27/12/2013 | Yazar: Rahmi Öğdül

‘Yaşam ayakkabı kutusuna sığar mı?’

Kent mitinginde hep bir ağızdan sorduk: “Kuzey Ormanları ayakkabı kutusuna sığar mı?”  Soruları giderek çoğalttık sonra: “Yaşam ayakkabı kutusuna sığar mı?” Muhafazakâr iktidarın tüm yaşamı ayrıştırarak kutuların içine tıkmaya çalıştığını biliyoruz. Yaşama doğrudan bakmak yerine, küçük bir delikten kara kutunun içine yansıyan görüntülerle oyalanmak için icat edilmiş camera obscura’nın  evreni bilmenin (epistemolojinin) temeli haline geldiği bir durumda bu soruyu kendimize de sık sık sormamız gerekiyor oysa. Yaşama doğrudan gömüleceğimiz yerde, kara kutunun duvarına yansıyan imgeleri manipüle ederek yaratılmış bir hakikat düşüncesiyle oyalandık. Duyuların kafa karıştırıcı etkisinden arındırılmış bu imgelerden kurmaca hakikatler yarattık kendimize ve şimdi iktidarın hakikatinin ne olduğunu tüm çıplaklığı ile görebiliyoruz: Ayakkabı kutuları içinde paralar.

İktidar iki yola hapsetmişti bizi ve seçeneksiz bırakmıştı. Metafizikle sulandırılmış hakikatin yolu ve bu hakikatten uzaklaşan sanıların, yanılsamanın yolu. Başka seçenekleri yok saydığımız için bir anlamda yolsuzluğa mahkûm olmuştuk. Her iki yolda aynı yere çıkıyordu çünkü;  Matrix filminde Morpheus Neo’yu seçeneksiz bırakıyordu: “Our way or the highway?”, yani “bizim yolumuz mu yoksa otoyol mu?” iktidar tüm doğal mekânları yıkıp otoyola çevirmiyor mu zaten?
 
Oysa önümüzde başka bir yol var ve bu yol kara kutunun dışına çıkıp yaşama doğrudan bakarak, yaşamla yeniden bağlantılar kurarak birlikte açabileceğimiz bir yol; kabuklarımızı kırarak, birlikte, birbirimize ve doğaya dokunarak, el ele yürürken önümüzde açılacak olan yol.  İktidarın sunduğu ikili kıstırmalardan kaçabileceğimiz bir yol. İktidar ikili kıstırmalarla bir ataç gibi yakalıyordu bizi;  kendimizi yaşamın matriksine gömerek, bu matrikste kimi zaman kayarak kimi zaman kazarak açabileceğimiz bir yolu daha fazla duyumsuyoruz artık. Ne öneriyordu iktidar?: Kırmızı hap ya da mavi hap. Mavi hapı seçerseniz yanılsamalar (doksalar) dünyasında yaşayacak, kırmızı hapı seçersek akıl yoluyla bu yanılsamaları reddedip hakikate ulaşacaktık. Mavi hap bizi duyuların, yanılsamaların, yani çokluğun dünyasına götürüyordu, bu çokluğu, duyuları reddeden iktidar değişmez, bölünmez tekçi bir hakikate götürecek ve çokluğu bir yanılsama olarak reddedecek kırmızı hapı ‘şiddetle’ tavsiye ediyor. Tüm eğitim sistemini, yaşamı kırmızı hapı yutturmak üzere yeniden örgütleyen iktidar, kendi yolunu terk edenleri sanılar olarak tanımlıyordu. En başta doğa olmak üzere, Aleviler, eşcinseller, etnik gruplar birer yanılsamadan ibarettir, iktidarın bakışına göre. Şeyleri, yaşamla bağlantılarını kopararak kimliklerine göre kutularının içine tıkan muhafazakâr iktidar, kendini merkeze yerleştirirken etrafında bir hakikat çemberi çiziyordu. Merkezdeki hakikat çemberinin dolarlarla dolu olduğunu görüyoruz artık. İktidarın önerdiği bu ikili yol aslında yolsuzluğun yolu. İki yoldan başka bir yolun olmayacağını önermesi bir yolsuzluk değil de nedir ki?

Meğer bizi aldatmış iktidar ya da kendimizi aldatmışız; halka kırmızı hapı yuttururken mavi hapın yolunu tercih etmiş. Kutuların içinden bakıyor hayata ve kutuların içine yansıdığı ölçüde algılıyor hayatı; biz de sırtımızda kabuktan kimliklerle kara kutulardan bakar olduk yaşama; tam bir camera obscura vakası. Yaşamın çokluğuyla doğrudan ilişki kurmak yerine camera obscura’nın deliğinden duvarına yansıyacak nesneleri seçerek alıyoruz içeri ve sınıflandırıyoruz. Camera obscura doğaya ve topluma çevrildiğinde her şey ranta dönüşüyor birden ve ormanlar otoyol, nesneler yeşil dolarlar olarak yansıyorlar yüzeye. Ağaçların yeşili, dolarların yeşiline çevriliyor. Halka kapalı kutular içinde çileci bir yaşamı hakikat olarak önerirken kendisi çaktırmadan mavi hapı yutuyormuş meğer. Oysa hain Cypher çoktan fark etmişti iktidarın oyununu: “Bir bifteğin gerçek olmadığını biliyorum. Bunu ağzıma koyduğumda Matriks’in beynime bunun taze ve sulu olduğunu söylediğimi biliyorum. Ama dokuz yıldan sonra neyi fark ettim, biliyor musun? Cehalet mutluluktur.” Kendi hakikat çemberi dışındakileri cahillikle suçlayan iktidarın oyununu fark eden Matrix filminin haini Cypher kendinden esirgenen bifteklerin sulu tadının keyfini çıkartmak için çileci yaşamı terk edip duyumculuğa geri döndüğünde oyunu bozar. Kimliklerimizin kara kutusundan çıktığımızda, iktidarın hakikatine göre hainleriz hepimiz. Köreltilmiş duyularımızı yeniden bileyip içimize, doğaya ve topluma yönelttiğimizde, tüm kimliklerin yok olacağını sezebiliyoruz; sadece ve sadece oluşları duyumsadığımızda iktidarın epistemolojik temelini yerle bir edeceğimizi de biliyoruz ve yaşam hiç olmadığı kadar güzel olacak.

Etiketler: