22/06/2014 | Yazar: Zeynep Akkuş

LGBTİ haklarının insan haklarından ayrı düşünülemeyeceği bir dünyada, bir an önce konunun vahameti hakkında bilgi edinmeniz ve bunun küçümsenmeyecek bir mesele olduğunu idrak etmeniz şart.

Zeynep Akkuş | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Zeynep Akkuş
LGBTİ haklarının insan haklarından ayrı düşünülemeyeceği bir dünyada, röportajınızda belirttiğiniz gibi “Evrensel insan haklarını destekleyen biri olarak hatırlanmak” istiyorsanız, bir an önce konunun vahameti hakkında bilgi edinmeniz ve bunun küçümsenmeyecek bir mesele olduğunu idrak etmeniz şart.
 
…annenize, babanıza, kardeşinize, en yakınınızdakilere, binlerce kez dilinizin ucuna kadar geldiği halde cinsel yöneliminizi açıklayamayıp söyleyeceklerinizi yutmak zorunda kalmanızın...
 
…cinsel yöneliminiz nedeniyle aile fertlerinizden biri tarafından öldürülmenizin veya daha insaflı(!) ailelerde evlatlıktan reddedilmenizin, evden kovulmanızın...
 
…öldürülmenizin ardından yöneliminizden belli ki utanç duyan annenizin rezilce bir inkârla, “Çocuğum eşcinsel değildi. Olsaydı babasına bırakmaz ben öldürürdüm” diyebilmesinin, katledilmenizin paylaşılamamasının...
 
“Etraf ne der” demeyip sizi “Benim çocuğum” diyerek bağrına basan, saklamayan, sizinle birlikte saklanmayan ebeveynlerinizin, kâğıt ziyanı gazeteler tarafından hedef gösterilmesinin, sizinle birlikte onların da “sapkın” damgası yemesinin…
 
…cinsel yöneliminiz nedeniyle size reva görülen sözüm ona en “insancıl” muamelenin, haysiyet cellâdı hekimlerin elinde tedavi edilmeniz olmasının...
 
…öğrenciliğinizde küçük yaşlardan itibaren akran zorbalığının mağduru olmanızın; ilerleyen yaşınızda bile hâlâ bunun travmasıyla başa çıkmaya çalışmanızın…
 
…cinsel yöneliminiz nedeniyle fiziksel, sözlü, maddi, manevi, psikolojik her türlü şiddete, baskıya, işkenceye maruz kalmanızın...
 
…arkadaş ortamınızda, yanınızdaki kişilerin sizin gibi insanlar hakkında saçma sapan yorumlarına, şakalarına ses çıkaramamanızın, bazen o rezil esprilere beğenmiş gibi gülmek zorunda kalmanızın...
 
…özellikle gencecik insanların, çevre baskısına, alaylara dayanamayıp çareyi intiharda aramasının...
 
…sevdiğiniz insanı iş yemeğine, arkadaş ya da aile toplantılarına götürememenizin, sosyal paylaşım sitelerinde “ilişkisi var” diye belirtip kimle ilişkiniz olduğunu açıklayamamanızın...
 
…kadına, çocuğa, engelliye, mülteciye, sokak hayvanına uygulanan şiddete en ateşli sözlerle lanetler yağdıranların, konu insanların cinsel yönelimi olduğunda birden bütün duyarlılıklarını yitirivermesinin ve gerçekten can acıtıcı yorumlar yapabilmesinin…
 
…sosyal güvencesi olmayan partnerinizin hastalanması durumunda sağlık harcamalarını kendi sigortanızdan karşılayamamanızın; evlilik, çocuk sahibi olma, miras paylaşımı gibi planlarınızın kıyamet alameti şeklinde yorumlanmasının…
 
 …iş hayatınızda cinsel yöneliminizi sıkı sıkı gizlemek zorunda bırakılmanızın; “deşifre” olmanız halinde sepetteki çürük elma, pirinçteki taş, tarladaki ayrık otu misali “ayıklanması gereken bir tür” olarak aşağılanıp, görevinize yakışmadığınız iddiasıyla -acilen kovulması gereken başka nice meslektaşınız varken sizin- işinizi kaybetmenizin...
 
…hayatınızı sürekli yanlış, hasta, zararlı, eksik bir insan olduğunuz ezikliğiyle yaşamaya itilmenizin...
 
…cinsel yöneliminizin, kurban gittiğiniz cinayette hafifletici sebep olarak sunulmasının ve katilinizin ceza indirimi almasının...
 
…sizi tanıyan tanımayan insanların, başarınızı ya da mutluluğunuzu kutlamak için değil de katledilmenizi protesto etmek için bir araya gelmesinin…
 
…en basitinden(?) sokakta sevdiğiniz insanla el ele yürüyememenizin…
 
…başlıca sebebi, kaynağı ve sorumlusudur, sayın “cumhurbaşkanı çatı adayı” Ekmeleddin İhsanoğlu. Geçen yıl verdiğiniz bir röportajda, homofobinin ne olduğunu sormuş, akabinde bunun evrensel bir sorun olmadığını belirtmişsiniz.
 
