17/12/2013 | Yazar: Mahir Zeren Oktay

-Bir Trans Erkek Hikayesi

Mahir Zeren Oktay | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Mahir Zeren Oktay

-Bir Trans Erkek Hikayesi  

- Bu hikayedeki kişi ve kurumlar tamamen hayal ürünüdür, gerçek kişi ve kurumlarla hiçbir ilgisi yoktur. - 

Amerika’dan döndüğümde ilk işim onunla buluşmak oldu. Sadece iki ay kalmıştım Amerika’da ama gene de onu çok özlemiştim. 7 yıldır ilk defa birisine aşık oluyordum. Heyecanlıydım. Kardeş Türküler konserinde buluşmak için sözleşmiştik. Beni reddetmişti ama kibar davranıyordu. 

- "Ne güzel çalıyorlar, değil mi?" 

- "Evet." 

- "Çok güzel hazırlanmışlar." 

Perküsyon çalıyordu. Bu yüzdendir ki benden farklı olarak müzisyen gözüyle görebiliyordu. 

Bir süre sonra sevgim iyice ilerlemeye başladı. Benim sevgim ilerledikçe onun tavrı da netleşti, sertleşti. Beni istemediğini söylüyordu; ben ise anlamak istemiyordum, kabullenemiyordum bir türlü. Politik alanlarda karşılaşıyorduk. Karşılaşmalarımız öncesi ve sonrası ağlama ritüellerine dönüşüyordu. 

Ağlamamak mümkün mü? İri iri mavi gözleri vardı. Yanakları tombikti, zaten kendisi de hafif tombuldu ama bu ona çok yakışıyordu. Elleri küçücüktü. Perküsyon çaldığı için alışkanlık olmuş, sürekli parmaklarıyla ritm tutuyordu. Çok karakteristik bir sesi vardı, kısa kısa konuşuyordu. Espriliydi. Konuşurkenki o şirin jest ve mimikleri beni benden alıyordu. 

Tanıdığı herkesle tanışmak istiyor, bunun için uğraşıyordum. Onun gittiği yerlere gitmeye, onun arkadaşlarıyla arkadaş olmaya çalışıyordum. Zamane icadı, Facebook işimi çok kolaylaştırıyordu. 

Bir kulp bulup onu arıyor; konuşmaya, buluşmaya çalışıyordum. Bir gün telefonuma cevap vermedi. Dünyam başıma yıkıldı, telefonuma nasıl cevap vermezdi. Ne zamandır aklımdan geçiriyordum. Bunun bir eski sevgilisi vardı, tanıyordum kendisini ama daha yakın arkadaş olabilirdik. Kendisine Facebook’tan yazdım. "Ondan hoşlanıyorum." dedim. Buluştuk ve böyle başladı asıl hikaye. 

Artık o kadını her gördüğüm zamanın sonrası derin bir üzüntü kaplıyordu içimi. Bu üzüntüyle nasıl başa çıkacağımı bilmiyordum. Adam da hala kadını unutamamıştı. Güzel bir ikiliydik ama tek farkımız ben onun yaşayabildiklerini yaşayamamıştım kadınla. Saatler süren sohbetlerimiz oluyordu. "Üzgün olduğun zaman, rahat etmek istediğin zaman göğsüme yatabilirsin." dediğinde adam, şaşırdım. Öyle bir ilişkimiz yoktu. Böyle bir şey yapabileceğimi düşünmüyordum. 

Kadın beni kabaca reddediyordu artık. Kadın her reddettiğinde adamı arıyordum, buluşuyorduk. Haftanın 3 günü onda kalıyordum. Bu böyle devam etmez dedim ve onun evine yerleştim. 

Kadın beni gene reddettiği bir gündü, çok üzgündüm. Hemen adama koştum ve onun göğsüne yattım. "Burası o kadının yeri." demişti, o kadın "Burası benim başım için yaratılmış." dermiş. 

