13/08/2012 | Yazar: Ali Erol

Homofobinin bizi yalnızlaştırmasına, kendimizi ifade etmemizin önünde her alanda görünür görünmez engel çıkartmasına karşı kendimizi ve birbirimizi güçlendirmek hepimize iyi geliyordu.

Homofobinin bizi yalnızlaştırmasına, kendimizi ifade etmemizin önünde her alanda görünür görünmez engel çıkartmasına karşı kendimizi ve birbirimizi güçlendirmek hepimize iyi geliyordu.  
 
İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü öğrencileri Dilara Şenbilgin ile Aslı Bildirici’nin ödev sorularını Kasım 2011’de cevaplamıştım.
 
Kaos GL’yi kurma fikri ilk olarak ne zaman oluştu?
 
Kaos GL’yi bugün, aynı isimli dergimizin Eylül 1994’te yayınlanmaya başlamasıyla tarihlendiriyoruz ama fikir olarak üniversitenin ilk yıllarında düşünmeye başladığımı hatırladığımı belirtmek isterim. 80’lerin ikinci yarısında Türkiye’de feminist hareket çok canlıydı ve Ankara’dan, üniversite yıllarında takip etmeye çalışırdım. Maalesef fakültemde benim gibi açık bir eşcinsel yoktu en azından ben rastlamıyordum. Eşcinselliğe dair söylemler daha çok İstanbul merkezli medya üzerinden geliyordu ve aynı şekilde yine İstanbul’dan eşcinsel örgütlenme fikirleri ara ara yükseliyordu. Haliyle bizim de yüzümüz merak ve heyecanla İstanbul’a dönüktü. Bu noktada Kaos GL’nin ortaya çıkışını ve sürekliliğini üniversite ile sokak arasında kurduğu bağda görmek lazım. Bu bağ birbirini beslerken aynı zamanda karşılıklı bir dönüşümü de sağladı ve bu gelişme özelde Kaos GL’nin genelde anti-hetroseksist hareketin kurumsallaşmasını beraberinde getirdi.
 
Ankara yerelinde eşcinseller olarak birbirimizi arayıp bulmamızın ardından canlanan Kaos GL fikri, kendimizin ve birbirimizin hayatlarına sahip çıkabileceğimiz düşüncesinin yayılmasını sağladı. Sıradan hayatlarımıza sahip çıktıkça aramızdaki bağlar gelişti ve ilişkiler süreğenleşti. Bu süreçte Kaos GL dergisini düzenli yayınlamamız informel bağları yatay bir ağa dönüştürdü ve dergi sayesinde ilişkiler Ankara sınırlarını aştı.
 
Kaos GL dergisinin düzenli yayınlanması eşcinsel camiada kişisel özgüvenleri yükseltti ve değişime olan inancı arttırdı. Bu inanç sayesinde hem üniversiteden hem sokaktan dergi düzenli olarak beslendi. Eşcinsellerin tek tek görünür olamadığı koşullarda eşcinsel realitesi ve eşcinsellerin sorunları dergi üzerinden görünür oldu ve toplumun farklı kesimlerine ulaşacak şekilde dolaşıma girdi. Bu durum eşcinsel hareketin şekillenmesinde de belirleyici oldu.
 
Hayatınızda sizi homofobi konusunda çalışmaya iten şeyler neler?
 
Çok basit! Ben de bir eşcinselim aslında çalışma veya mücadele dediğimiz de kendi hayatlarımıza sahip çıkmaktan, soluk alacağımız alanları genişletme gayretinden ibaret.
Kaos GL’nin ilk yıllarında parklarda, sokaklarda bir araya geldiğimizde, ev buluşmalarında gullüme daldığımızda bir süre sonra statüleri her ne olursa olsun herkes, bu memlekette bir şey değişmez, böyle gelmiş böyle gider karamsarlık ve kaygısında birleşirdi. Homofobiye karşı çalışmanın ilk aşaması tam da bu karamsar atmosfere karşı bir nevi görünmez ablukaya karşı eşcinselleri cesaretlendirmek oldu. Özgüvenler arttıkça ortaya çıkan özsaygı ile ilk eşik aşılmış oldu. Bu süreçte biz de rahatladık ve hem dergiyi hem Kaos GL grubunu geliştirdik. Homofobinin bizi yalnızlaştırmasına, kendimizi ifade etmemizin önünde her alanda görünür görünmez engel çıkartmasına karşı kendimizi ve birbirimizi güçlendirmek hepimize iyi geliyordu.  
 
Homofobik biriyle karşılaştığınızda nasıl tepki veriyorsunuz? Ne yapıyorsunuz?
 
Biz Kaos GL olarak hayatımıza kast etmediği sürece her kişi ve kurumla diyalogu savunageldik. Bundan böyle de aynı yaklaşımla devam edeceğiz. Çünkü biz bu toplumu dönüştürmek istiyoruz, buna inanıyoruz; homofobi ortadan belki kalkmayabilir ama en aza inmesi, değişmeyen insanlar olacaksa bile homofobik duygu ve düşüncelerini kendilerine saklamalarını bunu davranışa ve politikaya dökmemelerini ümit ediyoruz.
 
Homofobi bugün artık salt kişisel psikolojik bir yaklaşım olmaktan çok öte hem gruplararası ideolojik bir ilişkilenme hali hem de iktidarın politikaları ile uygulamalarında kurumsallaşmış bir ayrımcılık biçimi olarak çıkıyor karşımıza. Hal böyleyken homofobik biriyle karşılaşmak eğer ki şiddete yeltenmiyorsa beni çok da rahatsız etmez. Sonuçta önyargılarımızın ortadan kalkması için bilmediğimiz insanları ve hayatlarını tanımaya ihtiyacımız var. 
 
Sizce bizim toplumumuzda homofobinin bu kadar sık görülmesinin sebebi ne?
 
Toplumumuzdaki homofobik tutum ve davranış ile politik uygulamaların belki bazılarının formları kültürel veya sosyal açıdan “bize” özgü olabilir ama sonuçta homofobi bugün artık küresel bir mesele!
 
Maalesef başka konularda, başka alanlarda birbirinden çok farklı yaklaşımlara sahip, birbirinden farklı politikalara sahip kişi ve kurumlar konu eşcinselliğe geldiğinde daha düne kadar kol kola girmekten, yan yana konumlanmaktan rahatsız olmazlardı. Yirmi yıldır iğne ile kuyu kazar gibi verdiğimiz mücadele ile homofobi benim de meselem diyen heteroseksüel bireyler, lezbiyen, gey, biseksüel ve trans (LGBT) bireylere yönelik ayrımcılık kabul edilemez diyen kurumlar çıktı.
 
Her şeyden önce bireysel davranışlardan önce Homofobinin bu kadar çok görülmesinin kurumsal homofobi ile ilgili olduğunu akılda tutmak gerekiyor. Cumhuriyet rejiminin şekillenmesinde ve takip eden devlet politikalarında sanki toplum sadece heteroseksüellerden oluşuyormuş gibi varsayılıp heteroseksüel kalıplara uymayan herkes kamudan, toplumdan ve hayatın her alanından dışlandılar. Devlet politikalarıyla dışlanan ve suçu olmadığı halde suçlu muamelesi gören eşcinsellerin değersizleştirilmesiyle vatandaşın gözünde kolay lokma haline getirildi. Haklar hiyerarşisinde en altlarda bile telaffuz edilmeyen eşcinsellerin, yaşam hakkına kadar en temel hakları bile devletin nasılsa cezalandırmayacağı vatandaşın hoyratlığına kalınca homofobi de toplumun her kesiminde sıradanlaşabildi.
 
Neden Türkiye gey hakları ve gey evliliği tartışmalarında diğer ülkelerden bu kadar geride kaldı?
 
İki yüz yıl öncesinde bile eşcinsellerin haklarını savunan ve eşcinsel arzuyu meşru gören politik yaklaşımlar olsa da “gey hakları” denen politikalar yirminci yüzyılın ikinci yarısında toplumsal hareketler alanına çıktı. Bugün LGBT insanların hakları başta batı ülkeleri olmak üzere pek çok bölgede tanınsa da “gey evliliği” tartışmaları hararetli bir şekilde devam ediyor. Çünkü küresel homofobi aynı zamanda geleneksel aile kurumu, dinler ve ideolojiler üzerinden kurumsallaşıyor. Türkiye’de devlet politikaları söz konusu kurumlar aracılığı ile homofobiyi kurumsallaştırdı ve sosyal kültürel ilişkileri de şekillendirmekten geri durmadı. Hâkim ideolojinin bu başarısı muhalif kesimleri de kapsayacak şekilde cinsiyetçiliği, tutuculuğu tüm topluma yayacak şekilde kendini gösterdi. Hal böyle olunca böylesi bir toplumsal formasyonda farklılıkların kendi adına söz söyleme ve özerk taleplerini dillendirme, topluma eşit katılacakları kanalları yaratma mücadeleleri zaman alıyor.
 
Haklar ve özelde evlilik tartışmalarının genel ahlak ablukası ve cinsiyetçi politikalar ile boğulmasına karşı Kaos GL Derneği olarak “Evlilik/Aile Kurumu ve Yasal Birliktelik Politika Belgesi” hazırladık. Bu belgede altını çizdiğimiz nokta şöyle:
“LGBT bireylerin birlikteliklerinin yasal olarak tanınması konusu, kamuoyunda ve medyada magazin boyutu ele alınmakta ve gerçek bir tartışma yürütülmemektedir. Kaos GL Derneği, bu konunun sadece magazin boyutuyla ele alınmasını eleştirerek, toplumsal bir sorun olarak tartışmayı hedefler. Bu tartışmayı da, heteronormatif ve cinsiyetçi evlilik ve aile kurumu yapısının değiştirilmesi ve toplumdaki tüm bireylerin eşit hak ve hizmetlerden yararlanması gerekliliği temelinde ele alır ve bu doğrultuda mücadele etmeyi amaçlar.”
 
