29/05/2012 | Yazar: Onur Caymaz

Ölüp gidiyor işte insan. O ölünün de bir zaman hataları vardı, tutkuları, hırsları, heyecanları, aşkları vardı. Hepsi yok oluyor. Yazılanlar kalıyor sadece reis.

Onur Caymaz | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Onur Caymaz
Edip Bey, nasıl olan Edip Bey, nasılsınız?

İşte bugün yarın derken kış geldi. Sizin sevdiğiniz bir mevsim. Elimde bir çiçekle geçmişti kocaman yaz. Sizinki gibi yeşil ipekten bir gömlek aradım hep. Yakası büyük zamana düşsün, düşmesin. Bizim sizinkiler gibi büyük zamanlarımız yok hem. Çok sevdiğiniz gibi yakasına çiçek takanlar falan da kalmadı… Eski antikacıları, sahafları gezdim. Kapalıçarşı’yı düşündüm. Oradaki dükkânınızı. Kim bilir kaç kez önünden geçtim bilmeksizin, sizindi. Şiirlerinizi okumayalı nice oldu. Kitaplarınızı birilerine veriyorum hep, geri gelmiyor ne yazık ki…

Epeydir okumadım diye kızgın değilsinizdir bana, umurunuzda bile değildir hatta Onur Caymaz. Öylesine çok ki okurlarınızın sayısı. Siz artık hiçbir dilde söylenmemiş, hiçbir dilde yazılmamış, sözler ve şarkılar içindesiniz. Edip Reis! Size böyle hitap etsem kızar mısınız? Sevdiğiniz insanlara böyle hitap edermişsiniz. Ben de öyle yapacağım. Günün kirli söylemi içinde ‘reis’ başka şeyler ifade ediyor, doğru… Ama ne çıkar! Günün kirli söylemiyle ne işimiz var bizim reis. Gün, kendi kirliliği içinde kalsın öylece. Ne demiştiniz hem, onlar bizi anlamasa ne çıkar, ne çıkar onlar bizi anlamasa… Anlamıyorlar, anlamayacaklar. Ne çıkar?
 
Hani sizin şiirlerinizde bir şey vardır. Bir sorma halindesinizdir, sorarsınız ama tam cevap yoktur. Kapının, pencerenin durumu bir günü gösterir sizde. Hani şiirinizde çiçekli şapkalar vardır ya, geçen yaz öyleydim. Deniz kokuları içinde değildim ama deniz kokuyordu üstüm başım, balığa çıkmadım kimseyle, yaz yalnızıydım, şiir okudum epeyce. Kimseler yoktu sokaklarda, sabahları erken kalktım. Yaşamın ta içinden birkaç şiir yazmaya çalıştım. Hayatın özündeki bir kelimeyi aradım. Hani elmayı yer, toprağa atarsın, yine ağaç olur orada. Orada bir huzur oluşacaktır zamanla. Bunlarla ilgilendim. Otellere gittim, Gar’da içtim. Kahveler gezdim. Eski fotoğraflar buldum sahaflarda, onlara baktım. Reis, sizden edindiğim bu duyarlığı, parlattım, güzelleştirdim, sizde hiç olmayan şeylerle birleştirdim onu sonra. Kendimi aradım denebilir. Buldum mu? İnsan kendisini bulabilir mi hiç…

Sizi nicedir okumuyorum ama öylesine çok okudum ki şiirlerimin ilk yayımlandığı yıllarda taklitçiniz olduğum bile söylendi. Bundan hoşlanmadım diyemem. Yeni bir şiir yazarı olarak yazdıklarımın size benzetiliyor olması gurur vericiydi. (Bu arada ben kendime şair demeyi sevmediğimden şiir yazarı diyorum, zira şiir okurluğu gibi, şiir yazarlığı da bir iştir…)

Ama ne de olsa bizim edebiyat hayatımızda etiketler konuşur hep. Benim etiketimde sanırım hep Edip Cansever öykünmecisi yazacak. Hani siz de Masa da Masaymış Ha, diyen şair olarak kalmıştınız ya, onun gibi. Halbuki bilirim, sevmezsiniz o şiirinizi, laf aramızda, biliyor musunuz üstat, ben de pek sevmem o şiirinizi. Bir de dikkat ettim, kitapçılarda benim o incecik şiir kitabım Bak Hâlâ Çok Güzelsin, sizin kitaplarınızın yanına denk düşebiliyor. Cansever ile Caymaz’ın harf yakınlığı… Yoksa başka ne olabilir. Ama böyle bile olsa güzel bir karşılaşma. Hem şiir bir karşılaşmadan başka nedir? Bundan da bir şiir çıkar mı ne dersiniz?

Sonra ne? Sonrası Kalır değil mi? Sonrası Kalır’da Dostlar diye bir şiiriniz vardı. Fethi Naci’ye ithaf etmiştiniz. Birkaç zaman önce öldü o da. Unutulmuş mudur çoktan. Nice büyük yazarımız, anlı şanlı eleştirmenimiz varken Fethi Naci adı niye anılsın değil mi? Buluştunuz mu oralarda bir yerde?

