerektiğinde düşmanca bir topluma kabul ettirme mücadelesini içeren yaşam boyu bir süreçtir.

Coming out, kişisel ve sosyal bir süreç olduğu kadar, politik bir süreçtir de. Geleneksel toplumsal beklentilerden dolayı lezbiyenlik varoluşunda pek çok çatışma içerir. Erkeklere bağımlı olma konusundaki isteksizliğini, gönülsüzlüğünü savunurken, diretirken, lezbiyen geleneksel erkek egemenliğinin kültürel kabullenimine bir tehdit oluşturur. Bunun gibi, coming out lezbiyen kadınlara yönelik kişisel, sosyal, yasal ve politik ayrımcılığa karşı mücadeleyi de içerir. Lezbiyenlikle ilgili mitler Amerikan toplumunda hala süregeldiği için, coming out kişinin yaşam tarzını kamuoyuna açmasına ilişkin politik kararı, lezbiyenlik hakkındaki toplumsal tavrı değiştirmek anlamına da gelir.

Genelde, coming out daha dürüst kişisel ilişkiler geliştirmek için bir fırsat olarak görülür. Aile ve arkadaşlarla düzene girmiş ilişkiler, kaçınılmaz olarak bir lezbiyenin kendine güvenini ve kendi değeri hakkındaki olumlu düşüncelerini arttırır. Cinsel yönelimi hakkında daha fazla yalan söylemek zorunda olmadığı için, etrafındaki insanlarla hayatının sevindirici ve olumlu yönlerini de paylaşabilir. Ayrıca lezbiyenliğinden dolayı sorunlarla karşılaştığında, destek için ailesi ve arkadaşlarından yardım isteyebilir.

Bir lezbiyen için coming out'un belki de en önemli yararı, diğer lezbiyen topluluklarla ilişkiye girme olanağıdır. Lezbiyen alt kültürü, lezbiyenlere eğlence ve çeşitli konularda hizmet sunan, muazzam büyüklükte, sosyal, politik, sanatsal, tıbbi, psikoterapik ve yasal bir organizasyonlar ağıdır. Bu lezbiyen topluluklar alanı kendini açıklamış bir lezbiyenin aynı düşman toplumda artık yabancılaşmış hissetmemesini de güvence altına alır.

Psikoterapi lezbiyen kimliği ile kişisel, sosyal ve mesleği ile ilgili alanlar başta olmak üzere çeşitli alanlarda dallanıp budaklanarak kendini ortaya koymayı düşünen lezbiyenlerle ilgilenir. İş ayrımcılığı, nezarethaneler, fiziksel saldırılar ve aile tarafından red gibi olası sorunlardan kaynaklı endişeler bu devredeki en yaygın kaygılardır. Psikoterapist, lezbiyenin coming out'un faydalarının kendini açığa vurmanın zorluklarından daha fazla olup olmadığına karar vermesine yardımcı olma becerisine sahip olmalıdır. Ayrıca terapist, bir kadın, lezbiyenliğinden dolayı yasal bir ayrımcılıkla karşılaştığında mahkemede tanıklık yaparak da yardım etmelidir.

2.Durum:

Doktor B. iki yılını coming out kararı üzerine psikoterapide geçirmiş, otuz yaşında, beyaz bir pratisyen hekim. Psikiyatri uzmanlığına başvurmuş ve özel bir ilişkisi olmadığına dair yalan söylediğinden, sonradan kendini iyi hissetmemiş. Hastalarına karşı dürüst olmazsa doktorluk yaşamında çeşitli zorluklarla karşılaşacağını düşünüp uzmanlık görüşmelerinden önce artık kişisel yaşantısı hakkında yalan söylememeye ve bir lezbiyen olarak kendini rahatsız hissederse uzmanlık programına katılmak istemeyeceğine de karar vermiş.

Başvurduğu programlardan birine kabul edilmemiş. Reddedildiği bu programda mülakatçılardan biri onun lezbiyenliğinden oldukça rahatsızmış. Mülakatçı ona erkeklerle tatmin edici ilişkiler kuramadığından dolayı lezbiyen olduğunu düşündüğünü söylemiş, ve ona gerçekte gizlice bir erkek isteyip istemediğini sormuş. B. iki soruyu da olumsuz yanıtlayınca, ona ilişkilerinin tek gecelik olup olmadığını sormuş. B. de sekiz yıldır tek eşli bir ilişki içersinde olduğunu, fakat bu konunun uzmanlıkla bir ilgisi olduğunu düşünmediğini söylemiş. Mülakatçı programa kabul edilmesi için insanlarla normal ilişkiler kurmuş olması gerektiğini, lezbiyenliğinin ise buna engel olduğunu söylemiş.

Görüşmelerden birinde böyle olumsuz bir durumla karşılaşmış olmasına rağmen, diğer programları başarılı bir şekilde kazanması, açılma konusunda doğru bir karar verdiğine ilişkin güvenini arttırmış. Daha sonra, sadece kişisel hayatı hakkında açılabildiği değil, ayrıca kendisi gibi insanlara yardım edebildiği bir eğitim programına katıldı.

