Yaşam

Leke

Perşembe, 27 Ocak 2011
İktidar bir cinsel cazibe merkezidir, tersini düşünen? Altınızdakiler hareminiz. Erkekli kadınlı. Bu kalabalık gözyaş niye sizce? Adam mutlu. Hiç bu kadar, toplumsal desteği arkasında hissettiği bir an olmamış. Aldatılma korkusu kaybetme korkusudur. Adamın toplumu bu boşanmayı istemiyor. Aldatılmış olsa da. Yoksun kalacağı hazza ağlıyor. Evinin erkeğine. Kapısında nöbet tutuyor, kapıyı zorluyor, biçare aşıklar misali yemeden içmeden kesiliyor.
Mesele mi? Boşalmayacaktı. İçlerinden birini seçmeyecekti. Herkesin arzusunu diri tutmak, vermemekle mümkündü, kendinden yoksun bırakmakla. Liderlik bu idi. Birden dünyevileşiverdi bayımız. Arzuları söndürüverdi.
 
Adamın toplumu kendi yitirdiği arzuya ağlıyor. Alternatif yok şu an. Süklüm büklüm bir eski bürokrat. Veya kaşları çatık akbaba surat, veya yılan gibi tıslayan baykuş. Harem ağaları. Elektrik yok elektrik, anlıyor musunuz? Yeniçeri gibi üstünde yürüdüğü çatıyı gıcırdatacak biri yok. Gıcırtı istiyor adamın toplumu, içinin gıcıklanmasını. Onu dinlerken ıslansın istiyor. Kendisini aynı yatakta hayal edemeyeceği birini değil.
 
İster tok kal ister aç bayım. O işler biraz karışık Baytok//Baykal yani.. Sarsıntının gücü bir ahlaki yanlış anlamadan kaynaklanıyor. Aldatma. Eşini değil yalnızca, aslında toplumu. Varsayım bu. Herkes ondan ağlıyor. Oysa millet “Aşk-ı Memnu”dan beri bütün gerçeği biliyor. Ya da Gal u bela’dan beri. Kerem ile Aslı’nın bir aşk değil aldatma efsanesi olduğunu biliyor. Kendi namına konuşabilirse anlatacak. Politikacılar ve meraklı gaztecilerden söz ona düşerse.
 
Hepimiz, duyulduğu anda nerdeysek ordan daldık havuza. Havuz bizim değil kirletebiliriz. “Hah şimdi işin bitti”. “Eyvah yandık”. Olay karşısında nasıl konumlanacağız? Yani aslında nerden sesleneceğiz? Bir rakip veya aynı partili, yoksa evli bir erkek, evli bir kadın mı veya, bir evlat, köyün imamı, aldatılmış eş, vatansavar vatandaş, aç dolaşan kedi?
 
Biz niye başkasının yatak odasını konuşmak zorundayız? Hayır aslında herkes kendi yatak odasını konuşuyor. Mesafeyi ordan kuruyor. Eşi tarafından aldatılma ihtimalinden ya da kendi aldatışından, isteyip de yapamamasından, istemeyip de yapmasından, annesini aldatan babasından ya da tersinden. Herkes canının yandığı yerden.
“Acı var mı acı?” kritik soru bu.
İşin politik yanı kaçış noktası. Komplo teorileri. Başa kim geçecek? Açın Türkiye’nin önünü. Utançla kapanma arasında bir bağ kurmassanız olmaz. Açık toplum kapalı aile. Aile bireyleri birbirine kenetlendi. Kapılar kilitlendi. Yaralar evde sarılacak. Asıl yara evin içinde, ama ulaşılamıyor. Yalnızca sivri bir bıçak dolaşıyor ortalıkta. Yara, yarayı açan bıçakla sağaltılacak. Kapıya sok ve kanırt, açılacak.
 
Biz kamuyuz. Konu kamuya mal edildi. Kamu maldır. “Mal” kürtçe hane demektir. Malı biz imal ederiz. İçinde günah işlemek için.
Memleketin başına diyelim ki bir felaket gelecek veya feraha kavuşacak ülke, bunu safdışı ederek düşün. Tek bir kişinin hukukunu çiğniyorsan, memleket kurtarmanın bir alemi yok. Devleti ve toplumu çık. Geriye kalanla konuş. “Bir ata, kırallığınız”.
 
