İnsan Hakları / Eğitim

Kuir Konferansı

Pazartesi, 25 Ekim 2010

Akademik Mastürbasyon mu? Devrimsel Adımlar mı? Kuir Konferansı 

Boğaziçi Üniversitesi’nde 21 ve 22 Ekim tarihlerinde düzenlenen Queer (Kuir – Lubunya) Konferansı, beden politikaları, trans kimlik, hegemonik dil, ataerkil toplum, biyolojik cinsiyet ile toplumsal cinsiyetin birbirinden bağımsız oluşu, heteroseksizm, militarizm, homofobi üzerine gençleri düşünmeye davet etti. Film gösterimleri de oldu. Akstivist yonetmen Aykut Atasay'ın "Travesti Terörü" adlı kısa filmi ilk gün gösterildi. Aktivist yönetmen Melisa Önel'in, Esmeray'ın hayatından kesitler gösteren ve bizi onun dünyasına misafir eden kısa filmi yüreklere dokundu. Gözyaşları zor tutuldu. Melodram tadında filan değildi sadece Esmeray’ın kendi ağzından, yaşadığı gerçekliği anlatması yeteri kadar hazmedilmesi zor bir lokmaydı izleyenler için. Uğradığı tecavüz, yediği dayaklar, başına gelen birçok insanlık dışı olayı kendi ağzından dinlemekti belki hepimizi çarpan. “Ben kadınım” dedi. “Kuir ve trans gibi etiketleri sizler bana yakıştırarak üzerime yapıştırıyorsunuz” dedi. Haliyle, “ablamız” dedikleri Judith Butler’dan bahsedildi. Barışçıl bir dili olan Butler’ı kınayan bir konuşmacıyı ben pek anlayamadım. Biraz negatif bir enerji saçtı zaten genel konuşma tavrıyla. O konuşmacı dışındaki herkesin anlatımını ve üslubunu çok yapıcı buldum. Sadece kağıttan okuyan ama iyi niyetli bir akademisyene biraz bozuldu “transeksüel” olarak görülen iki dinleyici. Belki de bu tartışmalar da yapıcı idi çünkü farkındalığı arttırdı. “Transeksüel sesli” gibi bir benzetme sahiden de manasız diyerek tepki verdiler. Bu doğal tepki, hak verilmeyecek gibi değildi.

Kimisi, bu tür konferansların yalnızca akademik bir mastürbasyondan öteye gitmediğini ve sokağa ulaşmadığını savunsa da, yola bir yerden çıkmak gerektiğini düşündüm. Üniversitelerde bile bir çok homofobik insan olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla henüz sokaklara ulaşan bir konferans olmasa da, bir adım olarak ve bir bilinç oluşturması açısından cesur ve faydalı idi. Konusuna epey hakim insanlar yer aldı zaten. Biseksüellik, kadınlık ve feminizm biraz geri planda kaldı. Ana tema trans kimlikti. En insanlık dışı senaryoların yaşandığı bir düzende elbette onların söyleyecek çok sözü vardı.

Beni üzen, Kuir şemsiyesine çok negatif bakan bir konuşmacı oldu. Lüzumsuz bir terim olduğunu ve bunun da yakında içinin boşaltılacağını söyledi. Bense, ötekileştirilen her kimliği içine alan (Ermeni, Kürt, eşcinsel, biseksüel, kadın, transeksüel vesaire…) bu şemsiye terimi çok olumlu ve barışçıl buluyorum.

Sonuç olarak, iki tam gün süren bu konferanslar dizisi oldukça güzel ve gerekliydi. Elbette iki günde her şey değişmez ve elbette gelenlerin çoğu zaten bilinçli olarak geldiler. Kuir’ler birbirini ağırlar diyerek şikayet de edildi. Homofobik biri merak edip izlediyse belki bir bilinç kazanmıştır ama bu tür festivallerin ve konferansların varlığı bile hiç olmazsa görünürlük açısından ve farkındalık açısından yararlı. Sadece afişi gören ve okulda böyle bir konferansın varlığından haberdar olan biri bile, hiç böyle şeylerin esamesinin okunmadığı bir ortamdaki bilincinde kalmaz. Çok ağır ve akademik bir dil ağırlıkta olacak endişem vardı. İnsanlara tam ulaşamayan konuşmalar olursa diyordum. Hiç de öyle olmadı. Baudrillard’dan bahseden bir konuşma dışında (ki o konuşma da çok ilginçti : Hepimiz Sayborguz cümlesi aklımda kaldı.) gayet gündelik hayattan örnekler verildi. Toplumdaki önyargılar ve çelişkiler anlatıldı. Yaşanılan sıkıntılar paylaşıldı. Ailesel uçurumlar samimiyetle paylaşıldı. Kısacası, insanın ruhuna ve bilincine dokunan iki gün oldu. Sadece kuir’lik değil insanlık ve insaniyet kavramlarının da tartışıldığı, barışçıl ve samimi bir ortamdı.

Düzenleyenleri tebrik etmek lazım. Açılış konuşmasını yapan hocamız Işıl Baş’da, bu konulara olan samimi ilgisi ve akademik hayattaki aktifliğiyle iyi bir hoca örneğiydi.