29/03/2012 | Yazar: Zeynep Akkuş

Kızıyoruz ama aslında zor zanaat erkek olmak. XY kromozomlu insan evlatlarının, hele bizimki gibi bir toplumda, altında ezim ezim ezildikleri çok ağır bir yük, erkeklik belası.

Zeynep Akkuş | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Zeynep Akkuş
Kızıyoruz ama aslında zor zanaat erkek olmak. XY kromozomlu insan evlatlarının, hele bizimki gibi bir toplumda, altında ezim ezim ezildikleri çok ağır bir yük, erkeklik belası. Biyolojik cinsiyetleri onlara sınırsız haklar tanıyor olabilir ama bu, bir yandan da en zayıf, en hassas noktaları. İçlerinden bazılarına -aslında maalesef çoğuna- kırk saat dil döküp yaptıramadığın bir işi, “erkek” olduklarını hatırlat, bak nasıl hemen yapıveriyorlar. Dövüşmek için tahrik edip duruyorsun ama yanaşmıyorlar mı? “Erkeksen dışarı gelirsin” de, gör, nasıl fırlıyorlar ayağa. Kan davasında -misal- emmioğulları öldürülmüş ama onlar “Ben elimi kana bulayamam” mı diyor? “Erkeksen onun kanını yerde bırakmazsın” de, silahı hangi ara kapıverdiklerini fark etmezsin bile. Ailelerindeki kadınlar biraz açık saçık giyiniyor ve fakat onlar aldırmıyor mu? “Erkeksen karına, kızına, bacına o kıyafetleri giydirtmezsin” de, bak bakalım bir daha o kadınlar o kıyafetlerle sokağa çıkabiliyor mu? “Erkeksen karı gibi gülmez, kıvırtmazsın” de, muma dönüveriyorlar!..
 
Böyle böyle “adam” ederiz biz bu XY kromozomluları. Küçük, masum “kuzucuk”ları alır, el birliğiyle hırçın, soğuk, katı “koçyiğit”lere döndürürüz. Döndürmek de zorundayız çünkü toplum denen devasa sürüde çobana duyulan ihtiyaç asla bitmez; eh, “büyüklerimiz” de her yere yetişemediği için sürüdeki “makbul” fertlerin uygun donanımlarla hazırlanması ve çoban tayin edilmesi kaçınılmaz. Güdülecek o kadar çok birey, korunacak o kadar çok değer var ki… Kadınlar desen “kirlenmek” için fırsat kollarlar. Çocuğu iki dak’ka boş bırakamazsın; kızsa orospu, erkekse ibne olma ihtimali kuvvetle muhtemeldir. Aile desen parçalanmak, çökmek için işarete bakmaktadır. Eh, ailenin aile olmadığı bir yerde toplum da toplum olamayacağına göre, çobanlarımız bireysel çabalarıyla ya da birtakım denetleme kurumlarının üyeleri olarak resmi sıfatlarla âdeta bir süper-kahraman performansıyla her yere yetişmek, düzeni korumak, sistemi sürdürmek zorundadırlar. Bu kadar ağır bir mesainin beklediği elemanları yetiştirmek de haliyle hiç kolay değildir. Önce aile büyüklerinin de teşvikiyle amcalara açıp gösterdikleri pipilerinin önemi ve değeri nakşedilir bilinçaltlarına. O dönemde bamya ebadında ve kıvamında olan o minnacık organ, ileride onlara toplum nazarında muazzam bir üstünlük sağlayacaktır. Burada sadece baba değil, çoğu kez anne de gönüllü bir teşvikçidir. (Geçenlerde youtube’da izlediğim bir videoda1 genç bir anne, daha konuşmayı yeni öğrenen oğluna, kızlara parmak atmayı öğretiyordu mesela.) Biraz büyüdüklerinde, yolda oynarken düşerler, dizleri kanar, canları yanar ama ağlayamazlar çünkü bu ülkenin en sevilen şarkılarından biri “Erkekler ağlamaz, sil gözyaşını” der durur yıllardır. Mutlaka bir yerde çalınmıştır kulaklarına. Zamanı geldiğinde, kendilerinden beklendiği gibi evlenir baba olurlar; sevgilerini, sevinçlerini belli edemezler eşlerine, çocuklarına. Oğulları olur (çünkü erkek adamın “erkek oğlu” olur; büyük bir talihsizlik eseri kızları olursa, artık “erkek damat”la yetinmek zorunda kalacaklardır) ve aynı değerleri onlara aşılayarak sürdürürler bu döngüyü…
 
İşte böyle bir düzende taraflar arasındaki sınırın net bir biçimde belirlenmesi şarttır. Erkek erkekliğini bilmelidir, kadın kadınlığını. Bu şart, şimdiye kadar magazin figürlerine varana dek birçok kişi tarafından dile getirildi. Biri çıkıp “Kadın kadın gibi, erkek de erkek gibi olmalı. Roller karışmayacak. Erkek gibi kadınlardan da, kadın gibi erkeklerden de nefret ederim. Herkes rolünü bilecek” diyebildi mesela. Ancak, bu tür mesajlar yeterince etkili olmadığından mıdır bilinmez, şimdilerde bambaşka bir figür ayar veriyor birilerine… Bir reklamda diyor ki Adolf Hitler, “Kadın elbisesi giymiyorsan kadın şampuanı da kullanma! Artık yüzde yüz erkek şampuanı ‘noktanokta’ var. Erkeksen ‘noktanokta’ kullanırsın!” (Gerçi bilmeyen kalmadı ama reklam yüzü olarak Hitler’in seçildiği bir ürünün adını zikretmek istemiyorum. Kaldı ki, bu yazının yazılma amacı Adolf Hitler’in seçilmesinin üstünde durmak da değil. O durum neyse ki yeterince tepki aldı ve sonuçta reklamın yayından kaldırılmasında etkili olan da o oldu. Ülke genelindeki ve yurtdışındaki Musevilerin itirazları sayesinde2 izlemiyoruz artık bu garabeti. Ama mesela geçen yıl bu zamanlarda yayınlanan ve yine aynı reklam ajansının elinden çıkmış olan 11833 reklamlarına gelen eleştiriler bu kadar çabuk ve keskin bir biçimde etkili olamamış, 33 karakteri kampanyanın en sonuna doğru, artık sesler iyice yükseldiğinde lütfen değiştirilmişti.)
 
“Kadın elbisesi giymiyorsan…”, en az “Erkeksen…”le başlayan kadar hizaya sokucu(!) bir ikaz. “Kadın elbisesi giymek”, ister sözlük anlamıyla alın, ister bir metafor olarak; bu sözü söyleyebilen kişinin nazarında, bir erkeğin kendisine biçilen kutsal role bulunabileceği en büyük “ihanet”tir. Bıçkın mahalle delikanlılarının, kahvehane müdavimlerinin en iç gıcıklayıcı fantezisidir, cezalandırmak istedikleri bir erkeğe etek ya da elbise giydirip sokaklarda gezdirmek; ellerine fırsat geçtiğinde yaparlar da. Kadınlığa “indirgenmek” bir erkeğin başına gelebilecek en büyük felaketlerden, verilecek en acımasız cezalardan biridir. Şartlar böyleyken, karşı cinsin giysilerini giymekten zevk alan kişiler daha en baştan “sapık” olarak damgalanıp lanetlenmişlerdir ve her “sapık” gibi onlar da en ağır bedelleri -bazen canlarıyla- ödemek durumundadırlar. Sonuçta, geçen yılki bilinmeyen numaralar servisi reklamında eşcinsel erkekler hedef durumuna düşürülürken bu yıl piyango “crossdresser”lara vurdu; yukarıda da belirttiğim gibi, yine aynı ajansın imzasını taşıyan bir reklam kampanyasıyla. (“Meydan okuyan markaların ajansı olma” iddiasındaki ekibin diğer marifetleri arasında “Çocuk istismarına son” sloganlı çocuk giyim markası reklamı; koltuk aralıklarından bahsedilen “Bizimki 77 santim”, “69’u seveceksiniz”, “Hosteslerimize para teklif etmeyin” sloganlı havayolu şirketi reklamı; “Almayanı dövüyorlar” sloganıyla yayınlanan ve daha pahalı ürünü satın alan kadının tokatlandığı bir elektronik eşya markasının kampanyaları sayılabilir.3)
 