Bu bir ritüele dönüşmüştü. Kadına yaklaşamadığım için üzülüyor, gidiyor adamın göğsüne yatıp sohbet ediyordum. Abim gibi bir şey olmuştu. Bir gün "Sana bir şey söyleyeceğim." dedi ben göğsüne yatarken. "Ben erekte oldum." Ne olduğunu algılayamadım. Benim hiç cinsel deneyimim olmamıştı. Hedefe o kadar kilitlenmiştim ki aldırış etmedim. "Benim vücudum senden kadın kokusu alıyor herhalde." dedi. 

Bir gün benim odamda gene başbaşaydık. Adam odasına gitmek, yatmak, uyumak istedi. " Beni bırakma." dedim, "Benim yanımda yat." "Olmaz. "dedi, "Ama yanında biraz daha dururum." "Uykum geldi." dedim. 

Bana vajinası keşfetmem gerektiğini söylüyordu. Ben de vajinamla barışık bir trans erkek değildim. Vajinamın nerede olduğunu bile bilmiyordum. O gece de vajinayla ilgili bir şeyler anlatıyordu. Ben uyuklamaya başladım, o benim yanımdaydı. Yüzükoyun yatıyordum. Birden popoma ellemeye başladı. İlginç bir şekilde rahatsız olmadığımı fark ettim, belki de rahatsız oldum ama adama o kadar muhtaç olduğum için beni taciz ettiğine inanmak istemedim. Durdurmadım, devam etti. Vajina takıntısı olduğunu bildiğim için "Vajinama elleme." dedim o çok uykulu halimden uyanarak. Vajinama elledi. Sıçradım. "Ne yapıyorsun?" dedim. "Vajinismus oldun." dedi. Bana daha önce vajinismus ile ilgili bir şeyler anlatmıştı. Cinsellik hocası gibi bir görev biçmişti kendine, ben de bedenimde barışık olmadığım için cinsellik konusunda hiç araştırma yapmamıştım. Bana "Vajinismus oldun." demesi saçma geldi. Ben onunla sevişmek istememiştim ki. 

Ertesi gün "Dün gece çok abartılı bir tepki verdin." dedi. Ben abartılı bir tepki vermemiştim. İstem dışı bir hareketten ötürü refleksif olarak "Ne yapıyorsun." demiştim. 

Bir hafta boyunca vajinam sızladı. Ama yaşadığım şeyin ne olduğuna, bir taciz olup olmadığına karar veremiyordum bir türlü. 

8 marttı. Gece yürüyüşünden sonra Taksim’de feministlerin gecesi vardı. Ben de bir yolunu bulup o geceye girdim. O kadın çalıyordu darbukasını ritim grubunda. 9-10 kişilerdi. O kadını en ortaya koymuşlardı. Baştan aşağıya kırmızıydı kadın. Kırmızı ruju, kırmızı el ve ayak bileklikleri... Her zaman olduğundan bile kadınsıydı. Çok güzel çalıyordu.  Çalarken yüzüne bir gülücük kondurmuştu. O gülücük başka kimsede yoktu çalanlar içinden. Hem gülüyor hem de kafasını sağa sola çeviriyordu. İzlerken büyülenmiştim. O çalan elleri yok muydu? Çocukluğumdan beri darbukayla ilginç bir ilişki kurmuşumdıur. 4 yaşındaydım. Bir darbuka çalınırken arkasına geçtim. Çok korkmuştum. 

Bir gün adamla koyun koyunaydık. Erekte olmuştu. "Dokunmak ister misin?" dedi. Hayatımda bir pipiye dokunma fırsatını kaçıramazdım, dokundum. O kadar güzel bir histi ki. Pipiye baktım. Damarları vardı. Canlı bir şeydi, görebiliyordun. Dildolar gibi değildi. Yukarı doğru hareket ettirilebiliyordu. Babam bana hiç pipisini göstermezdi, utanırdı. Rivayete göre çocukken bir kere duş almışız beraber. Ben anneme "Babamın sallanan bir şeyi var." demişim. Babam da çok utanmış. O günden bu güne bana pipisini göstermiyornuş. Bunu bana annem anlattı, ben hatırlamıyorum. 

