29/01/2013 | Yazar: Ege M. Diren

Ateistlerin LGBT hareketinden öğreneceği tek bir şey varsa o da görünürlüğü ve ortaya çıkmayı yüreklendirmektir – ve ateist hareketi ortaya çıkmak için daha güvenli bir yer haline getirmek için uğraşmak.

Ege M. Diren | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Ege M. Diren
Ateistlerin LGBT hareketinden öğreneceği tek bir şey varsa o da görünürlüğü ve ortaya çıkmayı yüreklendirmektir – ve ateist hareketi ortaya çıkmak için daha güvenli bir yer haline getirmek için uğraşmak.
 
Bu yazı, Greta Christina’nın 15 Şubat 2010’da yayınlanan What Can the Atheist Movement Learn From the Gay Movement başlıklı yazısından kısaltılarak çevrilmiştir. Metin, yazarın Secular Student Allience tarafından düzenlenen bir buluşmadaki konuşma metnidir.
 
Bugün, ateist hareketin LGBT (lezbiyen, gey, biseksüel, trans) hareketten neler öğrenebileceği hakkında konuşmak istiyorum. Ateist hareket olarak hali hazırda çeşitli şekillerde LGBT hareketini kendimize model alıyoruz. Almalıyız da. İki hareket arasındaki benzerlikler bazen şaşırtıcı olabiliyor. Ve LGBT hareketi ateist hareketten kabaca 35 yıl önde olduğundan – ben ateist hareketin şu anda 70’lerde Stonewall ayaklanmasının ardından LGBT hareketinin olduğu yerde olduğunu düşünüyorum – bu hareketten öğrenecek çok şeyimiz var... Başarılarından da başarısızlıklarından da.
 
Ateistlerin LGBT hareketinden öğreneceği tek bir şey varsa o da görünürlüğü ve ortaya çıkmayı yüreklendirmektir – ve ateist hareketi ortaya çıkmak için daha güvenli bir yer haline getirmek için uğraşmak.
 
LGBT hareketinin daha ilk zamanlarında, geylerin yapabileceği en güçlü siyasi hamlenin bu olduğu ortaya çıktı. Anketler tutarlı bir biçimde gey haklarını desteklemeyi en olumlu etkileyen faktörün bir gey kişiyi şahsen tanımak olduğunu gösteriyor. (Daha doğrusu, tanıdıkları o kişinin gey olduğunu bilip bilmemeleri demeli.) Ateistler bundan ciddi dersler çıkardı: Out kampanyasıateist ilanlar vb. Görünürlükle ilgili iyi iş çıkarıyoruz – kimsenin ruhunun duymadığı noktadan dergi ve gazetelerin editöryel köşelerine çok kısa zamanda eriştik. Ve her geçen gün yeni ateistler ortaya çıkıyorlar.
Ama bence ateist hareketi ortaya çıkanlar için güvenli bir yer haline getirmek konusunda daha az tutarlı bir iş çıkarıyoruz. Stonewall günleri sonrasında LGBT buluşma merkezleri, kitapçılar, kafeteryalar, politik gruplar, barlar, bowling ligleri kaplamıştı dört bir yanı. Kuir olarak ortaya çıkmak çoğunlukla aileni ve arkadaşlarını arkada bırakmak demekti; bu yüzden kuirler bizleri reddedenlerin yerine kendi sosyal dayanışma ağlarını kurdular.
 
Ateist hareket bu açıdan o kadar güçlü olamadı. İnternette evet, son derece başarılıyor. Ama etten kemikten ağlar kurup bir topluluk inşa edemedik. Ve buna ben de dahilim: internetteki ateist harekete dahil olmakta, yerel toplantılara gitmeye kıyasla daha iyiyim. Bence LGBT hareketten öğrenmemiz gereken şeylerden biri de ortaya çıkmanın ne kadar zor olduğunu hatırlamak. İnsanları dini gözden geçirmeye ve ateizmi düşünmeye teşvik ettiğimizde onlardan bir sürü şey istediğimizi akılda tutmalıyız. Onlardan sadece hayatlarının tüm felsefi yapıtaşlarını baştan oluşturmalarını ve bunca yıllık rahatlık kaynaklarını terk etmelerini istemiyoruz. Birçok durumda, onlardan ayrıca arkadaşlarından, ailelerinden, topluluklarından uzaklaşmalarını istiyoruz. Bunun yerine geçecek bir şey sağlamak için daha çok çalışmamızı isterdim.
 
Ateistlerin LGBT hareketinden çıkarabileceği bir ders daha olduğunu düşünüyorum: Delifişekleri de diplomatları da kendi hallerine bırakmak. Şunu kabul etmeliyiz ki her aktivistin aktivizmden anladığı şey aynı değil, hem cepheleştirici hem de diplomatik yaklaşımları kullanmak bizi çok daha güçlü bir hareket yapacaktır.
 
LGBT hareketi bir ölçüde bunu hâlâ öğrenmekte sayılır, ama biz bu konuda daha iyiydik ve böylece hareketimiz güçlendi. Örneğin 80’lerin ve 90’ların kuir aktivizminde gürültücü ve öfkeli gruplar (ACT UP, Queer Nation vb.) daha ılımlı lobi gruplarını asimilasyonla, aşırı tavizkar davranmakla ve hareketi satmakla suçluyorlardı. Daha ılımlı gruplar da sokak aktivistlerini aşırı idealist olmakla, potansiyel müttefikleri uzaklaştırmakla ve işi zorlaştırmakla suçluyorlardı.
 
Ama geriye dönüp bakınca, iki yöntemin birliğinin tek tek yöntemlerin olacağından çok daha etkili oldukları görülüyor. Ve LGBT hareketi de – bir ölçüde – bu gerçeği gördü ve buna göre strateji oluşturmaya başladı. İşin bir kısmı, basitçe, farklı aktivizm yöntemlerinin farklı insanlara erişiyor olması. Kimileri sakin ve sıcakkanlı bir sesi daha iyi duyuyorlar; başkaları da ihtiraslı bir adalet çığlığını. Dahası, “iyi polis/kötü polis” dinamiği çok etkili olabiliyor. Örneğe dönersek, 80’lerin ve 90’ların kuir hareketinde, sokak aktivistleri dikkati üzerlerine çektiler, haberlere çıktılar, genel görünürlük ve farkındalık yarattılar. Nazik müzakereciler de insanları kibarca ikna edebilir oldular, zira konuştukları kişilerin temel bilgileri vardı derdimizle ilgili. Sokak aktivistlerinin keskin taleplerine kıyasla nazik müzakereciler daha makul göründüler. Aşırı duruşla ölçülü duruş arasındaki çizgi sürekli bizim lehimize hareket etti. Bunu bugün rahatlıkla görebiliriz: eşcinsel evlilik tartışması, hemcins birlikteliğini ılımlı hatta muhafazakâr bir duruş gibi gösterdi – on yıl önce ise böyle değildi.
 
Taktiksel farklılıklarımızı tartışmayalım demiyorum. Herhangi bir konuda diplomasinin mi cepheleşmenin mi daha etkili olacağını tartışmak gerekebilir. Ama bu meseleyi sanki daha büyük ahlaki sorunlarmış da bir tarafın lehine nihai olarak çözmemiz gerekiyormuş gibi görmeyi kesmemizi isterdim. Bize ilham veren ve iyi olduğumuz yöntemlerle çalışıyoruz. Diplomatik ateistler ve delifişek ateistler birbirini suçlamaktan ve engellemekten vazgeçmeliler. Hepimizin zamanını ve enerjisini harcıyoruz bunu yaparak.
 
Zaman harcamak demişken, tanrısız hareketin LGBT hareketinden öğrenebileceği üçüncü bir ders daha var; o da, dille ilgili ağız dalaşıyla zamanımızı harcamamak. Tanrısızların kendilerini nasıl isterlerse öyle tanımlamalarına izin vermeliyiz.
 
Teist olmayan hareketle LGBT hareket arasında şaşırtıcı bir paralellik daha: İlişkilerin benzerliği. Bir yanda eşcinsellerle biseksüeller, diğer yanda ateistlerle agnostikler.
 
Ben kendimi biseksüel olarak tanımlarım ve geçmişte birçok gey ve lezbiyenin bana “aslında” lezbiyen olduğumu ama bunu kabul etmek istemediğimi söylemeleriyle cebelleşmek durumunda kaldım. Bunun hiç değilse yardımcı olmadığını söylemek lazım. Cinsel kimliğinizi nasıl isimlendirdiğiniz çok kişisel bir husus ve birçok farklı etken farklı insanlarda farklı rol oynuyor. Kinsey skalasında ben bir 5 sayılırım. (Kinsey’in cinsel yönelim skalası 0-6 arası değerler alıyor. 0 tamamen heteroseksüel, 6 tamamen homoseksüeli tarif ediyor.) Ben Kinsey’de 5 civarındayım – büyük ölçüde kadınlara yönelimli ama erkeklere de bazen ilgi duyabilen. Kendimi biseksüel olarak tanımlıyorum çünkü bence erkeklere olan o ilgi ufak tefek bir detay değil. Birçok önemli ilişkimi içeriyor ve dünyayı nasıl gördüğümü şekillendiriyor vb. Ama Kinsey 5’i olan başkaları bu kısmi ilgiyi önemsiz bulabilirler ve kendilerini gey/lezbiyen olarak tanımlayabilirler ki buna da gayet hakları var. Zaten bu terimler elinize bir alet alıp ölçebileceğiniz kesinlikte tanımlanmış falan da değiller.
 
Nereye varmaya çalıştığımı görüyor musunuz?
 
Şimdi de Richard Dawkins’in İnanç Skalası’na bakalım. Skala 1-7 arası: 1 tanrının olduğuna tamamen emin olmayı, 7 ise olmadığına tamamen emin olmayı ifade ediyor. Dawkins skalasında ben bir 6’yım, ya da belki 6 buçuk ve kendimi ateist olarak tanımlarım, çünkü o belirsizlik zerresi benim için pek önemli değil. Varsayımsal olarak yanlış olmam mümkün, tıpkı tek boynuzlu atlarla ilgili hatalı olabileceğim gibi, ama geceleri uykularım falan kaçmıyor.
 
Ama Dawkins skalasında 6 olan bir başkası için o belirsizlik zerresi önemli olabilir. Benimle aynı miktarda şüpheleri olsa da, o şüphenin onlar için anlamı çok daha fazla olabilir. Böylece, Dawkins skalasında aynı yerde olsak da, o kendine agnostik derken benim kendime ateist dememde gayet makul olabilir. Bir kez daha, kusursuz bir ateizm-ölçer yok. Dil o kadar da kesin değil.
Dolayısıyla, nasıl ki geyler ve lezbiyenlerin (büyük ölçüde) biseksüellere onların “aslında” gey/lezbiyen olduklarını ama kabullenmediklerini söylemeyi bıraktıkları gibi, bence ateistler de agnostiklere “aslında” ateist olduklarını ve kabullenmediklerini söylemeyi bırakmalılar. (Bunu demişken; nasıl biseksüeller “Herkes esasında biseksüel zaten.” demeyi kesmelilerse, agnostikler de tüm ateistlerin gerçekte agnostik olduklarını, “hakiki” ateizmin nasıl da bir başka din olduğunu, asıl tutarlı ve onurlu duruşun agnostiklik olduğunu söylemeyi kesmeleri gerekiyor.) Ateistler ve agnostikler doğal müttefikler – hümanistler, şüpheciler, materyalistler, natüralistler, özgür düşünceliler vb. ile beraber. Tıpkı gey ve lezbiyenlerin ve biseksüellerle ve trans bireylerle doğal müttefikler oluşu gibi. Sen domates derken ben domat diyorum diye didişmekle zaman ve enerji kaybetmemeliyiz.
 
Çıkarabileceğimiz bir tane daha dersle sözümü sonlandırmak istiyorum. (Daha çok ders var ama benim sadece 20 dakikam var.) Bu seferki ders, LGBT hareketin başarısından değil, en büyük başarısızlıklarından birinden öğrenilebilecek bir ders. Ateistler olarak hemen şimdi hareketimizi çeşitlendirmek ve kadınları ve farklı etnik grupları kapsayacak şekle sokmak için çalışmamız gerekiyor.
 
Hemen şimdi derken, hemen şimdiyi kast ediyorum. Şu anda başlamalıyız ki 10-20 yıl sonra onarılması imkansız hale gelecek kısır döngülere ve kendini gerçekleştiren kehanetlere tıkılıp kalmayalım.
 
LGBT hareketinden bununla ilgili ne öğrenebiliriz? Erken LGBT hareketi bu konuda çuvalladı. Hem de çok fena çuvalladı.
 
Erken LGBT hareketi büyük ölçüde gey beyaz erkeklerin hakimiyetindeydi. Kamusal temsilciler çoğunlukla gey beyaz erkeklerdi, çoğu örgütün liderliğini gey beyaz erkekler yapıyordu. Ve dahası, gey beyaz erkek liderlerin cidden kötü ırk ve toplumsal cinsiyet meseleleri vardı: farklı renkten gey erkeklere fetişistik Öteki olarak davranma ve topluluk üyesi olmaktansa bir cinsel arzu nesnesi olarak görme... ve lezbiyenleri esrarengiz ve uyduruk yabancı Ötekiler olarak görme.
 
Bunun bedellerini hâlâ ödemekteyiz. Lezbiyenlerle gey erkekler arasında, beyaz ve beyaz-olmayan kuirler arasında ilişkiler, en iyi ihtimalle, gergin olarak nitelendirilebilir. Hareketimizde ırk ve toplumsal cinsiyet tartışmaları, kimsenin söylediğinin doğru kabul edilmediği, onlarca yıllık garez ve sertlik ortamında gerçekleşiyor. Ve onlarca yıldan sonra daha hâlâ gey beyaz erkekleri en görünür ikonik temsilciler olarak öne ve merkeze koymaya yatkınlığımız sürüyor.
 
