07/07/2011 | Yazar: Erdal Partog

Milli iradeden önce serbest piyasa demokrasini gerçek demokrasi haline dönüştürmek için gerekirse boykota gitmek gerekirdi. Özgürlükçü demokrasi ancak bu anlamda değer kazanırdı.

Erdal Partog | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Erdal Partog
12 Haziran 2011 genel seçimleri siyaset tarihinde yeni gibi görünen, aslında oldukça eski bir tartışmayı gündeme taşıdı. CHP’li iki milletvekilinin hâlâ tutuklu olması CHP tarafından milli iradeye saygısızlık olarak değerlendirildi. Bu gerekçeyle CHP mecliste yemin etmedi. BDP de yine KCK davasından tutuklu bulunan altı milletvekilinin serbest bırakılmamasını milli iradeye aykırı bularak meclise gitmedi. Grup toplantılarını da Diyarbakır’da yapacağını açıkladı.
 
Siyasette yaşadığımız krizin adı milli iradenin yargı tarafından önünün kesilmesi olarak konuldu. Peki gerçekten milli irade her şeyin üstünde mi? Halk ne derse o mu olur? Sanırım bunun net bir cevabı yok. Muhtemelen birden fazla cevabı var. Ancak hem iktidar partisi hem de muhalefet partileri bunun tek cevabının olduğundan çok emin. Demokrasinin tek bir kutuplu olduğunu düşünüyorlar. Milli irade temsilini en kutsal hazineleri olarak görüyorlar.
 
Aslında hem muhalefet hem de iktidar demokrasinin tek boyutlu bir temsil biçimi olduğunu kabul ediyor. Her iki taraf da milli iradenin demokrasinin tek nişanesi olduğuna sonuna kadar inanıyor. Bu anlamda ne CHP ne de BDP milli iradeye karşı demokratik olmayan bir herekte de bulunmuyor. Aksine milli iradenin mecliste tecelli etmesini istiyorlar. CHP ve BDP milli iradenin biricikliğini kutsuyor. Demokrasinin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu söylemeye çalışıyorlar. Siyasetin amentüsü olan milli iradeye ne kadar sadık olduklarını gösteriyorlar.
 
Ancak şu durumu ıskalamamalıyız. Bahsettiğimiz bu partiler sağ partiler değiller en azından kendilerine sol partiyiz diyorlar. O zaman da bu tek boyutlu demokrasi ilkesinin soldaki partiler tarafından bayraklaştırılması siyasetteki bir çelişkiyi de ortaya sermiş oluyor. Milli iradeyi dillerine dolayanlar sermaye kapitalizmine dünden teslim olmuş demektir. Bir sol partinin olmazsa olmaz ilkelerinden biri olan eşitlikçi ve sömürüsüz bir dünya görüşü böylece kendine sol diyenler tarafından tarihin çöp sepetine çoktan gönderilmiş oluyor.
 
Geçmişe geri dönüp baktığımızda parlamenter demokrasi anlayışının neyle uzlaştığını neyle uzlaşmak istemediğini görmek gerekir. Milli iradenin temsili konusunda çıkan krizler çoğunlukla uzlaşmayla sonuçlanmıştır. Çünkü serbest piyasa demokrasisinin elindeki tek var oluş biçimi budur. Her durumda milli irade konusunda yaşanan krizler serbest piyasa demokrasinin krizidir. Bu haliyle demokrasi demek serbest piyasa ekonomisini sorgusuz sualsiz müzakereye açmadan kabullenmektir. Bugün sağ ve sol partilerin konumu bu sessiz uzlaşmanın göstergesidir. Serbest piyasa demokrasinin politikacıları bir anlamda yeminlerini uzlaştıkları bu değer üzerinden yapar.
 
Kimse serbest piyasa ekonomisinin kimleri ezdiğinden bahsetmez. Kimse emekçiler sömürüldüğü için meclisi boykot etmez.  Kimse ekonomik eşitlik ve hakça bölüşüm için yemin etmemezlik etmez. Etmemeyi de akıllarının ucundan bile geçirmezler. Bu yüzden hâlâ hazırdaki sol partilerin de temel çelişkisi etik bir duruştan çok kanaatlerin yabancılaşmasından kaynaklanır.
 
Bu haliyle demokrasinin bir serbest piyasa demokrasi olduğunu inkâr edebilirsiniz. Bu serbest piyasa ekonomisi dolayısıyla bu topraklarda ya da dünyanın her yerinde insanların ezilmediğini ve sömürülmediğini söyleyebilirsiniz. Ancak bütün bunları söyleyenler hep sağcılar olmuştur. Solcular ise bu vicdanı hep taşımışlardır. Buna rağmen kendine sol diyen partilerin milli irade söz konusu olunca kaplan kesilmesi, serbest piyasa olunca dut yemiş bülbüle dönmeleri sol adına bir hayal kırıklığıdır.
 
Bu anlamda kendini solda tanımlayan CHP ve BDP’nin milli iradeyi tek başına demokrasinin olmazsa olmaz ilkesi olarak konumlaması sola değil sağa ait bir tavırdır. Sadece milli irade üzerinden siyaset yapmak siyaseti daraltmaktır. Bu anlamda solcuların milli irade yanında serbest piyasa demokrasisi anlayışına da karşı olmaları gerekir. Milli iradeden önce serbest piyasa demokrasini gerçek demokrasi haline dönüştürmek için gerekirse boykota gitmek gerekirdi. Özgürlükçü demokrasi ancak bu anlamda değer kazanırdı. Yoksa muhafazakâr bir demokrasi anlayışı sola bir şey katmaz çok şey kaybettirir.
 

Etiketler:
Nefret