14/05/2014 | Yazar: Ali Erol

Toplumdan yalıtılmış burjuva çocuklarının dışında kalan çoğunluğun üzerine, ‘önce çocuklar’ yalan perdesinin gölgesi bile vurmaz.

Toplumdan yalıtılmış burjuva çocuklarının dışında kalan çoğunluğun üzerine, “önce çocuklar” yalan perdesinin gölgesi bile vurmaz.
 
Bu yazı ilk olarak Kaos GL Dergisinin Kasım 1995 tarihli 15. sayısında gay’e efendisiz imzasıyla yayınlandı.
 
Heteroseksüel toplumun popüler önyargılarından biridir: Özellikle erkek eşcinseller, çocukları ayartırlar ve cinsel istismarda bulunurlar! Önyargı dedik, adı üstünde peşin hüküm. Önyargının ortaya çıkışında ve devamında cehaletin payı olmakla birlikte, söz konusu durum tek başına cahillerden kaynaklanmaz. Önemli olan “önyargı”nın işlevidir. (Önyargıların oluşmasında ve sürüp gitmesinde rol oynayan fenomenler için, KAOS GL’nin 14. sayısındaki, Sinan Düzyürekin yazısına bakılabilir.) Çocukların cinsel istismarı konusunda, eşcinsellerin günah keçisi olarak görülüp lanetlenmesi, her şeyden önce birçok gerçeği gölgeleme işlevi görür. Vicdanlar rahatlatılır ve kolaya kaçılır. Böylece mevcut işleyişi sorgulamak zorunda kalınmaz. Söz konusu önyargının pekişmesine ve canlılığını korumasına bilim cephesi de katkıda bulunur. Eşcinsellerin özellikle gelişme çağındaki çocuklara kötü örnek oldukları, bilim, (psikoloji, pedagoji ve diğerleri) tarafından iddia edilir ve anne-babalar sürekli uyarılır. Toplumsal ve zihinsel (heteroseksüel erkek egemen ideoloji olarak) biçimlendirme ve kalıplara uydurma sürecinde en küçük bir “uyumsuzluk”, yönelim sorunu olarak damgalanır ve müdahale edilir. Başta aile, okul ve medya olmak üzere bir bütün olarak heteroseksüel toplumun kurumlarınca kuşatma altında tutulan çocuk, gerçekten de cinsel istismara ve sömürüye maruz kalmaktadır. Ama ister kabul edilsin, ister edilmesin bu istismar ve sömürü eşcinsellerin işi değildir. Önyargılardan ve ideolojik gölgelemelerden kendimizi kurtarabilirsek şayet gerçeklere gözümüzü açtığımızda tam tersini göreceğiz. Bir eşcinselim ve niyetim eşcinselleri savunmak değil. Yani eşcinselci değilim. Amacım medyadan derlediğim bilgi ve haberler ışığında çocuklarla ilgili bir döküm yapmak. Çocuklarla ilgili olarak cinsel istismar, çalışma, açlık, hastalık, fuhuş konularında nesnel bir yaklaşım karşımıza iki gerçeği çıkarıyor. Heteroseksüel kurumlar ve kapitalizm, çocukların düşmanıdır. Binlerce yalan eşliğinde, ama apaçık bir şekilde çocukları istismar ediyor, sömürüyor ve öldürüyor.
 
Çocuk-luk: İnsanın ilk hapishanesi
İnsan, biyo-psişik bir doğal canlı olarak dünyaya geldiğinde, içinde yaşadığı ortamı tanımaya ve kendini varetmeye yöneliktir. Bu süreç, tarih boyunca farklı şekillerde kendini göstermiştir. Yani, günümüzdeki, çekirdek olarak da adlandırılan modern aile tek seçenek değildir. Antropolojiden öğreniyoruz ki bir zamanlar “baba” bile yoktu. Toplumsal anlamda yoktu çünkü çocuğu doğuran kadındı ve bir ikinci kişinin katkısı bilinmiyordu ve tanınmıyordu. Modern toplumun insanını dehşete düşürebilecek bu durum çok da uzun bir dönemi kapsıyor. Bunu bilmek bize ne kazandırır? Kabul etmek gerekir ki toplumsal hafızaya sahip olmayan ve de düşten yoksun modern toplumun insanı, güncele mahkûm olduğu için hiç bir şey kazandırmaz. Düz doğrusal bir gelişme mantığına saplanmış, ilerlemek için ilerleyen bir toplumdan bakıldığında söz konusu durum tek kelimeyle “ilkellik” olarak adlandırılacaktır.
 
Günümüzde, modern aile olarak ortaya çıkan ve neredeyse bütün toplumlarda görülen aile kurumu, kapitalizmin ürünü olarak gelişti ve onun ihtiyaçları doğrultusunda örgütlendi ve kurumsallaştı. Özel mülkiyetten ayrı düşünmenin mümkün olmadığı çekirdek aile aslında işleyiş ve yapı itibariyle küçük bir devlet olarak görülebilir. Erkek (baba-koca) egemen bir yapıda hiyerarşik olarak örgütlenmiştir. Kesinlikle şeffaf değildir ve her türlü baskı, şiddet, istismar ve sömürüye açıktır. (Burada şunun ya da bunun ailesinden söz etmiyorum. Kurumsallaşmış aile modelinden bahsediyorum.) Heteroseksüel erkek egemen ideolojinin yeniden üretildiği en önemli kurumlardan biridir. Miras aktarımı yoluyla özel mülkiyetin sürekliliğini sağlar. Böyle bir ortamda dünyaya gelen çocuk, özerk olamaz ve aile’nin, daha doğrusu baba’nın malıdır. Çocuk’un bir insan olarak kendini bedensel ve ruhsal var edişine ve geliştirmesine asla izin verilmez. Böyle bir şey düşünülmez bile. “Çocukluk” denilen kategorik bir sürece tabi tutulur ve bu süreci başarıyla tamamlaması beklenir; daha doğrusu zorlanır. Davranışsal ve ideolojik kalıplara sorun çıkarmadan uyuyorsa, artık o başarılı ve iyi bir çocuk’tur! Açıktır ki bu “başarı” çocuğun kendisi için değil ana-baba ve toplum içindir. En küçük bir yön değişimi ya da tutukluk asla cezasız kalmaz.
 
“Çocukluk” insanın maruz kaldığı ilk kuşatmadır. Bu kuşatmanın gölgelenmesi için yalanların ve saçmalıkların ardı arkası kesilmez. Çocuk, teslim olduğu oranda ödüllendirilir. Modern toplumda kırk parçaya bölünmüş insan hayatının ilk hapishanesidir. Bazen çam ormanları içinde, temiz ve havadar bir hapishane olması sonucu değiştirmez. Kurumsallaşmış aileden başka, bu hapishanenin en sağlam duvarlarından biri de okul’dur. Okul, ölçer ve sınava tabi tutar. Asla öğretmez. Artık arkasından gençlik ve yaşlılık gelir. Kişi daha ne oluyor, demeye fırsat bulamadan ya ölür gider ya da bir köşede ölümü bekler.
 
Peki, sürekli bir yarış hali olarak dayatılan bu, hayat denilen süreç başka türlü örgütlenemez mi? Çocuk, rotasını yitirmiş bir gemi midir ki istediği şekilde yol almasına izin verilmez? Doğal olarak bu soruları kendimize soruyorum. Yoksa, çocuğu bir mal olarak görenlerin ve hükmedenlerin bu sorulara ne yanıt vereceği bellidir. Bana göre çok çok abartılan ve binlerce yalanla süslenen “çocukluk”, çocuk’un en başta kurtulması gereken bir durumdur. Çünkü ‘çocukluk’, paylaşım ve dayanışmayı barındırmaz ve çocuk’u aciz ve zavallı bir yaratık olarak tanımlar. Çocuğa, yardımcı olmaz, yol gösterir; önermez, dayatır. Ödül ve ceza ile yola getirir. “Çocukluk”, çocuk’a rağmen bir tanımlamadır, dayatmadır. Kapitalist toplumda, “çocukluk” çocuk için bir işkence, istismar ve sömürü dönemidir. “Önce çocuklar ve kadınlar” kapitalizmin en büyük yalanı olarak günümüze kadar gelmiştir. İnsanın hayatını bölen, parçalayan Kapitalist toplum (modern toplum), “bütün çocuklar” genel yalanıyla, çocukların parçalanmışlığını da gölgeler. Toplumdan yalıtılmış burjuva çocuklarının dışında kalan çoğunluğun üzerine, “önce çocuklar” yalan perdesinin gölgesi bile vurmaz. En geri kalmışından en gelişmişine kadar kapitalist toplumlarda çocuklar alınır satılırlar, hastalıkta ve savaşta önce onlar ölür, çalışmak ve fuhuş yapmak zorunda bırakılırlar. Çocuklara karşı fiili bir savaş olduğunu söylemek aslında hiç de abartı sayılmaz. Heteroseksüel ve otoriter kurumsallaşma, çocuğa, bedensel ve ruhsal yöneliminde asla seçim hakkı tanımadığı gibi bütün bunlardan vazgeçtik kapitalist toplumda çocuk, bir canlı olarak ölüm kalım sorunuyla karşı karşıyadır. Böyle bir cehennemde sıranın eşcinsellere gelebilmesi için ya katıksız bir eşcinsel düşmanı olmak lazım ya da eşcinseller hakkında hiçbir şey bilmeyen kör bir cahil olmak lazım. (Bu arada kültürel ikiyüzlülüklere girmeyeceğim. 12-14 yaşlarındaki çocukları evlendirebilen bir kültür aynı yaştaki bir çocuğun kendi cinsinden biriyle bir ilişki geliştirmesini ise sapıklık olarak görebiliyor. Ya da İngiltere’deki yaş mücadelesini hatırlayın. Heteroseksüeller için 16 yaş cinsel paylaşım için yasalken, heteroseksist egemenler, eşcinseller için ancak 18’e kadar izin veriyor. Biz bu ikiyüzlülüğü ve çifte standardı lanetliyoruz ve yaşının ne olduğuna bakılmaksızın, kendi cinselliğini araştırmak ve geliştirmek her bireyin hakkıdır diye düşünüyoruz.)
 
Çocuğun kuşatıldığı en önemli kurumlardan biri olan kurumsallaşmış aileden başlayabiliriz. Sınırlı sayıda pedagog, terapist, psikolog, psikiyatrı saymazsak çoğunluğu antropoloji ve sosyoloji bilmezler. Bilmek de istemezler. Psikanalizinden diğer psikoloji akımlarına neredeyse tamamı çekirdek aileyi veri olarak alırlar. Mutlakçı bir yaklaşımla genelleştirirler ve başka bir seçenek düşünmezler. Çekirdek aile parçalandığında, yapabilecekleri hiçbir şey yoktur. Parçalanmadan vazgeçtik dönüşüme bile açık değildirler. Aile, okul ve bilim cephesi tam bir işbirliği içinde çalışırlar. İşte, bu cenderede çocuk, gerçekten savunmasızdır. Kurumsallaşmış aile’de ilişkiler özgür değildir. Bilerek ve isteyerek seçilen bir paylaşım ve dayanışma görülmez aile kurumunda. İlişkileri, bencillik, sahiplenme, ödül ve ceza biçimlendirir. Böyle bir ortamda çocuk, ortalık malıdır. Baba’nın elinden kurtulsa annenin elinde kalır. Çocuk da kedinin kuyruğunu çekmekle yetinmek zorunda kalır! Kedinin kuyruğu ile yetinmeyen çocuklar ise öldürmeyi bile seçebilirler.
 
Kocaeli’de kurulan ‘Alo Çocuk İmdat’ servisine başvuruların çoğunlukla cinsel taciz ve şiddetten şikâyetçi oldukları ortaya çıkıyor. ABD’de ve Almanya’da elde edilen araştırma verilerine göre her dört çocuktan biri cinsel istismara uğramaktadır. Saldırgan çoğu kez erkektir (%90) ve çocuğun iyi tanıdığı biridir. Sıklıkla ailenin bir üyesidir (baba, üvey baba, büyük amca, amca, dayı, erkek kardeş) ya da çocuğun güven beslediği bir kimsedir (papaz, öğretmen, doktor, çocuk bakıcısı). Çocuklara yönelik cinsel istismar bütün sosyo-ekonomik sınıflarda görülmektedir. Saldırgan ‘normal’ olarak tanınan bir kişidir. Çocukların aile içindeki cinsel istismarı ülkemizde de yaygın olmasına rağmen bu konu hâlâ bir tabu niteliği taşımaktadır. (Şahika Yüksel) Türkiye’de çocukların fiziksel istismarı konusunda ise anneler başı çekiyor. Aslında bu durum çok normaldir. Koca’ya eli kalkmayan annenin gücü çocuğa yeter. Kurumsallaşmış aile’yi eleştirmeye yanaşmayanlar, bu konuda cani anneler yaratmada birbirleriyle yarışırlar. Medya hemen ortamı körükler. Aileler çıldırır falan.
Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın yaptığı araştırmaya göre polis tarafından cinsel saldırıya (taciz ve tecavüz) uğrayan kadınlarla birlikte, çocukların da cinsel tacize maruz kaldıklarını görüyoruz. Ayrıca Türkiye zindanlarında 1356 çocuk tutuklu, 764 çocuk hükümlü bulunuyor.
 
Dünyada 30 milyon çocuk, kendi başlarının çaresine bakmak üzere kent caddelerine bırakılıyor. Ayrıca ABD’de evsizlerin %31’ini çocuklu aileler oluşturmaktadır. Brezilya’da sokak çocukları, devletin bilgisi dâhilinde sokaklarda öldürülmektedir. Türkiye’de de sokaklarda yaşayan çocuklar bilinen bir gerçekliktir. Bu çocuklar özellikle medya, esnaf ve polis kıskacında yaşama mücadelesi vermektedirler. Medya, her konuda olduğu gibi çocuklar konusunda da tam bir ikiyüzlülüğe sahiptir. Örneğin, bir kız çocuğuna tecavüz eden ve kendini “Elimde çıplak fotoğraflarla dolu gazete vardı. Çocukları da görünce tahrik oldum. Ben de insanım” diye savunan bir kişiye “hayvan” diyen “Posta” adlı paçavra, 10 yaşındaki bir kızdan düzgün vücut hatlarıyla söz edebiliyor.
 
Çocuklar, evlat edinme yoluyla ya da doğrudan satılabiliyor ve satın alınabiliyor. Arjantin’de cunta döneminde sadece büyükler kaybolmadı, kaybolanların çocuklarının -56 bebek- bir doktor tarafından satıldığı ortaya çıktı. Bulgaristan Parlamentosu yabancıların Bulgar çocuklarını evlat edinmelerini yasakladı. Çünkü bugüne kadar yabancılar tarafından evlat edinilen çocukların hayatta ve sağlıklı olduklarına dair tek bir kanıt dahi bulunmadığı belirtiliyor. Bu çocuklar büyük olasılıkla organ nakli için kullanıldı.
 
Kapitalizmin bir sonucu olarak açlıktan, yoksulluktan ve hastalıktan yine en başta çocuklar etkileniyor. Her gün dünyada açlıktan 40 bin çocuk ölüyor. Dünyada her yıl beş yaşın altında 14 milyon çocuk, ishal, kızamık, tetanos, boğmaca ve zatürreden ölüyor. Bu durumların sadece Afrika ve benzeri bölgelerde görüldüğü sanılmasın. Kapitalizmin merkezinde, o modern Amerikan toplumunda yaşanılanlar ve çocukların maruz kaldığı durumlar pek de farklı değil. New York’da çocukların %40’ı resmi yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Amerika, refah bakımından dünyanın başta gelen ülkelerinden biri olarak bilinir. Buna rağmen Amerika’da her üç çocuktan birinin aç olduğu saptandı. Yaşları 12’nin altında olan çocuklar arasındaki yapılan araştırmaya göre bunların sayısı 4
milyonu buluyor. Ayrıca 9.6 milyon çocuk da açlık tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor. Bu koşullar yetmiyormuş gibi yeni bir yasayla beslenme yardımı ve çocukların beslenmesine ayrılan fonlarda önemli kısıntılara gidilmesi öngörülüyor. Bugün ABD’de 20 yıl önceye göre çocuk intiharları 3 kat artmış bulunuyor.
 
Kapitalizm ve devlet sadece Amerikalı çocukları değil, tüm dünya çocuklarını öldürüyor. Amerikan devleti, Iraklı çocukları, Irak devleti ise Kürt çocuklarını öldürüyor. 1991 Körfez Savaşı’nın ardından, Amerika öncülüğünde Irak’a uygulanmaya başlanan ambargo, ülkede başta çocuklar olmak üzere 4 milyon kişiyi açlıkla karşı karşıya bıraktı. Bu insanlardan 2.4 milyonu çocuk ve 600 bini hamile ya da yeni anne olmuş kadınlar. Ülkedeki 5 yaşın altındaki toplam çocuk sayısının yüzde 29’u açlık çekiyor. Körfez Savaşı’nın sonucu bunlar ve savaştan en karlı çıkan ülkeler Fransa, İngiltere ve ABD. Bu arada aynı Irak devleti ise Kürt çocuklarını öldürüyor. 15 Mart 1988’de Hiroşima’dan sonraki en büyük kitle katliamına tanık olundu. Irak devleti, Halepçe’de 5 bin kişiyi kimyasal silahlarla imha etti.
Körfez Savaşı bir yana, dünyada son on yılda çıkan savaşların öncelikle çocuklar için korkunç sonuçlar doğurduğu belirlendi. Son on yılda çıkan silahlı çatışmalarda yaklaşık 1.5 milyon çocuk öldü. Çatışmalarda 4 milyon çocuk da yaralandı ya da sakat kaldı. Çatışmalarla birlikte 12 milyon çocuk ya evini ya ailesini ya da ikisini birden yitirirken, 10 milyon çocuğun savaşla bağlantılı olarak psikolojik travma çektiği tahmin ediliyor. BM verilerine göre, halen dünyada 60 ülkedeki yaklaşık 100 milyon kara mayını her ay yüzlerce çocuğu öldürüyor ya da sakat bırakıyor. Savaşlar yüzünden halen 5 milyon çocuk, mülteci kamplarında yaşamlarını sürdürüyor.
 
Savaşların yanı sıra şiddet olaylarından en çok çocuklar etkileniyor. ABD’de ateşli silahla öldürülen çocuk sayısı 1992’de 7 bin, polise bildirilen ırza geçme olayı 1993’te 150 bin.
UNICEF, yayınladığı bir raporda, dünyada 2 milyonun üstünde çocuğun fuhuş sektöründe çalıştığını belirtiyor. Bilinen sadece Güneydoğu Asya’dır ama rapora göre çocukları fuhuşa iten ülkelerin başında ABD de var ve bu ülkede fuhuşa itilen çocuk sayısı 300 bin olarak belirtiliyor. Hindistan’da 300 bin, Tayland’da 200 bin, Filipinler’de 100 bin, Vietnam’da 40 bin çocuk fuhuş sektöründe çalışıyor. Brezilya’da 500 binden fazla çocuğun sokaklarda yaşadığını belirten UNICEF bu çocukların her an seks objesi olarak kullanılma tehlikesiyle yüz yüze olduğunu kaydediyor. Güneydoğu Asya ülkelerindeki bu seks kölesi çocukların müşterileri ise Avustralyalı, Alman, Amerikan, İngiliz ve İsveçliler.
Tayland’daki çocuk fuhuşu turizmi üzerine bir araştırma yapan Leichester Üniversitesinden sosyolog Julia O’Connor’un bulguları ise şöyle: “Müşterilerin çoğu, fiziksel açıdan Avrupa standartlarına göre çok çirkin, yaşlı ya da bunların fiziksel bir özrü var. Hayatımda hiçbir zaman bu kadar çok yağlı, şişman ve itici tipi bir arada görmemiştim.”
 
Çocuklar sadece fuhuş sektöründe değil, başka alanlarda da çalışmak zorunda kalıyorlar. 1919’da Uluslararsı Çalışma Örgütü (ILO) kuruluyor ve çocukların çalıştırılmalarını yasaklayan ilk uluslararası sözleşme kabul ediliyor. Ülkemizde de 13 yaşından küçük çocukların çalıştırılmaları yasak. Açıktır ki bu yasalar tam ikiyüzlülük örneğidir. Ücretli bir kölelik düzeni olan kapitalizm, önce insanları açlık ve zorunlu çalışma kıskacına alıyor sonra da yine kendi yaptığı yasalarla yasaklar ve düzenlemeler getiriyor. Yani açlıktan ölme özgürlüğü! Bugün küstahça bir ikiyüzlülük örneği sergileyenler pekâlâ bilirler ki kapitalizmin temelinde ve yükselişinde köle gibi çalıştırılan binlerce çocuğun da kanı ve canı vardır. Daha iki yüzyıl bile olmadı! Büyük Britanya’da (İngiltere) 9 yaşından küçük çocukların çalışması 1833’de yasaklanıyor. Günümüzde örneğin Çin’deki kız çocuk kıyımı karşısında “uygar” dünyanın insanları dehşete düşüyorlarmış. Bu insanlar “uygarlığın” temelinde neyin yattığını samimi olarak hatırlarlarsa belki ‘dehşet’lerine inanılabilir. Bugün Alman hükümeti, utanmadan ve ikiyüzlüce, çocuk çalıştırmanın dünya genelinde toplum tarafından reddedilmesi ve dışlanması için çağrıda bulunabiliyor. Çocuklar, hobi olsun diye çalışmıyorlar, aç kalmamak için çalışıyorlar. Bu durumda, onların çalışma zorunluluklarının ortadan kaldırılmasına kim ya da hangi devlet yanaşır? Tam bir ikiyüzlülük ve alçaklık örneği.
 
Dünyada 200 milyon çocuk işçi çalışıyor. Dünya genelinde son 20 yılda, çok zor ve tehlikeli koşullarda çalıştırılan çocuk sayısında artış söz konusu. Çalışan kesimin %8’ini çocuklar oluşturuyor ve bunlar 6-15 yaş grubundalar.
 
Binlerce çocuk, Türkiye’de de çalışmak zorundadır. Gerçi yasalar, yasaklar ve düzenlemeler bizim ülkemizde de vardır. Fakat gerçek durum kapitalizmin fiili yasalarıdır. Kapitalizmin fiili yasaları, kapitalizmin sözcüleri tarafından hazırlanmış göstermelik ve ikiyüzlü yasalarını dinlemez. Daha ilkokuldayken tatillerde başlar ve ilkokul biter bitmez ya da ilkokul bile bitmeden bütünüyle çalışma hayatına giren çocuklar abartısız tam bir köle olarak çalışırlar. İşyerinde patron, usta ya da kalfanın kölesi, uyumak için gittiği evde anne ve babanın kölesi. Oto boya ve kaporta ile lokanta ve benzeri işlerde çalışan çocuklar kesinlikle 14-15 saat çalışırlar ve çok komik ücretler alırlar. Bu ücrete de büyük olasılıkla anne-baba el koyar. Özelikle usta ve kalfa canı istediğinde çocuğu dövebilir ve her türlü istismarda bulunabilir. Fizik güçten yoksun olması ve işini kaybetme korkusu, çocuk işçiyi tümüyle savunmasız kılmaktadır. Bu durumda bir tek gerçek vardır: Çocuk işçi ya çalışır ya da siktirolur gider. Çok büyük olasılıkla son günlüğünü/haftalığını/aylığını bile alamadan.
 
Bütün dünyaya egemen olan kapitalizm ve yükselen yeni liberal dalga, büyüklerin bile haklarını elinden alırken, çocukları kim düşünür? Çocuklar için dökülen timsah gözyaşları ve koparılan şaşaalı gürültünün gerisinde yatan tam bir ikiyüzlülük ve alçaklıktır.
 
Dünyanın bütün eşcinselleri bir araya gelseler bile, kapitalizm kadar ve devletler kadar “sapık” olamazlar. Çocukları istismar eden ve onların gelişmesini engelleyerek kötü örnek olan kapitalist dünya düzenidir. Çocukları istismar eden ve onların biyolojik cinsiyetlerinin üstüne, toplumsal cinsiyet denilen laneti yükleyen ve kuşatan toplumdur. Eşcinsellerin, çocuklarla bir alıp veremediği olamaz. Çocuklarına, biz eşcinselleri, uzak durmaları gereken öcü, yaratık ve sapık olarak gösteren bu heteroseksüel toplumdan sorulacak hesabımız var. Bu çatışma er geç yaşanacak. Özgür komünlerde, çocuklar, bizlerle barışacaklardır. Biz de çocuk bakabilir, büyütebilir ve sevebiliriz. Fakat çocuk, neyi seçeceğine kendisi karar verir.
 
Heteroseksüel arkadaşlar! Daha doğrusu heteroseksizmden arınabilmiş heteroseksüeller: Bizler eşcinseller olarak, bilinçli olarak çocuk yapmıyoruz. Bununla birlikte birçok eşcinsel isteyerek ya da heteroseksizme karşı direnemediği için istemese de çocuk yapıyor ya da ediniyor. Anne babasının ya da birlikte yaşadığı insanların eşcinsel olduğunu bilen çocuklar ille de eşcinsel oluyor ya da bunalıyor gibi saçma bir durum yok. İçselleştirdiğiniz heteroseksizmden dolayı sahte düşmanlar ve gerçek olmayan durumlar yaratmayın. Ortak düşmanımız size de hayatı cehennem eden, doğanın ve insanlığın üstüne çöreklenmiş olan kapitalizmdir.
 
Yaşı ne olursa olsun, her birey, kendi cinselliğini araştırmak ve geliştirmek hakkına sahip olmalı.
 
Bu yazı Kaos GL Dergisinin Kasım 1995 tarihli 15. sayısında gay’e efendisiz imzasıyla yayınlandı.

Etiketler:
Telegram