29/05/2015 | Yazar: Ali Ersen Erol

Bu devlet ve toplum, cinsel yönelim ile yönetiliyor.

Ali Ersen Erol | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Ali Ersen Erol
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Perşembe günü Ankara’da Türkiye Otobüsçüler Federasyonu genel kurulunda, HDP’nin Eskişehir milletvekili adayı Barış Sulu’ya gönderme yaparak söylediği “Eskişehir’de eşcinsel aday biz göstermiyoruz” lafı sosyal medyanın farklı platformlarında oldukça konuşuldu. Erdoğan’ın sözüne kısaca göz gezdirenler, bu sözdeki iki suçu—hem Cumhurbaşkanının “biz” lafı ile AK Parti’yi kastederek açıkça taraf ilan etmesini, hem de cinsel yönelim temelinde ayrım yaparak nefret söyleminde bulunmasını—rahatlıkla gördüler. Fakat burada ilk bakışta belli olmayan ama dikkat çekilmesi gereken başka bir nokta daha var: Erdoğan, eşcinsel arzuyu öteki olarak konumlandırarak, heteroseksüel arzuyu normal ve olması gereken olarak sunuyor. Diğer bir deyişle, “normal” (siyasi) hayatı heteroseksüel arzunun etrafında çerçevelerken, normalden uzak bir arzunun özel bir muameleye tabi tutulmaması gerektiğini de ifade etmiş oluyor. Tabii, Erdoğan ve ideolojisini takip edenler, aslında en özel muameleye tabi tutulanın heteroseksüel arzu ve etrafında şekillenen hayat olduğunu gözden kaçırmış oluyor.
 
Sorun şuna geliyor: LGBT bireylerin endişelerini, seslerini, ve arzularını sürekli bir kenara itmek, cinsiyetsiz ve cinselliksiz, objektif bir dünyada yaşamamızla sonuçlanmıyor. Aksine, hayatın her alanındaki düzenlemelerin heteroseksüelliği ayrıcalıklı kıldığı ve bu ayrıcalıkların getirdiği üreme, aile, tüketim gibi kapitalist mantığın aygıtlarının LGBT bireyleri daha da marjinalleştirmesi ile karşı karşıya kalıyoruz.
 
Bu yeni bir argüman değil, zira heteronormativite dediğimiz ideolojik söylemlerin ve uygulamaların temelini oluşturuyor. Heteronormativiteyi, cinsellik dışında kaldığı zannedilen yaşam alanlarının, aslında heteroseksüel arzu çevresinde tasarlanması olarak çerçeveleyebiliriz. Mesela, ne hikmetse, Erdoğan’ın bu açıklamasından hemen sonra Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’ndan gelen açıklama buna harika bir örnek: Bakan Ayşenur İslam’a göre, aile yapısını korumak için, artık TOKİ konutlarında 1+1 dairelere izin verilmeyecekmiş. Bakan, çekirdek ailenin önemini vurgulamış ve 1+1 konutların aile yapısına uygun olmadığını söylemiş. Böyle bir açıklama, çekirdek aile yapısına uymayan herkesi doğrudan dışlamış ve toplu konut sisteminden faydalanamaz hale getirmiştir. Aynı zamanda, bu açıklama TOKİ’ye başvuracak olan bireylerin cinselliğini de düzenlemektedir. Zorunlu heteroseksüellik, üreme ve aile yapılarına biat etme, böylece, sınıfsal bir sorunun daha da parçası haline gelmiş ve TOKİ’nin, zaten heteronormatif mantığı ayrıcalıklı görmekteki uygulamalarına bir yenisi daha eklenmiştir.
 
Heteronormatif mantık sadece ve yalnızca heteroseksüelleri etkilemez. Sabit kimlik konumları içerisinde kendilerini güvende hisseden LGBT bireylerin evlilik veya askerlik gibi kurumlarda eşitlik istemesi de bunun bir parçasıdır. Hatta, Erdoğan’ın açıklamasından sonra, “AK Parti LGBT bireyleri” isimli Facebook grubunun yaptığı açıklama, heteronormativitenin LGBT bireyler tarafından nasıl savunduğunu çok güzel gösterir. Hesaptan yazan kişinin trol olup olmadığını bilmesek de, yapılan açıklama belli bir söylemsel kalıba uyuyor ve bu yüzden dikkate almaya değer. Açıklamanın sonunda şöyle deniyor:
 
“Biz önce vatanın varlığını birliğini isteriz. Biz sizler gibi ben değil. Biz diye hareket ederiz. Ülkemizin varlığı birliği dirliği ve istikrarı bizden evliliğimizden daha önemlidir. Biz vatanımız deriz. Sizlerin bunu idrak etmenizi de beklemiyoruz.”
 
“Biz”im idrak edemediğimiz nokta, sadece neden “ülkemizin varlığı birliği dirliği ve istikrarı” gibi hedeflerin eşcinsel arzular ile karşılıklı hariç olduğundan öte, bu amaçların ilk etapta neden önemli bile olduğu. Çünkü birinci çoğul şahısın altında gizlenen soyutlamanın (vatan, millet, vs.) çıkarları her zaman ve her zaman için eşcinsel bireylerin arzularından daha önemli olarak anlatılacak. “Ama” ile başlayan bahanelerin ardı hiç bitmeyecek. Ama savaş çıkacak, ama açlık olacak, ama ekonomi daha önemli denecek. Öyle ya da böyle, eşcinsel arzular olabildiği kadar geride tutulacak. “Biz”, neticede, heteroseksüelliğin ayrıcalıklı görüldüğü söylem ve uygulamaların alanında yaşayan kitle—ve o alanı kendisinin gören güruh olan biz, bu bizden, onların aynısı ve taklidi olmamızı istiyor. İlişkide hangimizin kadın ya da erkek olduğunu sormaktan tutun, cinsiyet ifadelerinde basmakalıplara girmeyenlere karşı uygulanan şiddet, trans cinayetleri, ve siyasi/ekonomik/toplumsal politikalar LGBT bireylerin toplumda görünmez ve ayırt edilemez olmaları için yapılıyor.
 
Neticede, devletin ve siyasi erklerin istediği gibi, cinsellikten uzak ve pür-i pak bir yönetim şekli mevcut değil. Bu devlet ve toplum, cinsel yönelim ile yönetiliyor. Ulusal sahada dayatılan heteroseksüelliğin sonuçları, bu dayatmaya uymayan bireylerin yaşadığı şiddet oluyor. Erdoğan’ın açıklamasından bu yana, mesela, sadece TOKİ yaptığı açıklama ile LGBT bireyleri yapısal şiddete maruz bırakmakla kalmadı. Aynı zamanda iki trans kadın saldırıya uğradı.
 
Bir arada yaşamak, millet, ve ülke gibi kamusal alanları anlatan kavramların tanımları ve hikayeleri normal olanı aile, üreme, çift olma, ve mahremiyet etrafında tanımlandığı sürece—yani devlet heteroseksizm ile yönetip, heteroseksizmi zorunlu kıldığı ve dayattığı sürece—LGBT bireyler hayatın her alanında gerek yapısal, gerek psikolojik, gerek sözel, gerek fiziksel şiddete maruz kalmaya devam edecekler. 

Etiketler:
Nefret