Neler geliyor aklıma da hepsini söyleyemiyorum. Sizin için tek kişilik bir oyun yazmıştım biliyor musunuz? Şiirlerinizden bir kolaj şeklinde düzenlemiştim bu oyunu. Lise sonda mıydım neydim? Cüretim gülünç geliyor şimdi. Çok erken öldünüz Edip Reis. Siz öldüğünüzde ben daha dokuz yaşındaydım herhalde. Çok erken öldünüz.

Sizi en çok Ahmet Erhan anlatırdı. Bir de Selim İleri. Herkes kendindeki Edip’i anlatıyordu gerçi ama dinlemek güzeldi. Selim İleri ile çok gittik Yakup Meyhanesi’ne. Çağrılmayan Yakup eğer oranın sahibiyse, o adamı da gördüm. Beyoğlu’nu çok severdiniz. Oralarda Stephan’ı, Armenak’ı, Lusin’i arardım eskiden. Ben daha çok Seniha’yı severdim ama. Manastırlı Hilmi Bey’i bir de… Kurtuluş’taki tramvayları. Beyoğlu bitti reis. Füsun Akatlı siz aramızdan ayrıldıktan sonra yazdığı bir yazıda Viranbağ’a gidemedik, demişti. Ona hep Viranbağ’a gidelim dermişsiniz. Viranbağ’da bülbüller ötmüyor artık. Ancak Yahya Kemal Bey’in şiirinden biliyoruz oraları.
 
Adet edindim. Bir çok yazımda sizden dizeler kullandım. Sizi taklit ettiğimi değil, çok iyi bildiğimi göstermek için. Sonra tüm şiirlerinizi tarayıp içlerinde geçen içki adlarını derleyerek bir liste yaptım. En çok bahsettiğiniz içkiyi bulmaya çalıştım. En çok cinden bahsetmişsiniz. Demek ki yazarken aklınıza en çok cin takılmış. Cin içmem pek ama içtiğimde de çok severim. Sizinle keşke oturup bir kadeh cin içebilseydik. İnsanın insana verebileceği en değerli şeyin yalnızlık olup olmadığını konuşurduk o vakit.

Anlatılacak daha önemli şeyler de var. Görmüşsünüzdür mutlaka, Yapı Kredi Yayınları sizin yayın haklarınızı satın aldı ve kendinize ait olarak görmediğiniz, 1947 tarihli İkindi Üstü adlı kitabınızı Toplu Şiirler adlı bir dizi içinde yeniden bastılar. Her yazdığınızın bir değer olduğunu düşünerek iyi niyetle yaptılar bunu kesin, ama ben yine de üzüldüm. Çünkü siz birçok yerde o kitabınızı yok saydığınızı, sevmediğinizi söylemiştiniz. Sizin sevmediğiniz bir şeyi, sizin nezdinizde değer olarak göstermiş oldular. Oluyor işte böyle şeyler, ne yapalım?

Edip Bey, Yok mu Var diye bir şiiriniz vardı. En çok o şiirinize tutkunum son günlerde. Sizin toplumcu olduğunuzu inatla söylerler, buna inanmıyorum pek; toplumculuğunuzu da Mendilimde Kan Sesleri şiirinizle anlatırlar. Toplumcu değildiniz bence. Kendi halinizde bir şairdiniz. Üstelik toplumdan oldukça da uzaktınız kanımca. Sanki yakın olmak gerekirmiş gibi. Yine de Tomris Uyar’a yazdığınız şiirlerin birinde, az sonra kaza geçireceğini bildiğiniz bir kamyon şoförüne ‘‘Evladım Salih,’’ diye hitap ederdiniz. Bu beni şaşırtır… Oradaki sevecenlik… Çoğu da bilmez o şiiri. Bizde bilinenler hep birkaç genel şeyden ibarettir zaten.

Her neyse… Ölüp gidiyor işte insan. O ölünün de bir zaman hataları vardı, tutkuları, hırsları, heyecanları, aşkları vardı. Hepsi yok oluyor. Yazılanlar kalıyor sadece reis. Bugün de ince, bugün de kırıldı kırılacak, bugün de tam nerede kalmışsam, demiştiniz bir şiirinizde. Yıllardır kaldığım yerdeyim sanki. Çok mu zaman geçti, bir dakika mı oldu, daha onu bile
bilmiyorum. Ne çok insan sevdim, unuttum sonra da, demiştiniz. Dünyaya üç beş dizeniz daha ekleniyor, sese dönüşüyor, kayboluyor boşlukta. Kaybolan bütün bu sesler bir gün bulacak mı birbirini? Ne dersiniz? Sesler, sesiniz; Bodrum mavisinden, Beyoğlu bordosuna, Hisar yeşilinden, eski eşyaların en solgununa geçiyorum dizelerinizle. Size yüzlerce selam ediyorum Edip Cansever, yüzlerce, şiirce…
 
Foto: http://erdembuyrukcu.blogcu.com/Siir/
Metin: Erol Özyiğit, Şairini Arayan Mektuplar.
BirGün Gazetesi
23 Kasım 2008

Etiketler:
Nefret