Bir gün bir sebeple küsüştük, barışmamızdan 1 ay önce. Bu zaman bana ölüm gibi geldi. 

Adama mail yazdım. "Affettim seni." dedi. Dünyalar benim olmuştu,  adamın koynuna atladım ve ona eskisi gibi dokunmaya başladım. İlerledim, ileri gittim. Onun üstünü çıkardım. "İyi misin?" diye sordum. Mutlu görünüyordu. "İyiyim." dedi. Altını da çıkardım, gene sordum gene aynı yanıtı aldım. 

Bir cinsel hayatım olmasını çok istemiştim, hep bununla ilgili bir eziklik duymuştum. Ama gündelik ilişkilere karşıydım; olacaksa değer verdiğim, sevdiğim biriyle olmalıydı.  O adama aşık değildim ama çok seviyor ve değer veriyordum. Neden olmasındı, trans erkekler na-trans erkeklerle de birlikte olabilirdi. 

İkimiz de çırılçıplak olmuştuk. Benim dudağından öpmek için kafamı kendine doğru çekti. Onunla öpüşmeyi hiçbir zaman arzulamadım, şaşırdım. Ama ilişki gereği öpmemiz gerek herhalde diye düşündüm, öpüştük. Güzel öpüyordu ama ağzı koktuğu için resmen tiksindim, dudaklarımı göğüs kıllarına sildim ki göğsünü öpüyorum zannetsin. "Nasılsın?" diye sordu. "İyiyim." dedim. 

Bir yerden sonra üste geçmek istedi. Benim öyle takıntılarım yoktu. "Tabiki." dedim, "Ama penetrasyon olmayacak." "Tamam." dedi. Bir süre takıldık. Klitorisime elliyor ama elini vajinama doğru indirdiği zaman "Yukarı." diye uyarıyordum. Bir trans erkek olarak klitorisimle derdim yoktu, zaten öyle mastürbasyon yapıyordum. Ama vajinama bir şey girdiği zaman kadın olacakmışım gibi hissediyordum, o yüzden istemiyordum. Anal yoldan penetre edilmekle de bir derdim yoktu, geyler nasıl sevişiyordu? 

İlişki ilerledikçe kafam güzel olmaya başladı. Anlamlandıramadım çünkü böyle bir deneyimi ilk defa yaşıyordum. Birden penisini vajinama doğru götürdü. Sokmaya başladı. Bir yandan öpüyordu, öpünce de tahrik oluyordum. Ama bunda bir sorun vardı, onun penisinin benim vajinamda olmaması gerekiyordu. Derken penisinin kıpırdadığını hissettim. İçimde büyüyordu. İlişki güzel gittiği için bozmak istemiyordum ama vajinal ilişkiden de memnun değildim. Derken biyolojim yetişti imdadıma. Bir an geldi, kendiliğinden çıkardım. Vajina kaslarım çalışıyordu. Ne olduğunu ben de anlamadım. "Beni çıkardın." dedi. Sesinde suçlayıcı bir ton hakimdi. Ben de "Zaten istemiyordum." dedim. 

Her sevişmemizde vajina ısrarlarından daral gelmişti. Ben de demiştim "Trans erkek olduğum için vajinamla böyle bir ilişki kurmuyorum." "İçine almıyorsun çünkü cesaretsizsin." dedi. Bunun cesaretle ilişkisi olmadığını ispatlamak zorundaydım. Anal ilişkiyi denedik. Ben üstteydim. O içeri yavaş yavaş girerken "Evet, evet." diye zevkten çıldırıyor, ben de yavaş yavaş içime alıyordum. Tümünü içime aldıktan sonra sordu "Vajinanda mıyım?" Ben de doğal olarak "Hayır anüsümdesin." dedim. Çok şaşırdı. İkna olmak için bölgeyi kontrol etti.

