04/09/2012 | Yazar: Judith Butler

‘Evet, bu doğru; şiddet içeren direniş biçimlerini de devlet şiddetini de onaylamıyorum, onaylayamam, onaylamadım da. Bu beni belki de tehlikeli biri olmaktan çok naif biri yapar, ama sonuçta bu benim görüşüm.’

Judith Butler | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Judith Butler
“Evet, bu doğru; şiddet içeren direniş biçimlerini de devlet şiddetini de onaylamıyorum, onaylayamam, onaylamadım da. Bu beni belki de tehlikeli biri olmaktan çok naif biri yapar, ama sonuçta bu benim görüşüm.”
 
*Adorno Ödülü alan Judith Butler’ın kendisine yönelik The Jerusalem Post’ta yer alan ırkçılık ve terörizm suçlamalarıyla ilgili MondoWeiss’te verdiği cevabın Türkçe çevirisini yayımlıyoruz. 
 
The Jerusalem Post, son yayınladığı yazıda bazı örgütlerin benim her üç yılda bir eleştirel teori geleneğini inceleyen kişilere verilen Adorno Ödülü almama karşı olduğunu yazdı.
Bana karşı yöneltilen suçlamalar, benim Hamas ve Hizbullah’ı desteklediğim (ki bu doğru değil), BDS’yi (Boykot, Tecrit ve Yaptırım Hareketi) desteklediğim (kısmen doğru) ve benim bir anti-Semitik olduğum (kesinlikle yanlış) yönünde. Benim Adorno Ödülü almama karşı çıkanların kendi alanlarını yaratmaları için bu tür küfürlü ve asılsız suçlamalara karşı sözümü geri almamı istemelerine belki de şaşırmamalıyım.
 
Ben, Yahudi düşünce yoluyla felsefeye giriş yapmış bir bilim insanıyım ve kendimi içinde Martin Buber ve Hannah Arendt gibi figürler bulunan Yahudi etik geleneğinin savunucusu ve devamcısı olarak duyumsuyorum. Ben, Haham Daniel Silver’ın himayesi altında Yahudi felsefesi temelinde güçlü etik görüşleri geliştirdiğim Cleveland, Ohio’daki Tapınak’ta Yahudi eğitimi almış biriyim.
 
Şunu öğrendim ve kabullendim ki bizlerin başkaları ya da kendimiz tarafından çağrılma sebebimiz acıya tepki olması veya onu hafifletmesi içindir. Ama bunu yapmak için, bir çağrı duymak zorundayız, cevap için kaynakları bulmak zorundayız ve bazen yaptığımız gibi sesli konuşmanın sonuçlarına da katlanırız.
 
Ben, aldığım Yahudi eğitiminin her aşamasında adaletsizliğe karşı sessiz kalınmanın kabul edilemez bir şey olduğunu öğrendim. Tam olarak ne zaman ve nasıl konuşulacağı ya da yeni bir adaletsizlik yaratmadan nasıl konuşulacağı ya da doğru olarak anlaşılacak şekilde nasıl konuşulacağı bize söylenmediğinden, böyle şeyler için önlem almak zor. Benim gerçek pozisyonum benim aleyhimde konuşanlar tarafından anlaşılmıyor ve belki de onların taktiğinin anlatma koşullarını yok etmesinden ötürü bu benim için sürpriz olmamalı.
 
Yale Üniversitesi’nde felsefe okudum ve eğitim hayatım boyunca Yahudi etiğinin problemlerini değerlendirmeye devam ettim. Formasyonumda aldığım bu etik kaynaklar için minnettarım ve bunlar benim için halen geçerli. İsrail devletinin eleştirisini formüle edenleri anti-Semitist ilan etmek ya da eğer bunu yapan bir Yahudi ise kendinden nefret etmesini savunmak gerçek dışı, saçma ve acı verici.
 
Söz konusu suçlamalar eleştirel bakış noktasını açıkça söyleyen kişiyi şeytanlaştırmak üzere kurulu ve böylece öncesindeki bakış açısı diskalifiye edilmiş oluyor. Bu bir susturma taktiği: Bu kişi konuşamaz ve ne söylerse söylesinler reddedilir ya da önceden bir biçimde sözleri çarpıtılır. Bu suçlama, görünümü dikkate almayı reddeder, geçerliliğini tartışır, kanıt formlarını dikkate alır ve sebepleri dinlemek vasıtasıyla sağlıklı bir sonuç çıkarır. Bu suçlama, sadece bazı kişilerin sakıncalı buldukları görüşe sahip kişilere yönelik bir saldırı değil, aynı zamanda dinleme ve konuşma imkânını bir bağlamda başkasının ne söylemesi gerektiğine indirgeyen, fikri değiştirmeye yönelik bir saldırıdır. Biri Yahudileri "anti-Semitik" olarak nitelediğinde, o kişi Yahudiler hakkında konuşma hakkını tekelleştirmeye çalışıyor demektir. Yani anti-Semitizm iddiası, aslında Yahudilerin iç tartışması için bir örtü konumundadır.
 
ABD’de, İsrail siyaseti karşısında işgal, belirsiz gözaltı uygulamaları ve Gazze’deki sivil halkın bombalanması dâhil dehşete düşen ve onların Yahudiliğini inkâr eden çok sayıda kişi olduğuna dair uyarılmıştım. Bu kişiler, İsrail Devleti’nin günümüz için Yahudiliği temsil ettiğini düşünerek hata yapmaktadırlar ve onlara göre kendini Yahudi olarak tanımlayan biri İsrail’i ve onun eylemlerini desteklemektedir. Ve yine, her zaman Yahudi gelenekleri devlet şiddetine karşı olmuştur. Yahudi gelenekleri, çok kültürlü birlikte yaşamı onaylamıştır, eşitlik ilkelerini savunmuştur ve herhangi birimiz İsrail’i Yahudi kimliğinin bir temeli olarak konumlandırdığımızda bu hayati etik geleneği unutulmuş ya da dışlanmıştır. Öte yandan, İsrail’i eleştiren Yahudiler, İsrail’in artık Yahudiliği temsil edemeyeceğini düşünüyorlar: Ve diğer taraftan, İsrail ile Yahudiliğin aslında aynı olmasını eleştiren birini mağlup etmek isteyenler, eleştiren kişinin anti-Semitist olması ya da Yahudiyse kendinden nefret etmesi gerektiği sonucuna varıyor. Benim bilimsel ve toplumsal çabalarım, bu bağlamın dışında yönlendirilmiş durumda. Benim görüşüme göre, birlikte yaşamayı destekleyen ve devlet şiddeti dahil her türlü şiddete karşı çıkan bir yol olan güçlü bir Yahudi geleneği, hatta erken Siyonist bir gelenek var. En önemlisi de bu geleneklerin günümüzde değer kazanması ve canlandırılması; Yahudiler diasporik değerleri temsil eder, sosyal adalet için mücadele eder ve "dünyayı iyileştirmek" son derece önemli bir Yahudi değeridir (Tikkun).
 
Benim için açık olan şu ki, tutkuyla üstüne konuşulan bu konular, konuşmayı ve işitmeyi zorlaştırmaktadır. Birkaç kelime bağlam dışına alınır, anlamı tahrif edilir ve bu takdirde bir etiket veya bireysel bir marka haline gelir. Bu, İsrail’e eleştirel bir bakış sunan birçok kişi için geçerlidir -bu kişiler anti-Semitist olarak, hatta Nazi işbirlikçileri olarak damgalanırlar. Bu tarz suçlamalar da yaftalama ve şeytanlaştırmanın en kalıcı ve toksik formlarının kurulması anlamı taşır. Bu kişiler, bağlam dışı kelimeler kullanarak kişiyi hedef haline getirir, anlamları tersine çevirir ve kişiye özel hale getirir; aslında bu kişiler bu görüşlerin içeriğine bakmaksızın o kişinin görüşlerini geçersiz kılar. Nazilerin yaptığı Yahudi soykırımında yok edilen biz Avrupa Yahudilerinin torunları olan bizler için (babaannemin ailesi Budapeşte’deki küçük bir köyün güneyinde katledilmişti), bu tarz Yahudi nefreti ya da kendinden nefret etme diyebileceğimiz hakaretler çok acı vericidir. Toprakları ve kendi kaderlerini tayin hakkı elinden alınmış olup yaşadıkları baskının hatırasını yaşatmak isteyen ve üzülmeye değecek bir hayat yaşamanın özleminde olan insanları da kapsayacak bir çağdaş etik arayışını Yahudilikte arayan biri için bu iddialar katlanması zor olan bir acıdan ibarettir. Ben bu değerlerin tüm önemli Yahudi kaynaklarından geldiğine inanıyorum, bu da bunların sadece bu kaynaklardan elde edildiğini söylemek değil. Ama benim için, ortaya çıkan tarih göz önüne alındığında, bir Yahudinin haksızlığa karşı sesini yükseltmesi ve ırkçılığın her türlüsüne karşı mücadele etmesi çok önemlidir. Bu beni kendinden nefret eden bir Yahudi haline getirmez. Bu beni, devlet şiddeti ile özdeşleşmemiş bir Yahudiliği onaylayan biri yapar ve bu, sosyal adalet için geniş tabanlı bir mücadele ile tanımlanır.
 
Benim Hamas ve Hizbullah hakkındaki açıklamalarım bağlam dışına çıkarıldı ve benim kurulu düşüncem kötü bir şekilde çarpıtıldı. Ben her zaman şiddet içermeyen bir siyasal eylem içinde olmuşumdur ve bu prensip tutarlı bir şekilde kendi görüşlerimi karakterize etmiştir.
 
Birkaç yıl önce akademik bir dinleyici üyesi bana Hamas ve Hizbullah’ın "küresel sol"a ait olup olmadığını sordu ve ben soruyu iki nokta ile yanıtladım. Birinci noktam sadece betimleyiciydi: Bu siyasal organizasyonlar, kendilerini anti-emperyalist olarak tanımlıyorlar ve anti-emperyalizm de küresel solun bir karakteristiğidir. İkinci noktam ise daha eleştireldi: Soldaki herhangi bir grupta olduğu gibi, birisi, diğerinin bu grup için ya da gruba karşı olup olmadığını değerlendirir, diğeri de bunları tek tek eleştirel olarak değerlendirmeyi gerekli kılar. Ben küresel soldaki tüm grupları kabul etmedim veya onaylamadım. Nitekim yasın önemini ve şiddetin politik pratiklerini vurgulayan bu sözler o akşamki konuşmadan sonra söylendi. Yine bu sözleri son üç kitabımda ayrıntılı bir şekilde savundum: Precarious LifeFrames of War, and Parting Ways. Ben şiddet karşıtı görüşlerim hakkında Guernica ve diğer online haber sitelerinde röportaj verdim ve bu görüşleri bulmak oldukça kolay, tabi eğer birileri bunu bilmek istiyorsa. Aslında bazen de şiddet içeren direniş biçimlerini destekleyen solcular pratiklerini anlamadığımı düşündükleri için benimle alay ediyorlar.
 
Evet, bu doğru: Şiddet içeren direniş biçimlerini de devlet şiddetini de onaylamıyorum, onaylayamam, onaylamadım da. Bu beni belki de tehlikeli biri olmaktan çok naif biri yapar, ama sonuçta bu benim görüşüm. Ayrıca, benim yorumlarımdan Hamas ve Hizbullah’ı desteklediğim veya onayladığım sonucunu çıkaranların da hep absürt kişiler olduğunu düşünmüşümdür! Ben hiçbir örgütün yanında yer almadım, tıpkı küresel solun bir bileşeni olan mevcut grupları desteklemediğim gibi. Ben kayıtsız şartsız küresel solun bileşeni olan mevcut tüm grupları desteklemiyorum ki. Bu grupların sola ait olduğunu söylemek, onların sola ait olması gerektiğini söylemek ya da onları herhangi bir şekilde desteklediğimi ya da onayladığımı söylemek anlamına gelmiyor.
 
