16/12/2013 | Yazar: Rahmi Öğdül

Daha önce yan yana gelmesi mümkün olmayan parçalar arasında bağlantılar kurarak çok başlı, çok gövdeli bir yaratık yarattığımızda iktidar dehşete düşmüştü ve bu canavar hâlâ iktidarın uykularını kaçırmaya devam ediyor.

“Gregor Samsa bir sabah kötü bir rüyadan uyandığında, kendini yatağında korkunç bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.” Kafka, Dönüşüm.

Ayrışık parçaları bir araya getirip tuhaf yaratıklar yapma geleneği oldukça eskiye dayanıyor. Üst paleolitik mağara resimlerinde karşımıza çıkan, İ.Ö. 13.000 yılına tarihlenen melez yaratık bu tür uğraşın ne denli eski olduğunu gösteriyor bize. Tarihin derinliklerinden baykuş gözleriyle bize bakan bu insan-hayvan karışımı yaratık insanları şaşırtmaya devam ediyor hâlâ. “Theriantrop” olarak adlandırılan bu melez yaratık temsiline baktığımızda, o dönemin insanlarının repertuarlarındaki biçimleri birbirine ekleyerek yeni bir yaratık yaptıklarını söyleyebiliriz. Theriantrop insanların hayvana dönüşümünü anlatan bir terim. Yunanca vahşi hayvan anlamına gelen “therion” ile insan anlamına gelen “anthropos” sözcüklerinin birleşiminden oluşmuş. Aslında burada tam bir brikolaj tekniğine rastlıyoruz. Eski yazılarımda antropolog Claude Lévi-Strauss’a atfen brikolajı anlatırken mühendisle karşıtlığı içinde tanımlandığını söylemiştim. Mühendis önce projeyi çizer, daha sonra bu projenin gerektirdiği malzemeleri toplar ve projesine girişir. Oysa brikolaj, geleneksel toplumlarda hiçbir şeyi atmayan ve her şeyi ardiyesinde toplayan bir insanın elindeki malzemelere göre yeni bir form yaratmasıdır. Theriantrop da biçimlerin biriktiği zihinsel ardiyesine girip yeni biçimler yaratan insanların bir yaratımı. Belleğindeki mevcut biçimleri birbirine dikerek bir yaratık çizmiştir kayanın üzerine.

Bu kaya resmini şaman gelenekle ilişkilendiren Lewis-Williams, paleolitik insanların aldıkları uyuşturucu maddeler ya da fiziksel tekniklerle trans hale geçip nasıl sanrılar gördüklerini aşama aşama anlatıyor (bkz İnsanın Kökeni, Richard Leakey, Varlık Yayınları). İlk aşamada ızgaralar, zikzaklar, noktalar, spiraller ve eğriler gibi geometrik şekiller görüyorlar. Beyin sinir hücreleri içinde üretildikleri için bunlara “entoptik” (iç görüntü) imgeler denir. Kültürel arka planları ne olursa olsun trans hale geçen tüm insanların bunları gördüğünü yazıyor Lewis-Williams. Transın ikinci aşamasında insanlar bu imgeleri gerçek nesneler olarak görmeye başladıklarında kültürel arka planları devreye giriyor. Eğriler tepelere, zikzaklar silahlara dönüşebiliyor örneğin. Bu imgelerin neye dönüşecekleri tamamen kültürel deneyimlere ve kaygılara bağlı. Afrika’da yaşayan bir halk olan Kung-San şamanları, kültürlerinde arı doğaüstü bir gücü simgelediği için genellikle eğri çizgileri bal peteğine dönüştürüyorlarmış.

Gelelim üçüncü aşamaya. Trans halindeki şaman bir girdabı ya da dönen bir tüneli geçme duygusu yaşadıktan sonra insan ile hayvan karışımı, melez canavarlar görebiliyorlar. Şaman zihinsel ardiyesinden biçimleri yan yana getirerek tuhaf yaratıklar oluşturabiliyor. Aklın baskısından kurtulan şaman yan yana gelmeyecek parçaları birbirine ekleyerek hayal ürünü canavarlar, theriantrop’lar yaratabiliyor. Chimera ve Sfenks gibi mitolojik melez yaratıklar için de aynı şeyi söyleyebiliriz. İnsan elinin altındaki mevcut biçimleri yan yana getirerek yeni formlar yaratıyor ve bu formlara yine zihinsel tasarımlar olan kavramlar yüklüyor.

Aynı geleneğe 16. yüzyılda yaşamış İtalyan ressam Arcimboldo’da da rastlıyoruz, ama bir farkla. Meyveler, sebzeler, kuşlar balıklar, kitaplar gibi bildik nesneleri birbirine ekleyerek anlamlı bütünlükler, hayali portreler yaratan bir ressam olan Arcimboldo’nun brikolaj geleneğinin aksine mühendislik geleneği içinde yer aldığını söyleyebiliriz. Tüm parçaları belli bir amaç doğrultusunda belirli bir forma sokma çabası. Şamanik trans halinin yarattığı hayali melez yaratıklar ile aklın yarattığı melez yaratıklar arasında bir fark çıkıyor burada. Arcimboldo’da bildik nesneleri yan yana getirerek yine bildik bir forma sokma, insan sureti haline getirme çabasını görüyoruz. Ayrışık nesneler bir form içine zorla tıkılmış izlenimi veriyor. Totaliter devletleşmenin izlerini taşıyor Arcimboldo’nun tabloları. Ayrışık özneleri anlamlı bir bütün içine yedirirken üst üste yığılmış bir kitle çıkıyor karşımıza. Uzaktan baktığınızda bir yüz görüyorsunuz, ama yakından baktığınızda anlamlı bir bütün oluşturmak için zorla üst üste yığılmış öznelerin sıkıntılı halleri gözümüze batıyor.

Toplumsal patlamalar sırasında egemen aklın sınıflandırmacı, forma sokucu kıstırmasından kaçan özneler aralarında kurdukları tuhaf birlikteliklerle canavarlar yaratabiliyorlar. Şamanlar imgeleri kayanın yüzeyinden çıkıyormuş gibi görürlermiş. Biz de bir canavar olarak Taksim Meydanı boşluğundan belirivermedik mi? Daha önce yan yana gelmesi mümkün olmayan parçalar arasında bağlantılar kurarak çok başlı, çok gövdeli bir yaratık yarattığımızda iktidar dehşete düşmüştü ve bu canavar hâlâ iktidarın uykularını kaçırmaya devam ediyor.


Etiketler: