18/06/2013 | Yazar: Rahmi Öğdül

Hayatı olumlayan, içeriden, yüz yüze ilişkilerle yatay olarak örgütlenen bu gücün Gezi Parkı’nda yeni bir hayatı filizlendirebileceği düşüncesi, biat kültürünü yaymaya çalışan iktidar için katlanılamaz bir şey, çünkü hayattan nefret ediyor.

Hayatı olumlayan, içeriden, yüz yüze ilişkilerle yatay olarak örgütlenen bu gücün Gezi Parkı’nda yeni bir hayatı filizlendirebileceği düşüncesi, biat kültürünü yaymaya çalışan iktidar için katlanılamaz bir şey, çünkü hayattan nefret ediyor. 
 
Despot iktidarın yalanları ve sahneye koyduğu oyunlarına rağmen yeri savunanlar, içlerine yerin, direnişin, dayanışmanın ve özgürlüğün ruhu kaçmış olanlar Gezi Parkı’nda direnmeye devam ediyorlar. Katılaştırmaya, kalıplar halinde dondurmaya çalıştığı doğanın ve toplumun birden sıvılaşması karşısında dehşete düştü iktidar. Hiyerarşik yapılar halinde kristalize etmeye çalıştığı toplum sel olup akıyor. Bu sıvılaşan direniş ve özgürlük kitlesi iktidarın her türlü kalıba sokma, tanımlama çabasından kendini sıyırmasını biliyor. Aşağılama amacıyla durmadan yeni adlandırmalar buluyor bize: Marjinal, çapulcu, aşırı uç; ardından, kendi kıstırma aygıtından kaçan bu sıvılaşmış güce çaresizce iftira atabiliyor: Dış mihrakların işi. Hayatı olumlayan, içeriden, yüz yüze ilişkilerle yatay olarak örgütlenen bu gücün Gezi Parkı’nda yeni bir hayatı filizlendirebileceği düşüncesi, biat kültürünü yaymaya çalışan iktidar için katlanılamaz bir şey, çünkü hayattan nefret ediyor. İktidar tüm yalanlarıyla yaftalamak istediği, kutuların içine tıkıştırmak istediği direnişçiler, tıpkı Terminatör 2 filmindeki sıvı metalden yapılmış T-1000 gibi her türlü tanımdan, kıstırmadan sıyrılarak, aynı zamanda biçim değiştirebilme yeteneği nedeniyle her türlü tanımı da içeren sıvı bir direnişe dönüşüyor. Tuhaf bir yaratıkla karşı karşıya iktidar, sıvı metalden yapılmış bedenin T-2013 versiyonu. Bu yaratıkla nasıl baş edeceğini bilemediği için şiddetle saldırıyor üzerine; gaz bombalarıyla gaz haline dönüştürmek istiyor. 

Amerikalı fizikçi Arthur Iberall, tıpkı maddenin faz değişimleriyle birlikte halden hale (gaz, sıvı, katı hal) girmesi gibi insanlık tarihinin de benzer faz değişimleri geçirdiğini söylemişti. İlk avcı-toplayıcı gruplarını, birbirinden ayrı yaşamaları, nadiren ve düzensiz olarak etkileşime girmeleri nedeniyle gaz moleküllerine benzetiyor. İnsanların tarıma geçmeleriyle birlikte ilişki ve enerji yoğunlaşması yaşanmıştır; insanlığın sıvı hali olarak tanımladığı bu aşamanın ardından, üretim fazlasının, artı değerin belirli ellerde toplandığı, kurumların ve yasaların ortaya çıktığı hiyerarşik toplum, yani insanlığın kristalleşmiş ve katılaştırılmış hali geliyor. Despot iktidar insanları önce gaz molekülleri halinde ilişkisizleştirmeye, ardından da bu ilişkisiz molekülleri biat kültürü içinde katılaştırmaya kalkıştı. Aralarındaki yoğun ilişkisel bağlarla sıvılaşmış ve hiçbir kalıba sığmayan özgür kitleye şiddet uygulayarak, gaz bombaları atarak aralarındaki bağları koparmaya, gaz haline getirmeye çalışsa da nafile. İktidarın nefret ettiği hayat fışkırıyor her yerde; doğadan insanlara bulaşıyor. 

Devrimi bir yaşam fışkırması olarak anlıyordu Bakunin. Yerel tutkuların ve özlemlerin olabilecek en büyük uyanışının gerçekleştiği, olağanüstü bir kendiliğinden yaşam fışkırması olarak. Gezi Parkı’nda fışkıran bu yerel tutkular ve özlemler, despot iktidarın kurduğu barajları, tuzakları, hayata giydirmeye çalıştığı deli gömleklerini parçalayacak. 1 Mayıs’ta Taksim’e çıkma talepleri karşısında “ayaklar baş olunca kıyamet kopar” diyordu iktidar. İktidarın kıyameti bizim karnavalımız demektir. Ayakların baş olmadığı, aksine bedene atfedilen her türlü hiyerarşik yapılanmanın yıkıldığı, organların sabit işlevlerinin terk edildiği ‘organsız bedenlerin karnavalı’na dönüştü Gezi Parkı. Direnen, yardımlaşan, özgür bedenlerin inşa ettikleri bir sanat yapıtıdır Gezi Parkı. 

Fluxus sanatçısı Joseph Beuys’un özlemlerinin gerçekleştiği yer aynı zamanda. Herkesin sanatçı olduğu bir toplumda, yaşadığımız dünyayı içeriden biçimlendirirken ortaya çıkacak toplumsal heykelden, sanat yapıtı olarak toplumsal organizmadan söz ediyordu; Sabit ve bitmiş bir heykel değil tabii, sürekli biçim değiştiren bir heykel. Bir tür sıvılaşmış beden. Beuys katılımcı bir demokrasiyle biçimlenecek bu toplumsal heykelin ilkelerini şöyle sıralamıştı: “Kültürel ortamda kendi kararlarını vermek ve katılımcı olmak; yasaların yapılandırılmasında (demokrasi); ekonomik alanda (sosyalizm). Kendi kendini yönetmek ve odaklanmak şu anlama gelir: özgürlükçü demokratik sosyalizm.”
 
Gezi Parkı’nda, yaşam fışkıran bedenlerin oluşturduğu sıvı bir kitle, iktidarın tüm kıstırmalarında kaçarak, yerel tutku ve özlemlerle yaşamın başka türlü örgütlenebileceğini, bir sanat yapıtına dönüşebileceğini gösterdiler bize.
 
Fotoğraf: May Bindner / Kaos GL

Etiketler: