26/07/2013 | Yazar: Zeynep Akkuş

Birbirini seven iki insanın, bilinçli ve istekli olarak aldıkları bir karar doğrultusunda, büyük bir haz duyarak S E V İ Ş M E L E R İ N İ N ardından bebek bekliyor olmaları şüphesiz kendileri ve yakınları için en güzel haberlerden biridir ve isteyen bunu davul çalarak ilan eder, isteyen gazetelerden duyurur, isteyen parti verir.

Zeynep Akkuş | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Zeynep Akkuş
"Hamileliği davul çalarak ilan etmek de bizim terbiyemize aykırıdır. Böööle karınla sokakta gezilmez. Her şeyden önce estetik değildir. 7 ay, 8 ay, 6 aydan sonra biraz hava almak için beyinin otomobiline biner, şöyle bir dolaşır anne adayı kardeşimiz. Sonra akşamüstü çıkarlar. Bazı şeyler şimdi maşallah, kanatlısı kanatsızı televizyonlarda uçuşuyor. Ayıptır ayıp. Bunun adı realizm değildir. Bunun adı terbiyesizliktir." Önceki akşam devlet televizyonunun birinci kanalında iftar saatinde yayınlanan ‘Ramazan Sevinci’ adlı programın konuğu, Cerrahi tarikatının önde gelen isimlerinden avukat Ömer Tuğrul İnançer’in sarf ettiği bu sözler başta sosyal medyada olmak üzere hızla yayılarak büyük bir tepki topladı.
 
Birbirini seven iki insanın, bilinçli ve istekli olarak aldıkları bir karar doğrultusunda, büyük bir haz duyarak S E V İ Ş M E L E R İ N İ N ardından bebek bekliyor olmaları şüphesiz kendileri ve yakınları için en güzel haberlerden biridir ve isteyen bunu davul çalarak ilan eder, isteyen gazetelerden duyurur, isteyen parti verir. Bunun terbiyeye, hele bu tür durumlarda hep gözümüze sokulduğu gibi “bizim terbiyemize” ters düşecek nesi var? Başbakan her gittiği yerde, kimi zaman yabancı ülkelerde bile en az üç, hatta teknolojik ilerlemeler sayesinde -örneğin artık çamaşırlar elde değil de makinede yıkandığı için- beş çocuk diye dayatırken; iftar sohbeti yaptığı bir kadının sadece bir çocuğu olduğunu duyunca kadıncağızın sanki ölümcül hastalığı olduğunu öğrenmiş gibi derin bir endişeyle alt dudağını ısırırken iyi de, çocuğun peydahlanış şekli ve bir süre sonra, yolda olduğunun belirtilerinin artık gözle görülür hale gelmesi mi tu kaka? Ayrıca baba olacağını öğrenen erkek, soluğu kahvehanede alıp herkese çay ya da oralet ısmarlarken, “Helal sana koçum”lar eşliğinde sırtı sıvazlanırken, kadına sanki suç işlemiş gibi eve kapanması, havalandırmaya çıkarılan bir mahkûm gibi ancak “akşamüstü beyinin otomobiline binip şöyle bir dolaşması” reva görülecek, öyle mi?
 
Tabii burada sıkıntı, o bebeğin daha ilk hücresinin oluşumundan dakikalar öncesinde yaşananlar ama kimse kusura bakmasın, o konuda yapılacak bir şey yok. Sonuçta şu meşhur tekerlemedeki gibi, “bunu yapan iki kişi, biri erkek biri dişi” ve isterse o bebek çok çeşitli sebeplerden ötürü suni döllenme yöntemiyle dünyaya geliyor olsun, kaçınılmaz olarak yolu, kimilerinin suratında sarımsak görmüş vampir ifadesi uyandıran P E N İ S ve V A J İ N A adlı iki organdan geçiyor. İşin trajikomik tarafı, tarihin başlangıcından beri insanlık hep aynı organlar vasıtasıyla üreyip soyunu sürdürmüşken, kimileri televizyona da çıkan bazı ergen beyinlilerin hamile bir kadın gördüklerinde akıllarına gelen tek şeyin hâlâ, o kadının seks yapmış olması (Kaldı ki, cinsellik, çiftlerin hayatları boyunca sadece sahip oldukları çocuk sayısı kadar yaşadıkları bir olay da değil. Yani bazılarının verdiği tepkilere bakılınca pek öyle anlaşılmıyor ama herhalde değildir, inşallah değildir). Üstelik bu öyle çarpık bir zihniyet ki, göz önüne getirilen sevişme sahnelerinde erkek, yüzü bile seçilmeyecek halde tamamen fluyken bütün şehvetiyle, bütün iç gıcıklayıcılığıyla kadın kaplıyor görüntünün tamamını. Gözler onun hareketleriyle kamaşıyor, kulaklarda onun çıkardığı sesler patlıyor. Oysa cinsellik şimdiye kadar çoktan “barışılmış” olması gereken doğal bir ihtiyaç ve giderilmesi erkek için de kadın için de büyük bir haz. Bunu dile getirmekten kaçınmak insanları daha iffetli ve erdemli kılmadığı gibi, yokmuş gibi davranmak da en hafifi televizyonlarda deli saçması laflar şeklinde karşımıza çıkan türlü sorunlar doğuruyor.
 
İnançer’in konuşmasının bir de “terbiyesizlik” boyutu var. “Şimdi ise maşallah, kanatlısı kanatsızı televizyonlarda uçuşuyor” derken hijyenik pedlerin bu kadar gözüne sokulmasından duyduğu rahatsızlığı dile getiriyor, “ayıplıyor”. Ne de olsa kız çocukların ilk kez regl olduklarında suratlarına tokat yediği bir kültürde yaşıyoruz. Regl olmanın kadınlar arasında bile adı “kirlenmek”. Kadının regl olması, erkeğin nefsini kontrol altında tutması için bir disiplin aracı olarak kabul ediliyor. Regl olan bir kadının ettiği ibadet, tuttuğu oruç bile tartışmalı. Ne acıdır ki, bizler hâlâ gelenek ve inanışlarımıza sinmiş bir sürü ilkellikle boğuşurken -İnançer değil belki ama- birileri utanmadan, sıkılmadan artık kız bebeklerin doğar doğmaz toprağa gömüldüğü cahiliye döneminde olmadığımızı söyleyip böbürlenebiliyor. Kız bebekler doğar doğmaz toprağa gömülmüyor olabilir ama hayatları boyunca namus, ahlâk, din, gelenek kıskacında, önce baba sonra koca evinde yaşayacakları bir cehennemin ortasında buluyorlar kendilerini. Ne hikmetse gencecik kızların intihar haberlerini okuyoruz sık sık. İster şaibeli durumlar olsun, ister bu kızlar küçücük bedenlerine ağır gelen yüklerden kurtulmak için gerçekten intiharı seçsinler, birileri zerre kadar vicdan azabı duymadan bu vahşetle iç içe, kol kola yaşayıp gidiyor. Ya da küçücük bir kız tecavüze uğradığında nasıl yaparız da tecavüzcüleri serbest bırakırız diye hukuk kitaplarının bakılmadık köşesi kalmıyor mesela. Bizim kızlarımızın da hepsi o kadar sapkın, o kadar ahlaksız, o kadar iffetsiz ki(!), tecavüze de uğrasalar psikolojileri bozulmuyor, hepsinin de ruh sağlığı sapasağlam(?) maşallah! Sonra işte, o kızlar büyüyünce sevişerek gebe kalıp bir de utanmadan hiç de estetik olmayan o karınlarını “böööle” gözümüze soka soka dolaşmıyorlar mı sokaklarda, ne din kalıyor ortada, ne ahlak, ne de namus!..
 
Bu arada bazı haddini bilmezler de kadınların sanki her türlü sorunu çözülmüş gibi estetiklerine takmış kafayı. “Evrenin en değerli varlığı” dedikleri kadınlar için belli şablonlar var o küçücük beyinlerinde. Ağır işlerde çalışmayı, ağır sporlarla uğraşmayı yakıştıramıyorlar kadınlara. Bir kadının olimpiyatlarda gülle atıyor olması onları dehşete düşürünce oturup günlerce bu konu üzerine yazabiliyorlar mesela. Neden? Çünkü kadın, kadın gibi olmalı… O küçücük “gibi” edatının içine neler sığdırılıyor, neler…
 
Hâl böyleyken hâlâ birileri kalkıp hiç utanmadan, sıkılmadan, yüzü kızarmadan, sesi titremeden, ben ne diyorum yahu diye düşünmeden, bu kızlara yaşadıkları ve haz alıp almadıkları bile çoğu kez tartışmaya açık olan cinselliklerinden utanmaları gerektiğini, evlerinden dışarı çıkmamalarını telkin edebiliyor ve kendisini dinleyenden de “Allah razı olsun, hocam” karşılığını alabiliyor ya…
 
Hakikaten ayıptır, ayıp!
Bunun adı düpedüz terbiyesizliktir! 

Etiketler:
Nefret