23/01/2012 | Yazar: Buğra Tokmakoğlu

12 Eylül döneminde son şeklini alan resmi bayramların kutlanmasına ilişkin hükümler son günlerin en çok tartışılan konularından biri olan 19 Mayıs törenleri ile ilgili genelgeyle birlikte bir daha gündeme geldi.

Buğra Tokmakoğlu | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Buğra Tokmakoğlu
12 Eylül döneminde son şeklini alan resmi bayramların kutlanmasına ilişkin hükümler son günlerin en çok tartışılan konularından biri olan 19 Mayıs törenleri ile ilgili genelgeyle birlikte bir daha gündeme geldi.
 
AK Parti 2002 yılında iktidara geldiği ilk dakikadan beri karşıt görüşleri savunanların en büyük dayanağı partiye mensup kişilerin Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm kurum ve değerlerini yıkıp “kendi” görüşleri doğrultusunda antilaik bir düzeni meydana getireceği yönündeydi. Bu senaryo milliyetçilik ve Atatürk sevgisi üzerinden yaratılan korku ile AK Parti’nin yükselişini engelleyebilir, yine eski günlere dönülebilirdi. Geçen 9 yıllık sürede Erdoğan ve ekibi oylarını istikrarlı bir biçimde arttırdı. Burada doğru adım ve hamleler ile diyalog kurabilmedeki başarıdan söz edilebilir.
 
Milli Eğitim Bakanlığı genelgesiyle 19 Mayıs kutlama ve törenlerinin ortadan kaldırıldığı iddialarıyla kendilerini ifade edenlere inanmamak lazım. Yapılan değişikliği incelediğimizde kutlamalar devam etmekte olduğunu ancak törenlerin şeklinin değiştiğini görebiliyoruz.
 
Yeni genelgeyle stadyumlarda aylarca çalışılarak bin bir emekle hazırlanan, pankart indirip kaldırılıp protokolü memnun edecek şovlar Ankara dışındaki tüm şehirlerde tarihe karışırken, törenlerin adresi okul bahçelerine taşımış oluyor. Bu değişiklik üzerinden Cumhuriyet düşmanlığı varsayımından hareketle ortalığı kasıp kavurmanın ne kadar mantıklı olduğunu objektif biçimde düşünebilenler anlayacaklardır.
 
Atatürk’ün çizdiği hedefte yer alan çağdaş medeniyetlerin hiçbirinde otoriter rejimlerde örnekleri görülen bu kutlamalara rastlanmıyor. Kuzey Kore, Çin gibi ülkelerde ölümsüz liderlere sunulan gösterilerle her yıl ezbere gerçekleştirilen törenlerin Türkiye’de de belirli bir çizgiye oturtulması gerekiyor. Bu gerekliliğin AK Parti’den önceki gelmiş geçmiş tüm hükümet yetkilileri de farkındaydı kuşkusuz ancak halkın vereceği tepkiler akla geldiğinde bu tip bir müdahale çok da akıl karı gibi görünmedi hiçbir zaman.
 
Bugün “cumhuriyetçiyim”, “Ak Parti’nin ya da hükümetin karşısındayım” diyenlerin birçoğu klişeleşmiş, her yıl aynı şiirlerin okunduğu ve resmen eziyete dönüşen törenleri yüksek sesle eleştirirlerken sadece ideolojik nedenlerle karşısında durdukları partinin icraatı olduğu için değişikliği onaylamayıp tepki gösteriyorlar. Kaldı ki bu zihniyetin birçoğu resmi tatil olan bu bayramlarda kutlama yerine günübirlik yazlık mekanlara kaçış fırsatı olarak değerlendirirken yaşamlarını hala cumhuriyet elden gidiyor gibi ezberlenmiş cümlelere sarılıyor.
 
Milliyetçilik ve din gibi iki tehlikeli unsur üzerinden kitleleri uyutmaya çalışanların sözlerine aldırış etmemek gerek. Biraz objektif düşünmek, biraz da yüksek sesle konuşabilmek gerek. O zaman her türlü ezber ve klişeden uzaklaşıp mantık çerçevesinde alınan kararları çok daha rahat bir şekilde görebilmek mümkün oluyor. AK Parti hangi ideolojik gerekçeyle bu kararı almış olursa olsun, mantığımla hareket ettiğimde zaman zaman eziyete dönüşen ve protokolde koltuklarında oturan erkânı mutlu etmek için sergilenen şovların sınırlandırılmasına mutlu oldum kendimce…
 

Etiketler:
Nefret