Şu var ki, -onun da adını duymadığınıza emin olduğumuz transfobiyle birlikte- homofobi ve yol açtığı felaketler sadece belli bir coğrafyayla, kültürle, dinle sınırlı değil. (Kaldı ki sınırlı olsa ne olur? Bu, sorunu önemsizleştirir mi?) Bugün Türkiye’de, örneğin birinci derece akrabalar tarafından işlenen LGBTİ (lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks) cinayetleri, İran’da devlet eliyle, idam cezalarının infazı şeklinde vuku buluyor; bazı Afrika ülkeleri ise olanca güçleriyle LGBTİ’lerin idam edilmesini öngören tasarıları yasalaştırmaya çalışıyor. Türkiye’de sözüm ona en açık fikirli, en sempatik, en tonton, profesör unvanlı din adamları “Gey deyince şirin oluyor, gelin biz bunlara ibne diyelim” şeklinde açıklamalar yapabiliyorken, özgürlükler ülkesi Amerika’da bazı kiliseler, küçücük çocukların öldürüldüğü bir okul baskınının, bir doğal afetin ya da denizaşırı ülkelerdeki savaşlara gönderilen askerlerin ölümünün sebebini eşcinsel evliliklerin serbest bırakılmasına bağlayabiliyor. Cinsel yönelimi nedeniyle gördüğü baskılara dayanamayınca Azerbaycan’daki İsa Şahmarlı da intihar ediyor, Amerika’daki Tyler Clementi de (Biri kendini gökkuşağı bayrağıyla asmış, diğeri George Washington Köprüsü’nden atlamış ama sonuç aynı). LGBTİ’leriıssız, tenha sokaklarda kıstırıp öldüresiye dövmek ve bazen gerçekten öldürmek Neo-Naziler arasında da yaygın bir “eğlence”(!), bizim bıçkın, mahalle delikanlılarımız arasında da.
 
Fakat homofobi pekâlâ evrensel bir sorun olduğu gibi, homofobiyle mücadele de neyse ki evrensel boyutta veriliyor.
 
Siz her ne kadar “çetrefil ve problematik” olarak tanımladığınız “bu tür meseleler”e dini referanslarla, Vatikan’ın yaklaşımlarıyla açıklamalar getirmeye çalışsanız da bugün “açık” LGBTİ din görevlilerinin kiliselerde görev yapması uygun görülüyor. Seküler bağlamda, evlilik ve evlat edinme de dahil olmak üzere LGBTİ hakları dünya üzerindeki ülkelerde birer ikişer kabul görüyor. Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği, çalışma güvenliğini tehdit eden gerekçeler olmaktan çıkıyor. Dünya devi Rusya, olimpiyatlarda LGBTİ’lere kısıtlama getirmeye kalkıştığında dünyanın dört bir yanındaki bireyler ve kurumlar kenetlenip buna karşı duruyor.
 
Kısacası, “Aman ne yapalım, zaten çetrefil ve problematik bir mesele” denerek çözüm aramanın ötelenmesi yoluna gidilmiyor. Sonuçta, meselenin “çetrefil ve problematik” olması kimseyi yıldırmadığı gibi, Dünya Kupası maçlarının oynandığı şu günlerde sıkça duyduğumuz tabirle “topu taca atma” kurnazlığına da sevk etmiyor.
 
Hal böyleyken ve daha verilecek pek çok örnek varken, homofobinin evrensel bir sorun olmadığını iddia etmeniz en hafif tabiriyle “talihsizlik” olmuş; ama herhalde bunu, anlamını birkaç saniye önce öğrendiğiniz bir kavram hakkında yeterli bilgiye sahip olamamanıza ve o an boş bulunmanıza bağlamamız gerekiyor. Yine de şunu hatırlatmakta fayda var ki, LGBTİ haklarının insan haklarından ayrı düşünülemeyeceği bir dünyada, röportajınızda belirttiğiniz gibi “Evrensel insan haklarını destekleyen biri olarak hatırlanmak” istiyorsanız, bir an önce konunun vahameti hakkında bilgi edinmeniz ve bunun küçümsenmeyecek bir mesele olduğunu idrak etmeniz şart.
 
Ama lütfen ne diyecekseniz, ne yapacaksanız samimi olun. Röportajınızda söylediğiniz sözlerin tepki çekmesi üzerine insanların ağzına bir parmak bal çalmak, varlığından yeni haberdar olduğunuz sorunlarla boğuşan kişilerden hiç olmazsa iki üçünün oyunu almayı kâr sayacağınız için yapmayın. Olası müstakbel rakibinizin daha 2002 yılında, “Eşcinsellerin de kendi hak ve özgürlükleri çerçevesinde yasal güvence altına alınması şart. Zaman zaman bazı televizyon ekranlarında onların da muhatap oldukları muameleleri insani bulmuyoruz” dediğini unutmadığımız gibi bu sözünü tutmak için hiçbir adım atmadığını da ibretle izliyoruz.

Etiketler:
Nefret