Kültür Sanat

Dünyanın Sonunda Bir Ev Var Mı?

Pazartesi, 24 Nisan 2006
Haber: Kaos GL
‘Sorunlu ailelerinden kaçarak birbirlerine sığınan iki delikanlının bilinç dışı bir keşifle ulaştığı adı konmamış bir eşcinsellik, başlangıçta bir gençlik hezeyanı olarak belirse de romanın ana yörüngesini oluşturuyor. Jethro Tull plakları, sarılan sigaralar ve iki genç erkek arasındaki tedirgin dokunuşlar, onlara belirsiz bir geleceği, hoyratça geçirilecek zamanları işaret ediyor.’
Evren Aşık
''‘Dünyanın Sonundaki Ev, eşcinsel aşk, ergenlikle hayatınıza giren yabancılaşma ve taşradan büyük kente uzanan yaşamların yoğun ilişkiler içerisinde giderek birbirinden çok uzak yerlere savruluvermesi üzerine, sizden "itiraf" dilenen bir modern zaman hikayesi… Belki de son zamanların en etkileyici aşk, psikoloji ve kent romanı!’''

1999 yılında ‘Saatler’ (Hours) adlı son romanıyla dünyanın en prestijli edebiyat ödülleri olan Pen/Faulkner ve Pulitzer’in sahibi olan Michael Cunnigham’ın üçüncü romanı Dünyanın Sonundaki Ev (Home at the end of the world), Ağustos ayının son günlerinde, Akdeniz’in yeşil-mavi sularına bakıp uzak köşelere savrulan tanıdık yaşamları düşünürken geçti elime. Kitabın kapağındaki resimde, deniz kıyısında oturmuş, yüzlerini yeşil-mavi dalgalara vermiş iki genç erkek ve bir kadın vardı: Boby, Jonathan ve Clare. Çıplaklıkları ve gerçeklikleriyle, romanın hem çekici hem de ürkütücü olmayı başarabilen üç yalnız karakteriydi onlar. İşte tam da benim gibi yüzleri ufka dönük olası bir hayatı düşünüyorlardı.

Dünyanın Sonundaki Ev, iki gençlik arkadaşının, Boby ve Jonathan’ın merkezinde, yaşamın özgürlük talepleriyle yerinden oynadığı, rock’n’roll, LSD ve ‘marihuana’nın yepyeni, bilenmez bir geleceği işaret ettiği 60’lı yıllarda başlayarak 80’li yıllara uzanıyor. Sorunlu ailelerinden kaçarak birbirlerine sığınan iki delikanlının bilinç dışı bir keşifle ulaştığı adı konmamış bir eşcinsellik, başlangıçta bir gençlik hezeyanı olarak belirse de romanın ana yörüngesini oluşturuyor. Jethro Tull plakları, sarılan sigaralar ve iki genç erkek arasındaki tedirgin dokunuşlar, onlara belirsiz bir geleceği, hoyratça geçirilecek zamanları işaret ediyor. Sıkıcı bir Amerikan kasabasında, Cleveland’da başlayan bu hikaye, başka bir hayat arayışında olan iki genç erkekle birlikte New York’a uzanıyor. Clare’in de içinde yer alacağı üçlü bir hayatın, imkansız hayallerin peşine düşüyor.

‘Cleveland kendini daha iri parçalar halinde sunardı. Oysa New York’ta her şey sürüp giden bir patlamaydı; kent durmaksızın patlıyor ve minik parçalara ayrılıyordu.’ İşte roman tam da bu noktada ideal bir gelecek umuduyla taşrayı terk ederek büyük kente sığınan hayatların izini sürüyor. Büyük kentlerin en gizli vaatleri olan yalnızlığı, yoğun ilişki görünümü veren ilişkisizliği, kırılgan ruh hallerini yüzümüze çarpıyor. Terkedip gitmenin, nefes alamayıp geri dönmelerin, adı konmamış aşkların haritasını çıkarıyor.

Ünlü yönetmen Michel Mayer tarafından Sissy Spacek ve Colin Farrel'in oyunculuklarıyla filmi de tamamlanan Dünyanın Sonundaki Ev, hayallerimizdeki hayat özleminin bizi nerelere savurarak nelerle yüzleştirebiliceğinin, belki de en net kanıtı. Yalnızlığın, terk edişlerin ve AIDS’in kol gezdiği bir dünyada, ‘küçük, tertemiz bir suda duran üç çıplak erkekten biri olma’nın bile ne büyük göğe ağış olduğunun simgesi.

Son sözde Dünyanın Sonundaki Ev, eşcinsel aşk, ergenlikle hayatınıza giren yabancılaşma ve taşradan büyük kente uzanan yaşamların yoğun ilişkiler içerisinde birbirinden çok uzak yerlere savruluvermesi üzerine, sizden "itiraf" dilenen bir modern zaman hikayesi. James Joyce, Virginia Woolf ve William Faulkner gibi ustaların tekniklerini anımsatan ‘bilinç akışı’ kurgusu ve Püren Özgören’in özenli çevirisiyle, belki de son yılların en etkileyici aşk, psikoloji ve kent romanı. Gerçek edebiyat tutkunları dışında bu kitabın anlattıklarına tek yaklaşabilenler, eşcinsel aşkı ya da kaçınılmaz olarak eşcinsel umutsuzluğu keşfetmişler olacaktır.



Dünyanın Sonundaki Ev

''Michael Cunnigham''

Çeviri: Püren Özgören

Can Yayınları, 2003