Kadın ve aile bakanı, Aliye Kavaf’ın homoseksüelliğin bir hastalık olduğunu söylemesi dışında ne düşünüyorsunuz?
 
Günümüzde psikiyatri kurumu ve Dünya Sağlık Örgütü eşcinsel davranışı bir “hastalık” olarak kategorize etmezken Kavaf’ın zamanında sarf ettiği bu yaklaşım aslında bir bilgi eksikliğinden kaynaklanmıyordu. Tam tersine Bakan aslında ideolojik tercihini dile getirmişti. Tabii ki sıradan bir homofobik yurttaş değil de bir Devlet temsilcisi olduğu için hem ayrımcı politik bir yaklaşım anlamına geldiğinden hem de toplumda olası nefret suçlarına davetiye çıkardığından Kaos GL olarak tepkimiz kararlı ve büyük oldu. Nefret suçlarına davetiye çıkaran bir söylemdi çünkü vatandaşlarına, biz Hükümet olarak eşcinsellere değer vermiyoruz, onları hasta olarak görüyoruz ve homofobik tutum ve davranışları görmezden geleceğiz ve cezalandırmayacağız demek istiyordu.
 
Kadın örgütleriyle birlikte tepkimizi sürekli kıldık ve neyse ki en azından bir sonraki dönemde kendisi yeniden aday gösterilmedi. Yeni Bakan’la birlikte ise henüz bir tanıma yaklaşımı söz konusu olmasa bile en azından aynı yanlış ve ayrımcı söylem dile getirilmiyor. Ümit ederiz ki Bakan Fatma Şahin partisindeki homofobik yaklaşıma yenilmez ve LGBT bireylerin yaşam hakkının korunmasında homofobik ve transfobik şiddete karşı da politika geliştirebilir.
 
Son zamanlarda çok tartışılan ve birçok ödül alan “Zenne” filmi hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce töre bu konuyu nasıl etkiliyor?
 
“Zenne” filmini beğenerek izledim. Festivallerdeki başarısını vizyonda da tekrar eder ve topluma ulaşırsa bu ülkede sırf kendi cinsini sevdiği için yaşam hakkı elinden alınan insanların olduğu daha fazla gündeme taşınabilir.
 
“Töre” hep lokal bir tartışma olarak ele alındığından biz filme konu olan cinayeti nefret saiki ile işlenmiş bir namus cinayeti olarak adlandırmayı tercih ediyor ve hukuken de böyle görülmesini doğru buluyoruz. Bu bağlamda ele alınmadığında sanki memleketin sosyo-kültürel bir yerelliği ile sınırlı bir sorunla karşı karşıyaymışız gibi ele alınabiliyor. Buradan hareketle başka ayrımcılık ideolojileri aracılığıyla ortada duran bir yaşam hakkı ihlalini hazırlayan homofobik ve cinsiyetçi nefret gölgelenebiliyor. Elbette ki kastettiğim ayrımcılık ideolojileri başta söz konusu yerellikte yaşayan Kürtlere yönelik her fırsatta ortaya çıkıveren milliyetçi, ırkçı yaklaşımlar. Kadınların ve LGBT bireylerin öldürülme korkusu duymadan yaşayabilmeleri için yaşam haklarının güvenceye alınacağı düzenlemeleri yapmakla yükümlü Hükümet, yasal düzenlemeleri yerine getirmeli ve yasal düzenleme ile yetinmeyip namus ve nefret cinayetlerine karşı kadınları ve LGBT bireylerin yaşam haklarını korumalı. Ancak böylesi bir politik kararlılık ve uygulama ile töre de, namus da, nefret de gerileyecektir.  
 
Sizce ülkemizde homofobiyi azaltmak için neler yapılabilir?
 
Kaos GL olarak bizim yürüttüğümüz mücadele LGBT bireyler ile birlikte sorun alanlarının da görünür olması yönünde oldu. Sorun alanlarının görünürlüğü ile hem sosyal kültürel alanda hem de kamu alanında LGBT bireylerin yaşadığı ayrımcılıkların adı konabildi.
İşte bugün LGBT bireylerin cinsel yönelimleri ve cinsiyet kimliklerinden dolayı maruz kaldıkları söz konusu ayrımcılıkların ortadan kalkması için atılacak ilk adım LGBT realitesinin tanınmasıdır. Devlet LGBT realitesini tanırsa ancak ayrımcılıklara karşı yasal düzenlemeler yapılabilir ve bu düzenlemeler yasal koruma sağlayabilir.
 
Bunun için güncel talebimizi, anayasal eşitlik bağlamında eşitliği düzenleyen maddeye “cinsel yönelim” ile “cinsiyet kimliği” ibarelerinin de eklenmesi oluşturuyor.  
 
Siyahî Dergisinden Söyleşi
http://kaosgl.org/sayfa.php?id=12078

Etiketler:
Telegram