Kültür Sanat

Yollar uzun, dağlar yalçın...

Perşembe, 30 Mart 2006

“Filmle ilgili gürültü patırtı dindiğinde 'Brokeback..'den aklımdan kalanlar Ennis del Mar'ın sevgilinin gömleğinin yenine yüzüne bastırıp ağlayışı kadar, sevgiliye varmak için kamyonuyla dere tepe yollar aşması, Jack'in ona varmak için çıktığı, hüsranla biten yolculuklar olacak.” Fatih Özgüven’in kaleminden Brokebcak Dağı.

Aşağıdaki fotoğraf, bir üniversite kitabevinde gezerken 'cinsiyet araştırmaları' bölümünde karşıma çıkan, raf arkadaşlarına oranla çok daha samimi bir kitaptan alınma: 'Sevgili Dostlar: Amerikalı Erkeklerin Birlikte Fotoğrafları.' Düşündüm taşındım, Ang Lee'nin güzel, acıklı filmi 'Brokeback Dağı' hakkında söylenecek belki de en veciz şey bu fotoğraf. Başka başka hikâyelerde başka başka kahramanların derisi altına girmekten zevk alan (asıl olan da budur, işin zevki de buradadır) Ang Lee, son filmi 'Brokeback Dağı'nda esas olarak bu fotoğraftaki gibi bir köylülük hikâyesi anlatıyor. (Hikâyenin yazarı Annie Proulx da 'Brokeback...'in de dahil olduğu kitabında Amerikan köylülüğünün çeşitli veçhelerini anlatır.) Köylülük, bu filmi her görüşümde beni daha da etkileyen, sarsan bir şey.

1963'te Wyoming'de biryerlerde, Amerikan modernitesinin traktörler ve ketçap markaları şeklinde zuhur ettiği, ama modernitenin bir his olarak kolgezmediği, dolayısıyla 'tarifli' bir durum olarak homoseksüelliği de yanı başında getirmediği yerlerden birindeyiz. Yollar uzun, dağlar yalçın, duygular isimsiz, zaten isimli olsalar da onlar hakkında (yeni) bir şey yapmanın yolu yok. 'Brokeback Dağı'nın güzelliğinin tam burdan kaynaklandığını, onu daha da iç burkucu yapanın, alttan alta duygusal bir gerginlikle dolu sükûneti kadar, bir nevi zamansız ve zaman ötesi halk edebiyatı tarafı olduğunu söylemek lazım.

Filmle ilgili gürültü patırtı dindiğinde 'Brokeback..'den aklımdan kalanlar Ennis del Mar'ın sevgilinin gömleğinin yenine yüzüne bastırıp ağlayışı kadar, sevgiliye varmak için kamyonuyla dere tepe yollar aşması, Jack'in ona varmak için çıktığı, hüsranla biten yolculuklar olacak.

'Brokeback Dağı' sonuçta mesafeler ve kavuşamama üzerine. Vuslatın imkânsızlığını erkek kahramanlarına bölüştürmesi ise hani neredeyse tesadüfi. Ang Lee'nin filmine duyulan şaşkınlığın temelinde biraz şu da yatıyor bence; her türlü kendini anlatma/kendini deşme cihazıyla donanmış iki çağdaş eşcinsel karakter hakkında 'leziz' bir film yapmak dururken, iki köylü çocuğun sevdasını anlatmak da nerden çıktı? Ama filmi yapanlar öyle istemiş işte. İyi de etmişler. Şahsen ben çöl kraliçesi Priscilla'dan ve onun önüne geçilmez Abba sevdasından bıkmıştım. Her türlü 'cinsellik'ten seyircinin o ve benzeri filmleri tüketmekteki iştahından da.

Öte yandan halk edebiyatıyla işi olmayanlar, cinselliğini tarifli ve tarihli sevenler, 'eşcinsellik tarihinden bir yaprak' tarzı filmleri yeğleyenler küçük, fena kokular saçan ve etkileyici bir film olan 'Capote'yi görmeliler. 'Brokeback...'le aynı zamanlarda, şehirde, kendini mizahla hem tarif eden hem de zırhlayan eşcinsel bir sanatçının, kentliliğin güvenlik kordonu gerisinde, ün, yazarlık ve toplumsal kabul peşinde nasıl yarılmalar yaşadığını, ölmese de ölmekten beter olma hallerini çok güzel didikliyor 'Capote'.
Geriye bazı kanlı parçalar ve sargı bezleri kalıyor, onları da öylece ortada bırakıveriyor.

Kaynak: 30 Mart 2006, Radikal