01/05/2014 | Yazar: Rahmi Öğdül

Taksim’in altı kumsal, biliyoruz...

1 Mayıs yeryüzündeki tüm emekçilerin, ezilenlerin günü olarak evrensel belleğe kazılmıştır. Ve bu bellek, betonla kaplayıp belleksizleştirdiğinizi düşündüğünüz kentin meydanlarında ve sokaklarında yeniden yüzeye çıkınca ne yapacaksınız?
 
İlk kim çıkardı şu “hayata beyaz sayfa açmak” zırvasını? Bilmiyorum, ama iktidarın işine çok yarıyor. Neredeyse ülkeyi beyaz bir sayfa olarak yeniden kuracak. Tüm toplumsal bellek, toplumsal izler, kendi yolsuzlukları bir çırpıda silindiğinde, kendimizi bembeyaz, belleksiz, lekesiz, tertemiz bir sayfada bulacağız. Sonra meydanı boş bulan iktidar istediği gibi, kendi despotik metniyle doldursun beyaz sayfayı. Yok öyle şey!
 
Bembeyaz yüzey gibi görülen boş bir tuvalin bile belleği vardır. “Ressamın beyaz bir yüzey karşısında olduğunu düşünmek hatadır” diye yazıyordu Deleuze, “Duyumsamanın Mantığı”nda (Norgunk Yayıncılık). Ressamın önündeki boş tuval hayatını, atölyesini ve zihnini kuşatan imgelerle doludur. İktidar, kentlerin kıvrım kıvrım dokusunu betonla kaplayarak bembeyaz bir tuval gibi yeniden tasarlayacağını sanıyor ülkeyi. Oysa beyaz bir yüzey gibi görünen bir kentin bile belleği vardır, insanların beden kıvrımlarında saklı.

Bellek, istediğiniz kadar betonla kaplayın, bir yolunu bulup yüzeye sızan bir leke gibidir. İktidarın toplumu belleksizleştirme çabası, badana ustasının isli bir lekeyi kapatabilmek için gösterdiği çabayı andırıyor. Duvara ne kadar boya sürerseniz sürün, bir süre sonra boya kusacaktır belleği. Ya da kentin işçi sınıfı tarihini kıvrımlarında barındıran Haliç’i düşünelim. İşçilerin inşa ettikleri gecekonduları bozup belleği kazıdığınızda ve parlak yüzeylerden oluşan bir kentleşme yarattığınızda bile buradaki kent dokusu hâlâ sınıfsal geçmişini yansıtan bir iz gibi duracaktır yüzeyde. Bazen bu geçmişin yüzeye çıkması için bir koku bile yeterli olabiliyor. Kimi zaman havaya karışan Haliç’in metan gazı kokusu, geçmişin zihnimde canlanmasına yol açabiliyor. Ve tüm kudretiyle bir zamanların işçi sınıfı direnişine dair özlemleri pekiştiriyor bu koku. Ne kadar çabalarsanız çabalayın, yüzeye sızacaktır devrimci bellek.
 
Sonra, eski papirüslerdeki yazıların silinip yerine yenilerinin yazılmasıyla ortaya çıkan üst üste bindirilmiş metinler ve aralarındaki ilişkiyi anlatan “palimpsest”i düşünelim. Kâğıt kıtlığından dolayı eski bir metni ya da belleği silerek beyaz bir sayfa elde etmeye çalışan Ortaçağ insanları. Geçmişi silerek beyaz bir sayfa açtıklarını düşündüklerinde, eski metnin izlerinin yüzeye çıkacağını kestirememişlerdi. Geçmişin metni ya da belleği yüzeye sızıyor ve egemen metnin kalın harfleri arasından kendi yolunu bulup yeniden okunabiliyor. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, kentin belleğini silip diktatoryal tasarılarınız için beyaz bir sayfa açamayacaksınız kendinize. Toplumun isyancı belleği, isli bir leke gibi yüzeye sızarak bozacaktır metninizi.

Doğanın da belleği vardır. Doğaya karşı topyekûn giriştiğiniz düzleştirme, belleğini kazıma savaşınız da boşuna. Denizleri doldurarak, doğayı tahrip ederek, doğanın yeryüzünde açtığı izleri, doğanın belleğini silmek. Yenikapı’daki doğanın belleğini silerek kazandığınız belleksiz, boş sayfaya kentin tüm toplumsal kuvvetlerini hapsetmek istiyorsunuz. Bu çabalarınızın boşa olduğu, yeryüzünün jeoloji tarihinde yazılı. Düzleştirmeye çalıştığınız doğanın derinlerde, fay hatlarında biriken ve patlayarak yüzeye çıkan enerjisi tüm despotik düzenlemelerinizi alaşağı ediyor. Ölümlere yol açtığı için acılı bir deneyim olarak zihnimize kazınmış İzmit depremi, doğanın belleğini silerek yeni yerleşimler için beyaz sayfalar açtığını düşünen iktidarın planlarını bozmuştu. Bastırdığını düşündüğü doğal belleğin, aslında hep orada olduğunu ve bir pundunu bulduğunda yüzeye çıktığını, iktidarın beyaz sayfa olarak düşündüğü şeyi yeniden kendi belleğinin izleriyle yazdığını gördük. Doğa hiçbir şeyi unutmuyor; denizden kazandığınızı sandığınız boş sayfayı geri alıyor ve belleğini kusuyor yüzeye.

1 Mayıs yeryüzündeki tüm emekçilerin, ezilenlerin günü olarak evrensel belleğe kazılmıştır. Ve bu bellek, betonla kaplayıp belleksizleştirdiğinizi düşündüğünüz kentin meydanlarında ve sokaklarında yeniden yüzeye çıkınca ne yapacaksınız? Tüm kolluk kuvvetlerinizle bastırmaya çalışsanız da fay hattında biriken bir enerji gibi patlayacağını ve boş sayfanızı geri alacağını bal gibi biliyorsunuz. Ve her yüzeye çıktığında bellek kentin kıvrımlarında yeni izler bırakır; bu izleri silemeyeceksiniz.
 
Gezi Parkı, beton denizinin ortasında yüzeye çıkmış, doğanın ve toplumun isyancı belleğinin bir izi olarak duruyor, iktidarın korkulu rüyası; bastırılan bir belleğin, devasa bir kütlenin yüzeye çıkmış küçük bir parçası ya da buz dağının görünen kısmı. 68’in sloganı bize kaldırım taşlarının altında kumsal olduğunu söylüyordu. İktidar kentin kaldırım taşlarını yok ederek her yeri betonla kaplasa da kumsal hâlâ betonun altında duruyor. Kendini bir put olarak betonun üzerinde yükseltirken, adım adım “Putların Alacakaranlığı” zonuna giriyoruz. Fakat ne diyordu Nietzsche kitabının alt başlığında?: “Çekiçle Felsefe Yapmanın Yolları.” Taksim’in altı kumsal, biliyoruz. Betonun altındaki kumsala ulaşmak için çekiçle, balyozla, artık Allah ne verdiyse girişmekten başka çare kalmadığında, fay hatlarında biriken enerjinin kudretini artık siz bir düşünün.

Etiketler: