İnsan Hakları / Çalışma Hayatı

‘Kız Arkadaşın Var mı?’ ile Başlayan Sosyal Hizmet Stajı

Çarşamba, 20 Temmuz 2011
Oğuz Atay’ın tasvirlerini aratmayan bir dairede, yaz dönemi için, sosyal hizmetler uygulamalı eğitimi almaktayım. Diğer bir deyişle, yaz stajı yapmaktayım. İlçe Sosyal Hizmetler Müdürlüğünde.
 
Gerçi artık bakanlığımız da değişti, Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı değil, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olunca, “ee biz ne olucağız şimdi” diyerekten şaşkın ördekler misali dolanıyoruz ortalıkta. Çünkü her an SHÇEK kurumu kaldırılabilir korkusuyla yaşıyoruz. Ah korkularımız, bizi ikiyüzlü yapan tek duygunun korkularımız olduğunu düşünüp durdum. Malum Selma Aliye Kavaf’ın “eşcinsellik hastalıktır” aforizmasından sonra, çok sevgili SHÇEK kurumumuz daha kaybedilmeden “acaba aramızda eşcinsel var mı?”  sorusuna kafa yormaktadır.
 
Daha yeniyim efem. Devletin kurumlarına daha önceleri “vatandaş” sıfatıyla katıldığımdan olacak, bu kurumların ne kadar homofobik olduğundan yeterince haberim olmadı. Yani bu denli iliklere işleyen bir yapı kurulduğundan bahsediyorum. Homofobi her yerde biliyordum, ancak “devlet baba”da kırılmaz bir konjonktür olduğunu bilmiyordum.
 
Şimdi efem, Virginia Woolf’un “kişisel olan politik olandır” aforizmasından (ah Selma hanım da Virginia’dan bihaber olmasaydı keşkem.) güç alarak, staj yerimde karşılaştığım kişisel homofobik tavırlardan bahsetmek isterim izin verirseniz.
 
“Kız arkadaşın var mı?” ile başladı!
Daha önce belirttiğim üzere bu kurumların “erkeksi” yapısından haberim vardı. O yüzden biraz “saklanmam” gerekti. Lakin kurumdaki uzmanların feminen tavırlarımı yadsımak için olacak, ilk gün “kız arkadaşın var mı?” sorusuyla karşılaştım. Hepimiz heteroseksüeliz. Bir kız arkadaşımdan yardım isteyerek durumdan kıl payı kurtuldum. Bu “kurtulma” hali uzun sürmedi tabii. Bir sosyal hizmet uzmanımızın –ya da değişen bakanlığımızın değiştirdiği isme göre sosyal çalışmacı- oğlunun sünnet törenine davet aldım. “Sağolsun. Çok da severim. Ne de güzel erkekliğe merasimle geçiyoruz, oğlumuz maşallah ne canlar yakacak, o kesilen…” üzülerek gelemeyeceğimi, sünnet törenlerinin bu denli “kutsallaştırılacak” bir olgu olduğuna inanmadığımı nazikçe ifade ettim. (Çok konuştum. Ağzımın payını “erkek değil misin” sorusuyla aldım.) bu kısa münazaradan sonra dedikodular başladı. Üretmek yok, dedikodu var! Yalnız bırakıldım. Yine de sadece “şüphe” kısmında olduğum için neyse ki benle diyaloglarını kesmediler. Çünkü stajyeriz sonuçta, “her türlü getir götür işi itinayla yapılır!” bu “iyi” hal çok kısa sürdü. Onu da şöyle belirtmek isterim.
 
Koruyucu aile olacak adamın hareketleri tuhaf kaçmamalı!
Sosyo-ekonomik düzeyi yüksek görünen, mesleği avukatlık olan bir bey koruyucu ailelik için başvurdu. Hareketleri ya tuhaf kaçtığından olacak ya da bekâr erkeğe çocuk verilmez mantığından başvurusu reddedildi. Durmadım yerimde. SHÇEK’in sitesinde hemen koruyucu ailelik yönetmeliğini okudum. Böyle bir uygulama olmadığını, en azından red değil de bekletilmesi gerektiğini söyledim. Bana staj “itinayla” hatırlatıldı. Çaylar demlensin, kahveler nerde, fotokopiyi geciktirme…
 
Nefret suçları sosyal hizmetten çok mu uzak!
Kurumun her türlü siyasetten arındırılmış yapısı, muhafazakâr, militarist, homofobik tavırları ne kadar gösteriyor bu siyasetten arındırılmış hali. Demek istediğim, bu tavırlar siyasi konjonktürden sayılmıyor ama mesela “Sivas katliamı anmalarına” katılmak siyaset karıştırmak sayılıyor. Nefret suçlarının sosyal hizmetten çok da uzak olmadığını bilmemek can acıtıcı doğrusu. Kurumsal bir kimlikle bile o anmalara katılabilinir anlattığım. Üç çocuğa bakmaktan fırsat bulursak olacak sanırım.
 
Sen evde otur devletimiz sana bakar sosyal hizmeti!
Son olarak bir noktayı belirterek kapatayım, çok konuştum daha çay demleyeceğim. Yardım yaptığımız çoğu müracaatçılar kocalarından boşanmış ya da şiddet ve istismara uğramış kadınlar. Hatta hemen hemen hepsi. Çaresizlikleri yüzlerinden okunan kadınlar. Yaşadıkları erkek egemen dünyadan yakalarını silkemeyen ruhlar. Sosyal çalışmacılarımız sağolsun bu kadınlarımıza gereken ayni ve nakdi yardımı yapıyor, “elleri dert görmesin, yaşasın yeni bakanımız” ancak aynı sosyal çalışmacılarımızın kadınlarımıza güçlendirme yerine sadece para yardımı yapması “sen evde otur devletimiz sana bakar, üç çocuksa hele hiç dert etme” bir çelişki değil mi? Erkek egemen sistem üzerine hiçbir sosyal politika üretmemeleri, kendi kişisel yaşamalarında bu sisteme katkıda bulunmaları aklıma, caz da dinleriz ama Aynur’a pet şişe de atarız, zihniyetini getirdi.
 
Sünni, Türk, Erkek olmayanların çilesi bitmiyor bu coğrafyada dediği için kalbime ufak bir umut çakmış, Elif Dumanlı’ya bir selam göndererek bitirmek isterim.