18/07/2013 | Yazar: Rahmi Öğdül

Yeryüzü ve güneşin sofralarını kuruyor direnişçiler yollarda ve bu sofralar birleştiğinde iktidarın trafik kuralları artık bir işe yaramayacak.

Yeryüzü ve güneşin sofralarını kuruyor direnişçiler yollarda ve bu sofralar birleştiğinde iktidarın trafik kuralları artık bir işe yaramayacak.
 
İnsanlara trafik taşıtı muamelesi yapan bir iktidarla karşı karşıyayız. Trafik polislerinin trafiği tıkayan taşıtlar için uydurduğu “bekleme yapma!” uyarısının artık yetkililer tarafından insanlara da uygulandığını gördük. Pazartesi günü öğleden sonra Gezi’nin merdivenlerinde toplanıp parkın açılışını bekleyen halkı polisin “bekleme yapma!” diye uyarması, ardından akşamki konuşmasında valinin “Gezi Parkı, bekleme alanı değildir” demesi, Taksim’in yayalaştırma projesinin aslında yayaları taşıtlaştırma projesi olduğunu gösteriyor. Motorlu taşıtları yeraltına alırken, yüzeyde taşıtlaştırılmış insanların trafik kurallarına göre hareket ettirildiği bir otoyol yaratmaya çabalıyor iktidar. Faşizmin otoyolu kuruluyor; kaportalarının içine tıkılmış insanların birbirleriyle temas etmemesi ve otoritelerin buyruklarına koşulsuz itaat etmesi amaçlanıyor.

Yaşamın her yerini, her anını gözetlemek isteyen iktidar trafik kurallarını ihlal edenleri uyarıyor durmadan. Ankara metrosunda “Sayın yolcularımız lütfen ahlak kurallarına uygun hareket ediniz” anonsu, yoldan sapanları doğru yola getiriyordu. Yakında büyük biraderin sesini ev içlerinde de duyarsak şaşırmayalım. Faşizmin otoyolunu tıkayacak her türlü insani temas engellenmek isteniyor. Bir kadın valiye soruyor: “Eşimle parkta öpüşebilir miyim?” Gezi Parkı’nda insani bir temasın ya da erotik bir çarpışmanın mümkün olup olmadığını soruyor trafik polisine. Lafı dolandırdıktan sonra meseleyi örf ve adetlere bağlayan vali parkta bekleme yapmanın, her türlü temasın yasak olduğunu ima ediyor.

Kendilerine ayrılan şeritlerde hız yapan taşıt-bireylerden oluşmuş bir otoyol projesi. Yoldan sapanları, çizgiselliği ihlal edenleri her an uyaran bir megafon var iktidarın elinde: “Lütfen bekleme yapmayın! El ele tutuşmayın! Öpüşmeyin!” Yani “şerit ihlali yapmayın” diyor iktidar. Ve kendi şeritlerinde giderek hızlanan taşıt-bireyler sonunda amok koşucusuna dönüşüyor. Endonezya ve Malezya’da görülen ve bir tür çıldırma durumu olan amok hastalığına tutulmuş bireyler hızla koşarak, ellerindeki ölümcül silahlarla önüne çıkan herkesi öldürmeye çalışırlar. Neo-liberal faşizmin otoyolunda hızlarını alamayan ve palalarla kalabalıkların arasına dalan amok koşucuları artık Taksim’de de görülüyor.

İlişkisizliğin otoyolunda bize ayrılan şeritlerde her şeyden nefret eden amok koşucularına dönüşmeye ramak kalmışken birden 31 Mayıs Cuma akşamı Taksim’de şerit ihlali yapanlar görüldü. İktidarın bize dayattığı trafik kurallarını ihlal ederek şeritlerinden çıkan bireyler birbirleriyle çarpışarak duyarlı yeni bir dünya ya da mahalle kurdular otoyol üzerinde. İ.Ö. 1. yy.da yaşamış Lucretius, birbirine paralel olarak düşen atomların yoldan çıkıp çarpışmasıyla yeni dünyaların kurulduğundan söz ediyordu ve her şey Lucretius’un dediği gibi oldu: “Bu atomlardan biri yolundan saparsa, komşu atomla bir karşılaşma olmasını, karşılaşmalar çarpışmayı ve bu da bir dünyanın doğuşunu tetikler” diye yazıyordu kitabında. Ve 31 Mayıs akşamı şeritlerini ihlal edenler başka bir dünya kurdular Gezi Parkı’nda. Birbirlerinin, doğanın ve çokluğun farkına varıldığı, duyarlı bir dünya. İktidarın çizgisel zaman ve mekânından farklı, her yöne sürekli uç vererek ağsal direnişin ve dayanışmanın filizlendiği tuhaf bir dünya. Çizgisel zaman kararların alınıp özgürlük anının yakalandığı ‘kairos’a dönüşürken, faşizmin otoyolu her şeyin birbiriyle ilişkili olduğu bir mahalle haline geliyor. Yeryüzü ve güneşin sofralarını kuruyor direnişçiler yollarda ve bu sofralar birleştiğinde iktidarın trafik kuralları artık bir işe yaramayacak.
 
Fotoğraf: Sevra Nihal Ünal

Etiketler: