Yaşam / Dünyadan

10.10.10 Belgrad Meydan Muharebesi!

Perşembe, 14 Ekim 2010


“Kosova Sırbistan’dır” sloganı atan babayiğit hetero-ortodoks kahraman vatanseverlerin profilini analiz etmek için Freud bile yetersiz kalırdı herhalde.

Atlı süvariler,
özel tim askerleri, havada uçan helikopterler, zırhlı araçlar, ağır silahlı jandarma ve polisler, tanklar manklar neler neler; adeta açık hava savaş müzesi.
 
Çeşitli paradokslar, mantıksızlıklar, iktidar savaşlarının kuklası olan bir Onur Yürüyüşü başladı ve bitti Belgrad’da.
 
Ali Can Kalan / Belgrad
Her katılımcı gibi ben de sabah erkenden kalktım ve her ihtimale karşı tüm haber kanallarını, web sitelerini ve onur yürüyüşü resmi web sitesini tekrar tekrar son dakikaya kadar tarayarak hazırlandım, yürüyüşe gitmek için. Ha neden bu kadar paranoyak bir şekilde haber sitelerini gezdiğimi sorarsanız, nedeni basit; geçen sene olduğu gibi Sırbistan otoriteleri son dakika golü atabilirlerdi. Telefonumu elime aldım ve inanın bana büyük bir endişeyle bir taksi çağırdım (neyse ki taksi sürücüsü oldukça sevimli ve açık görüşlü biriydi). İnanılmaz bir şekilde tüm yollar bomboş, in cin top oynuyor Belgrad sokaklarında. Kolluk güçleri zaten onur(!) yürüyüşü alanını bırakın şehir merkezinin yarısını çember içine almış. Taksiyle ancak Trg Slavija’ya kadar gelebildim, zaten Onur Yürüyüşü toplantı noktası olarak seçilen Manjez Park yürüyerek 5 dakika mesafede oradan. Ama 5 dakikada varmak ne mümkün. Saat 09:52 ve kolluk kuvvetleri saat 10’dan önce kimseyi Trg Slavija’dan öteye bırakmıyor. Neyse saat 10 oldu ufaktan millet kıpırdanmaya başladı, eh polisler de önce basın mensuplarından başlayarak katılımcılar da dahil olmak üzere kimlik ve pasaport kayıtlarına başladı ve göğsümüze pembe bir sticker, bileğimize barkod numaralı sarı bileklikler takıldı ilk güvenlik noktasından geçtik yaklaşık 40 dakika içinde. Ha bu arada bunun öncesinde polis benim yakınımda saldırıya hazırlanan 4 kişiyi göz altına aldı; ikisi 13 yaşlarında çocuk, biri yaşlı bir amca elinde kocaman bir plastik levha, diğeriyse orta yaşlı irice bir adam ve elinde çivileri sivrice yaklaşık 1,5 metre bir odun. Tabi bizler beklerken duyduğumuz bomba kıvamında patlama seslerini saymıyorum bile ki ödüm resmen b.kuma karıştı. Ah bir de o telaşe ve endişe içinde haber geldi gazetecilerden biri yolda gelirken ağır darpa uğramış.
 
Birinci güvenlik noktası ikinci güvenlik noktası derken bir de park girişinde üçüncü bir güvenlik noktasında kontrolden geçtik. Elimize yürüyüşle ilgili güvenlik önlemlerini içeren birer kağıt parçası tutuşturuldu. Karınca duası gibi yazıları okudum tabi ki de, iyi ki de okumuşum, yoksa yürüyüş sonunda bizi polislerin mahkumları taşıdığı zırhlı araçlara sokak kopeği gibi tıkmasına bir anlam veremezdim herhalde.

Atlı süvariler, özel tim askerleri, havada uçan helikopterler, zırhlı araçlar, ağır silahlı jandarma ve polisler, tanklar manklar neler neler; adeta açık hava savaş müzesi. 5 bin kadar görevli kolluk kuvveti tetikte bekliyor, sürekli bir o tarafa bir bu tarafa koşuşturmaca var. Eh ne de olsa binlerce faşist terörist çeşitli noktalardan atağa geçiyor. Yürüyüş güzergahındaki binalarsa zaten önceden boşaltılmış. Çevrili alana ne giriş mümkün ne de alandan çıkış. Bir tek kilise var yürüyüş güzergahında, önceden toplanan papazları hazır bir grup bahçede ellerinde haç exorcism tatbik ediyorlar biz geçerken.
 
Yürüyüş ama ne yürüyüş sormayın; zaten bir avuç insanız (basında bin kişi diyor ama yeminle yalan basın mensupları dahil 600’ü geçmez) kimse ne görüyor ne duyuyor bizi, görünürlüğümüz kendi kendimize, bir de bunun üstüne cenazeye gidiliyormuşçasına bir sessizlik. Ne bir slogan atıldı ne bir ıslık ne bir şarkı ne bir çığlık. Eh ben dayanamadım artık ve zılgıt çekmeye başladım. İşe yaradı millet azıcık canlandı. Dedim bir de slogan patlatayım, yanımda yürüyen hocam tercüme etti ben bağırdım. Ama arkadaşlar ne fayda! Milletin umrunda değil. Vardık Öğrenci Kültür Merkezi’ne (herhalde 15 dakika yürüdük genel olarak), hoppala o da ne ola ki! ‘Uyumuş uyanık eteğinin ucu yanık’ hesabi, ABD’den hediye edilmiş bir gökkuşağı bayrağı açtılar. Etrafında kimse yok 4-5 kişi tutuyor; bir tane basın mensubu da fotoğraf çekmeye çalışıyor başka da ilgilenen yok. Neyse, kültür merkezine girdik. Onur Yürüyüşü programı saat 18.00’e kadar olmasına rağmen saat 13.00’de polisler binayı boşaltmanız lazım diye anonsa başladılar. Zaten Onur Yürüyüşü güvenlik önlem bilgilerini içeren kağıtta da yazdığı üzere, program sonunda polis araçlarıyla şehrin güvenli noktalarına bırakılacaktık. Aynen de öyle oldu. Bir ufacık fıçıcık içi dolu turşucuk, sokak köpeklerini toplama timi gibi bizi topladılar zırhlı araçların arkasına üst üste oturtarak doldurdular. Devrile savrula şehrin banliyölerindeki polis merkez karakollarında indirdiler. Sonrası ise saatlerce süren yusuf yusuf durumları ve eve nasıl giderim korkuları.
Ben arkadaşların evi yakın diye onlarla gittim. Bir süre ortam sakinleşene kadar beklemek istedim. O sırada tabi TV kanallarını tek tek gezdik, inanılmaz vahşet görüntülerine tanık olduk. Bir trolley otobüs darma duman edilmiş, onlarca şahsi araç parçalanıp yakılmış, Sırbistan Demokrat Partisi ve Ulusal TV kanalı binasına molotof kokteylli saldırı düzenlenmiş, şehrin altı üstüne getirilmiş, çoğunluğu polis 120’den fazla kişi saldırıya uğramış, mobil mamografi karavanına saldırılmış içindeki pahalı tıbbi cihazlar paramparça edilmiş. İlk yardım hastanesine bile vandalistler saldırmışlar. Dehşetin boyutları rakamlarla açıklanacak gibi değil. Attıkları slogan “Kosova Sırbistan’dır” Bu babayiğit hetero-ortodoks kahraman vatanseverlerin profilini analiz etmek için Freud bile yetersiz kalırdı herhalde.
 
Çeşitli paradokslar, mantıksızlıklar, iktidar savaşlarının kuklası olan bir Onur Yürüyüşü böyle başladı ve bitti Belgrad’da. Kimileri Sırbistan’da ilk kez ne pahasına olursa olsun yapılmış olmasını büyük başarı olarak görüyor. Ama bence Sırp LGBT hareketinin 20 yıllık gelişimini bir günde 50 yıl geriye götüren büyük bir başarısızlık timsaliydi. Gay Pride konseptinden çok uzakta, içi boşaltılmış, yapmış olmak için yapılmış bir etkinlik olarak benim hafızamdaki yerini alan bir vahşet ve kıyım günü oldu.
 
Korku, stres, öfke, hazin, şok ve daha da önemlisi büyük bir hayal kırıklığı içinde sağ salim evime döndüm. Önce Naziler tarafından toplama kampına konma sürecinin tekerrürü gibi bir Onur yürüyüşüne katılma süreci. Sonra karantina altındaki yalnızların çığlığını oynadığımız, kendimi salgın bir hastalık gibi hissetmeme sebep olan izolasyon. Ve daha da önemlisi Sırbistan’daki premature LGBT aktivizminin beceriksizliğine ve başarısızlığına şahit olmak. Bir gün için çok fazla…