YALNIZ LEZBİYENLER

Yalnız bir lezbiyen, lezbiyen olduğunu düşünen fakat genellikle lezbiyen bir ilişki içersinde olmayan bir kadındır. Bir lezbiyen çeşitli sebeplerden dolayı yalnız kalmış olabilir: (1) Henüz ilişki kurmak isteyeceği gibi bir kadın bulamamıştır; (2) varolan bir ilişkisi yeni bozulmuştur; (3) bazı nedenlerden dolayı bu tür bir ilişki yaşamak istemiyordur veya (4) sevgilisi yakınlarda ölmüştür. Bir kadının yalnız bir lezbiyen olarak yaşamın zorluklarına nasıl göğüs gereceği, onun kişisel ve toplumsal kaynaklarına bağlıdır.

İlişkiler, lezbiyen kadınlar için tarihsel olarak çok önemlidir. Geniş lezbiyen alt kültürlerinden önce, lezbiyenler bir topluluk desteğinden yoksundu. Ailesi tarafından terk edilmiş ya da dini ibadetlerden dışlanmış lezbiyenler, kendilerini toplum ayrımcılığından yalıtmak, uzak tutmak için sevgililerine bağlanırlardı. Sevgililer, sadece cinsel eş ve yakın arkadaş olarak görülmeyip, düşman çevreye karşı genel bir koruyucu olarak da görülürdü. Bu nedenle, lezbiyen ilişkilerin bozulması, desteklerin yok olması anlamına gelirdi.

Lezbiyen topluluklarının ortaya çıkması, lezbiyenlerin özel ilişkileri dışında da destek ağları geliştirebilmelerine önayak oldu. Bir ilişkinin bozulması hala zor olmasına karşın, lezbiyen toplulukları içindeki çeşitli destek grupları ve ruhsal sağlık organizasyonlarının varlığı, bir ilişkiden yalnızlığa geçişi daha az acı verici hale getirdi. Lezbiyen topluluklarının çalışmalarının çok az düzeyde kaldığı kırsal kesimde yaşayan lezbiyenler arasında, bozulan bir ilişki sonrası üstesinden gelinemeyen keder, ağır depresyonlar, dindirilemez yalnızlık hissi belirtileri çok yaygındır.

Yakın zamanlardaki kanıtlar göstermiştir ki, bir ilişkinin bozulması sonrasında lezbiyenler, bazı heteroseksüel kadınlardan daha çok uyum sağlama kapasitesi göstermiştir. Tahmin edilebileceği gibi, lezbiyenler, ekonomik ve toplumsal olarak ayakta durmayı öğrendikleri için geleneksel rolleri seçen heteroseksüel kadınlar ilişki bitiminde kendilerini daha aciz hissetmeye yatkındırlar. Heteroseksüel kadınların boşanma ve eşin ölümü sonrasında yaşadıkları parasal sıkıntılar, lezbiyen kadınlar arasında daha az görülür. Çünkü onlar genelde ekonomik bağımsızlıklarını sağlamışlardır.

Yalnız kalmayı tercih eden lezbiyenler hakkında da bir iki şey söylemeden, yalnız lezbiyenler hakkındaki bir tartışma bitirilemez. Bu kadınlar, tekil bir ilişki içersinde olmak yerine, serbest olmayı tercih ederler. Çeşitli yakın arkadaşlarından yaşamsal destek sağlarlar belki, ama tek eşli cinsel ve duygusal bir ilişki içersine girmemeyi tercih ederler. Yalnız kalmayı seçmiş lezbiyenler, diğer kadınlarla geleneksel olmayan ilişkiler kurmaya çalışarak, kendilerine kişisel gelişimleri için büyük olanak sağlarlar.

3.Durum:

Doktor C., 20 yıllık lezbiyen sevgilisinin ölümünden sonra, psikoterapiye giren 59 yaşında, İngilizce profesörü, beyaz. Diğer lezbiyenlerle ilişki kurma olanağı çok az olan küçük bir üniversite kasabasında yaşıyor. Sevgilisinin ölümü sonrasındaki üzüntülerine ek olarak, bir daha yaşantısını paylaşabileceği başka bir kadın bulma olanaksızlığının umutsuzluğu içine düşmüş.

Terapide, C. sevgilisinin ölümüne ilişkin pek çok konuda çaba sarf etti. Üç ayın sonunda C. terapistine yaşlı lezbiyenlerden oluşan bir destek grubu bulma olasılığını sordu. Terapist, yakınlardaki büyük bir şehirde, bu tür bir grup buldu. Bu toplulukta C., sevgilisinin ölümünden sonra uyum sağlamada çektiği zorluklarda kendisine yardımcı olacak pek çok dost edindi.

Çeviri: Yeşim T. Başaran

Kaynak: Kaos GL, Ekim 1995, Sayı 14