Peki en masum öpüşme sahnelerinde bile “Ahlak, namus elden gidiyor!” diyerek telefona sarılan halkın, eşcinselliğin bilimsel olarak tartışıldığı programlara bile cezalar yağdıran RTÜK’ün bu reklama tepkisizliğini; reklam şirketinin, olayın artık uluslararası boyutlarda tepkiler çekmeye başlamasının ardından, neden sonra harekete geçmesini ne yapacağız? Yazılı ve görsel basını her fırsatta uyaran devlet büyüklerinin böyle bir reklam hakkında tek kelime etmemesine ne diyeceğiz? Belli ki bu reklamı çekenler kadar çektirenler de hiç rahatsız değil. Ajans yetkilisi, birbiri ardına yaptığı “Çekemeyen anten taksın; beyni olmayan ciğerciye” seviyesindeki açıklamalarla, geçen yıl olduğu gibi yine zekamıza hakaret ederken ürünü piyasaya sunan şirketin tepkisizliğini nasıl yorumlamalıyız? Kimse de çıkıp “Siz ne yaptınız kardeşim” diyememiş mi? Erdil Yaşaroğlu’nun, bir tavuğun başrolünde olduğu “Götümden sofralara” sloganlı yumurta reklamı karikatüründe patronun dediği gibi “Bitirdiniz lan koca şirketi!” diye fırlayamamış mı oturduğu yerden? (Tabii ki şirket bitmeyecek, reklam ajansının popülaritesine de bir zarar gelmeyecek çünkü maalesef ajans sahibinin de belirttiği gibi, sosyal paylaşım ortamlarında reklamı beğenenlerin sayısı beğenmeyenlerden fazla. 11833 de geçen yıl en akılda kalıcı reklam seçilmişti.)
 
Dünyada ve ülkemizde nüfus kağıtlarının tek renk olmasının tartışıldığı bir dönemde, insanlık tarihinin lanetlediği figürlerin ağzından dökülen tuhaf sloganlarla reklam kampanyaları düzenlemek, bu toplumda nicedir acısını çektiğimiz, kadınlı erkekli sayısız kurban verdiğimiz ve vermeye de devam ettiğimiz ayrımcılığı daha da pekiştirmekten başka ne işe yarayacak? Cinsiyet rollerinin, cinsel kimliklerin arasındaki farkların altını, giderek kalınlaşan çizgilerle çizeceksiniz de ne geçecek elinize? Hayalini kurduğunuz dünyada saçlarını bile kadınlarınkinden farklı şampuanlarla yıkayan erkekler giderek maçolaşırken, sosyal hayatta farklı okullarda sınavlara alınmaya başlanan, farklı okullarda okumaları teşvik edilen, farklı taşıtlarda yolculuk etmeleri için imza kampanyaları düzenlenen, bizzat kadın yaşam koçları tarafından yedikleri dayağa, üstlerine getirilen kumalara ses çıkarmamaları öğütlenen kadınlar, nicedir kurulduğu aşikar olan hayallerin hangi karanlık, izbe köşelerinde bulacaklar kendilerini? Hiç bıkmadan aşağıladığınız, alay ettiğiniz, hedef gösterdiğiniz LGBT’ler ne olacak? Yaşananlarda sorumluluğunuz olduğunu ne zaman göreceksiniz?
 
-0-
 
(1) http://www.youtube.com/watch?v=vQcHHmer8k4
(2) Türkiye Hahambaşılığı ve Türk Musevi Cemaati’nin ardından ABD merkezli sivil toplum örgütü İftira ve İnkar ile Mücadele’den (The Anti-Defamation League; ADL) yapılan açıklamada “Musevilere karşı soykırım yapan bir insanın şampuan reklamında kullanılması anti-Semitizm’i körükleyecektir. Bu emsalsiz trajedinin önemsizleştirilmesi, duyarsızlaştırılmasına katkıda bulunarak soykırım imajı ile hâlâ bazı ülkelerde ürün satmaya çalışılması korku verici” denildi.
(3) http://www.habershow.com/v4/35732-olayli-hitler-reklaminin-yaraticisi-konustu

Etiketler:
Nefret