Öteki adam, penguen olan, “eşini aldatanı mağdur göremeyiz” diyen. Berikinin iktidar tutkusunun metastaz yapmasını bekliyor. Kanatlanıp yeniden uçmasını, iyileştim sanmasını bekliyor, ümüğüne çökmek için.
 
“Uygunsuz vaziyet”. İyi tarif değil mi? Evet, bu gözetleyenin vaziyetidir, sevişenin değil. Porno görüntüler. Ancak bir kamera tarafından kayda girdiğinde pornoya dönüşür. Pornoyu 3. göz üretir. Yoksa herkes yatağında porno yapıyor, başka bir şey değil. Evet herkes aslında bir porno çocuğudur. Ama bir 3. göz, kem olan, olmazsa saymaz demeyin, yukarda Allah var, en azından. Tanrı vaziyeti her zaman uygunsuzdur.
 
Bu olayın bir şantaj, komplo, düşme vesilesi olmasının zemini ne? Kabul edilmiş toplumsal ahlakın emri. Penguen’in “erezyon var” dediği. Hanede göçük var. Altında kalan kadınlar. Orospu lafının erkekler için karşılığı yok. Eşini aldatma. Bu, “başkasıyla gitme” mi, yoksa, “yaşadığını saklama” mı demek?  Sanırım ikincisi, ama herkesin beklediği birincisi. Sadık olmazsan dürüst ol bari. Bari. Bu ibare önemli. Konu pazarlığa açık yani.
 
Aldatılma korkusunu karanlık bir uçurum haline getiren ne? İnanın çocuklar anne/babanız değil. Kapının arkasında homurtusunu duyduğunuz ahlak bekçisi olmasaydı, mahalle olmasaydı, köy kasaba, aşiret cemaat parti olmasaydı, içinize bu yerleşmeyecekti. Siz de acı çekmeyecektiniz. Dünyanın başka yerlerinde var başka hayatlar, göreceksiniz, mutsuz değiller.
 
Ben hepsinden kuşkuluyum. Mezarı başında andığımız herkesten. Onlar namına üzgünüm de. Eminim içlerinden geçen çok şeyi mezara götürdüler. Başında sloganlar attığımız mezarlar işlenmemiş günahlarla dolu. Nerde duymuştum, “bir insana güvenmek onu kendi vicdanında esir almaktır”. Ciciko bunu yapmaz, böyle düşünmek mesela, Ciciko böyle düşünmez. Peygamberlik bir tür esaret. Dışardan bir ilkeyi içselleştirmek ve ihlal ettiğindeki kusma hissi, kendinden nefret. İnsana bu yapılır mı?
 
Ama o lider, topluma malolmuş kişiler, eee. “Bir ahlaki ilke öneriyorsan önce sen uygula”. “Örnek ol”. Uygulamazsam? Bu ilkeyi geçersiz kılmaz seni geçersiz kılar. İşte insan aslında ilke karşısında geçersiz olandır. İçimden geçeni yapmıyorsam, önüme, içimden geçen başka bir şeyi koymalıyım, dışımdan geçen değil. İlke dışardandır. Ancak ihlal edilerek ortadan kalkar. İhlali toplumsallaştırılarak. Sadece kendine sadakat borcun var dostum ne bana ne topluma. Hiç kimse, ama hiç kimse sandığınız kişi değildir.
 
İhlal edersiniz, bir “leke” sahibi olursunuz. Leke, hayatı cehenneme ve sanata çeviren şeydir.
 
Baader/Meinhof Komplex, bir film. Çölde, Filistinli müslüman gerillalar önünde, kadınlı erkekli çırılçıplak dolaşan Alman Kızılordu savaşçıları. 3. gözün onlara yapabileceği hiç bir şey yok. Tanrı, devlet ve toplum yok, yalnızca çöl var. İktidar çıplaklıktan korkar.