İnsan Hakları

Ahlak Derken ‘Etik’ Tanımamak

Perşembe, 30 Aralık 2010
Kendi yarattığı bir takım değerlerin altında kalan sancılı bir toplum Türkiye. Karamsar, yorgun ve “deneyimsel” yaşam şekli ile tıpkı ergenlik dönemimde ki bir çocuk. Ergen bir çocuğun sevecen olma yönüne sahip mi, bundan emin değilim.
 
Toplumsal Linç Kültürü Türkiye’de bir çok alanda kendini  çarçabuk vareden bir anlaşma. Anlaşma diyorum çünkü bireylerin onları bir araya getiren tarafları üzerinden çabuk anlaşmaya vardığı, kendi normallikleri üzerinden aykırı olanı yok etme, azaltma, düzetlme üzerine kurulmuş bir karar birliğidir. Bana kalırsa Toplumsam Linç Kültürü’nün bireyleri  buluşturduğu en büyük ortak yön onların “ikiyüzlülüğüdür”. Kendi hayatlarının çelişkilerini, iniş çıkışlarını ve kirlerini “toplumsal kökü daha zayıf olan üzerinden” arıtma çabasıdır.
 
Türkiye’de bir çok insan kendi yarattıkları ahlak üzerinden “ahlaksızdırlar”. Bu çelişkidir işte onları  toplum yargıları önünde kendi elleriyle ruhlarında yarattıkları buhranı temizleme çabasıyla suç pisikolojisine iten. Bu çarkta  ezici bir düş haline getiren. Açıkca söylemek gerekirse, bu toplum iki yüzlüdür. Hem erkek kültürünün bu kadar sıkı aşılandığı hem de “ahlak” kalıplarının ezdiği her toplum gibi ikiyüzlüdür. Suçlu olan bireylerdir. Kendi başlarına, kendi yargılarınca toplum içinde duramadıkları için. Üstelik bu zayıf duruş onlara içselleştiremediği şeyleride sahiplendirir. Düşünmeden, kendi olamadan!
 
Bir takım ahlak kalıplarını sıralamayacağım. Zaten deneyimlemekten yeterince sıkılıyorsunuzdur. İşte bu noktada , bu kargaşa içinde açıkta kalan bir durumdan söz etmek istiyorum size. “Etik”. Tek bir kelime ama büyük bir anlam için insan hayatı için.  Türkiye’ye baktığınızda ahlak alanında çok hareket, laf, tutum görürüsünüz ama “etik” anlamında zordur birşeyler yakalamak. Ahlak baskısı etiği yok etmiştir adeta. İnsaları acımasızlaştırmış, kendi doğruları uğrunda hak yiyen, can yakan, hayat alan, laf atan, küçük düşüren, döven birileri haline getirmiştir. Ahlak derken etik tanımaz bireyler haline getirmiştir. Tahammülsüz ki tahammül ekistıradan göstermeleri gereken bir davranış değil olması gerekendir. Bu yüzden LGBTTQ bireyler ölüyor. Bu yüzden insanlar dayak yiyor, onların hakları çalınıyor, küçük düşürülüyor. Sokaklar darlaşıyor, hayat daralıyor, dünya yaşanmaz hale geliyor. Onların dini üzerinden düşündüğümüzde de bu durum onları kendi inançlarıyla ters düşürüyor. İnançlarının “haksız” tutumları engelleyen bir takım yaptırımları var. Belki de inançları çelişkili. Ya da kalıplar dediğim gibi içselleştiremedikleri şeyleri sahiplendiriyor onlara. Ama bir yandan onlarda mutlu değiller. Onlarda bu karanlığın bir parçası ve bu karanlıktalar. Sanırım buda “etiğin ahı”. Ama bu da birilerinin daha çok ezildiği gerçeğini değiştirmiyor. Acı üzerinden de olsa kimseyi eşitlemiyor...
 
Bu arada etik ile ahlak arasında bir ayrımı bu toplum üzerinden açıklarsam;
Ahlak bu toplumda öldürendir, etik  ise herkesin yaşama hakkı olduğunu bilmektir!