Bu, LGBT hareketindeki herkesin hayatını zorlaştırıyor – kadınların, erkeklerin, tüm ırkların. Topluluğumuzu zayıflatan çatlaklar yaratıyor. Ve etkili toplumsal değişim yaratma kabiliyetimizi ciddi oranda düşürüyor. Örneğin, LGBT hareketi, siyah topluluklarda homofobik tutumları değiştirmekte başarısız kaldı... çünkü o topluluklar, haklı olarak, gey topluluğunun siyah insanları umursamadığını ve ırkçılığa karşı durmak için hiçbir çaba sarf etmediğini iddia edebilirler.
 
Bu işi beceremedik. Bu işi hâlâ beceremiyoruz. Beceriksizliğimizin bedelini ödüyoruz.
 
Ateistlerin bu hataya düşmeme şansları var.
 
Ateist harekette de şu anda büyük ölçüde beyaz adamların ağırlığı hissediliyor… Özellikle görünürlük ve liderlik pozisyonlarında. Ve çoğu ateist bunu, çözümü için harekete geçmemizi gerektiren bir problem olarak görmemekte direniyor. Aleni bir biçimde “hareketimizde kadınları ve farklı etnik kökenden başka insanları görmek istemiyoruz” demiyorlar... Ancak bunu sorumluluklarının bir parçası olarak da görmüyorlar, bunun özellikle önemli olduğunu düşünmüyorlar.

Bunun neden önemli olduğuna dair başlı başına bir konuşma verebilirim. Irkçılık ve seksizmin nasıl her zaman bilinçli yapılmak zorunda olmadığına, onlar üzerine düşünmeyerek bile onları nasıl kalıcı hale getirdiğimize ve onlara karşı durmak için bilinçli bir çaba göstermemiz gerektiğine dair başlı başına bir konuşma verebilirim. İnsanların nasıl kendilerini kişisel olarak ilgilendiren konulara odaklanma eğiliminde olduklarına, dolayısıyla beyaz adamların ağırlığını koyduğu bir ateist hareketin, kadınları ve farklı etnik kökenden insanları etkileyen problemleri yoksayma pahasına nasıl büyük ölçüde beyaz adamların problemlerine odaklanacağına dair başlı başına bir konuşma verebilirim. Kendini gerçekleştiren kehanetler üzerine konuşabilirim: ateist hareketteki şu anki beyazlık ve erkeklik baskınlığı tamamen şans eseri olsa bile, kadınlar ve farklı etnik kökenden insanların kendilerini nasıl büyük oranda beyaz ve erkeklerden oluşan bir harekette daha az hoş karşılanmış hissedeceklerini ve onlar böyle hissettikçe hareketin nasıl daha da çok beyaz ve erkek olmaya devam edeceğini anlatabilirim.
 
Ama zamanım daralıyor o yüzden sadede geleceğim: Yakın tarihteki tüm diğer sosyal değişim hareketlerine bakın. Bildiklerimin her biri bu mevzu nedeniyle bir darbe yemiştir. Herkes şimdi keşke bu konuya dair yıllar önce, kötü alışkanlıklar kırılması zor bir hal almadan, kehanetler kendilerini gerçekleştirmeden harekete geçmiş olsaydık diye hayıflanıyor. Buna LGBT hareketi de dahil.
Ateistlerin bu konu üzerinde çalışması için geçerli bir sürü güzel neden var. Din kadınlara ve farklı etnik kökenden insanlara da en az beyaz adamlara olduğu kadar zarar verdiği için, kadın ateistler ve farklı etnik kökenden ateistler de en az beyaz erkek ateistler kadar değerli olduğu için vb. gibi idealistik nedenlerden bahsedebiliriz. Bunun daha çok insana ulaşarak hareketimizi daha güçlü kılacağı gibi pratik nedenlerden de bahsetmek mümkün.
 
Ama hâlâ bunun neden önemli olduğunu merak ediyorsanız LGBT politikası içinde ciddi biçimde yer almış herhangi biriyle konuşun. Ona “eğer 1970’lere gitme ve Stonewall-sonrası hareketinin erken liderlerini ırk ve cinsiyet konusuna eğilmeye ikna etme şansınız olsa bunu yapar mıydınız?” diye sorun. Alacağınız yanıtın “Loki aşkına tabi ki evet, eğer zamanda geriye gidebilsek ve bunu becerebilseydik harika olurdu.” olacağını size garanti edebilirim.
 
Ateist hareket olarak bunu becerme şansımız hâlâ var. Bu konuyla ilgilenmeye başlamak, bundan 10-20 yıl sonra bunun artık sorun olmaktan çıkması ve şimdi çözebileceğimiz bu sorunun üstesinden gelmek için ileride harcamamız gerekecek çabaları minimuma indirmek için şansımız hâlâ var.
 
Gelin LGBT hareketinin başarılarından olduğu kadar hatalarından da ders alalım ve bu şansı değerlendirelim.

Etiketler:
Nefret