İlave iki nokta daha var. Boykot, Tecrit ve Yaptırım Hareketi’ni (BDS) çok özel bir şekilde destekliyorum. Bazı versiyonlarını reddediyorum, bazılarını kabul ediyorum. BDS, benim için tek amacı evleri yıkmak olan askeri teçhizatlar için şirketlerin yatırım yapmasına karşı olmayı simgeliyor. Bu İsrail kurumları işgale karşı güçlü bir duruş sergilediği sürece onlar hakkında konuştuğum anlamına gelmiyor. Vatandaşlık temeline dayalı kişiliklere karşı ayrımcılık yapan bir BDS’nin hiçbir türlüsünü kabul edemem. İsrailli bilim insanlarıyla işbirliği içindeki güçlü ilişkilerim ise devam ediyor. BDS’yi onaylamamın ve Hamas ve Hizbullah’ı onaylamamamın bir sebebi, BDS’nin Filistinliler için eşitlik hakkını ve kendi kaderlerini tayin etme hakkını alması için mücadele eden en büyük şiddet karşıtı sivil siyasal hareket olması. Benim kişisel görüşüm, bu topraklardaki insanların, Yahudilerin, Filistinlilerin eşitlik temelinde birlikte yaşamak için bir yol bulmaları gerektiği yönünde. Birçok diğerleri gibi, ben bu topraklarda gerçekten demokratik bir siyaset arzuluyorum ve her iki halk için, aslında tüm halklar için kendi kaderini tayin etme ve birlikte yaşama ilkelerini onaylıyorum. Ve benim sayıları artmakta olan Yahudiler ve Yahudi olmayanlar için de duyduğum arzu, işgalin sona ermesi, şiddetin tüm türlerinin son bulması ve bu topraklardaki tüm insanların siyasal haklarının yeni bir siyasal yapıda güvence altına alınması.
 
Son iki not: Bu çağrının sponsorluğunu yapan ve internet sitesinde "İslam"ın "anti-Semitik bir din olduğunu" yazan Ortadoğu’da Barış İçin Bilim İnsanları (SPME) organizasyonu en iyi ihtimalle kendine yanlış bir isim seçti. Bu örgüt, Jerusalem Post’un bildirdiği gibi Almanya’daki büyük bir grup Yahudi bilim insanından ibaret değil, Avustralya ve Kaliforniya merkezli uluslararası bir organizasyon. Bu organizasyon, sağ kanat bir organizasyon ve Yahudi karşıtı savaşın bir parçası. Örgütün eski yönetim kurulu üyesi Gerald Steinberg de İsrail’de Uluslararası Af Örgütü (Amnesty) ve İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne (HRW) saldıran biri olarak biliniyor. Onların İsrail’in insan hakları ihlalini ortaya çıkarmaları, görünüşte onları "anti-Semitik" yaftası için uygun kılmakta.
 
Son olarak, hiçbir "STK"nın parçası değilim: Barış içi Yahudilerin Sesi’nin danışma kurulu üyesiyim, Oakland’daki ve Kaliforniya’daki Kehillah Sinagog’u üyesiyim ve ABD ve Filistin’deki Jenin Tiyatrosu’ndaki İsrail-Filistin Barışı Fakültesi’nde yönetici üyeyim. Benim siyasi görüşlerim çok sayıda başlıkta değişmekte ve Ortadoğu ve İsrail Devleti ile sınırlı kalmamaktadır. Nitekim ben, özellikle ABD’nin yaptığı savaşlara odaklanarak, dünyanın diğer bölgelerindeki şiddet ve adaletsizlik hakkında yazdım. Ayrıca Türkiye’deki trans bireylere karşı uygulanan şiddet konusunda, Guantanamo’daki psikiyatrik şiddet ve işkence hakkında ve ABD’deki barışçıl protestolara karşı uygulanan polis şiddeti hakkında yazdım. Son olarak Almanya’daki anti-Semitizm ve ABD’deki ırk ayrımcılığına karşı yazılar yazdım.
 
Fotoğraf: Burak Karacan / Kaos GL Arşivi, V. Homofobi Karşıtı Buluşma, Ankara
 
Çeviri: Can Semercioğlu
 

Etiketler:
Nefret