Anladım bu iş olmayacaktı. "Çıkarayım mı?" diye sordum. "Çıkar." dedi. Zaten tuvaletim gelmişti. O tedirgin olunca ben de tedirgin olmuştum. Rahatça çıkardım. Ben zaten tuvaletimi yapmaktan, osurmaktan hoşlanan bir insanım. 

"Anal ilişkiden önce tuvalete kalkar kadın." dedi bana. O kadın kelimesi öyle içime oturdu ki. Nasıl yani, kadınlar pasif olur erkekler aktif mi olurdu? Ben pasif olduğum için kadın mı olmuştum? 

Israrlarına devam ediyordu. Ne desem kâr etmiyordu. "Beni nasıl anüsüne alırsın da vajinana almazsın." diye beni azarladı. Cesaretsiz olmadığımı ispatlamam yetmiyordu. "Vajinal ilişki daha normal, anal ilişki daha anormal. Anal ilişkiye cesaret ediyorsan vajinal ilişkiye daha çok cesaret etmen gerekir." diyordu. Kesinlikle aynı fikirde değildim. İlişkiler içerisinde böyle bir hiyerarşi kurmuyordum ve bunu anlatmak istedim. Tartışmalarda hep o bilgili, ben bilgisiz durumuna düşüyordum. Çünkü onun yaşı büyüktü bu yüzden onun dedikleri doğru benimkiler yanlıştı. "Boşalamayınca karnım ağrıyor." dedi. Benim derdim onun boşalıp boşalmaması değildi. İstediği gibi boşalabilirdi, ben onun önünde engel değildim. "Mastürbasyon yaparken nasıl boşalıyorsun?" diye sordum. "İstemiyorum." dedi. Tek ilişki yolu vajinal penetrasyon değildi. Öyle olsaydı eşcinsel ilişkilerin varlığından bahsedemezdik. "Her türlü şey olur ama vajinal penetrasyon olmaz." dedim. "İlle de vajina." dedi. 

"Vajinanı istiyorum." diyordu. Bu patriyarkal bir istek değil miydi? Zira cinsellik alıp verme ilişkisi değildi. Bu adam feminist olan o kadınla birlikte olmuş, il dışındaki bir feminist davaya psikolog sıfatında mağdurla dayanışma için gitmiş bir adamdı. Bazı şeyler ne kadar iki yüzlüydü, değil mi? İşte bu hikayenin çıkış noktası da bu iki yüzlülüktür. 

Gene ısrar ediyordu. İkimiz de çıplaktık. O benim üstümdeydi. Bana girmeye çalıştı. Gir-e-mediğini ispatlamasam bu psikolojik şiddeti sonlandırmayacaktı. İzin verdim. Canım yandı. "Bak." dedim, "Canım yanıyor.". "Senin canının yandığına inanmıyorum." dedi. "Yanıyor, öyle olmasa alırdım." diye yalan söyledim. Başka türlü bir kurtuluşum yoktu. "Zevk almıyorum." dedim. Hayatımda en çok birlikte olmayı istediğim o kadından bahsederek "O çok zevk alıyordu, bağırıyordu; bağırmasın diye ağzını kapıyordum." dedi. Bana daha önce de onunla ne güzel seviştiklerini anlatmıştı. BEN YAPAMAMIŞTIM. Bu yüzden adamı çok kıskanıyordum. 

O günden sonra o kadının yüzünü görmeye tahammül edemedim. Facebook’tan sildim, hatta engelledim. Ondan mail gelmesin diye ortak üye olduğumuz öğrenci klübünden çıktım, onunla karşılaştığımızda suratına bakmadım; yokmuş gibi davrandım. 

Ama sürekli ağlıyordum. Nasıl benimle birlikte olmaz diye düşünüyordum. Şarkıda diyordu: 

"Renksiz hayaller dolu, dökülen gözyaşlarım.

Ezikliği kalbimde, yaşanmış tüm aşkların.

Tüm acı anıları, bana bırakıp gitme.

Beni bana ver artık, peşinden sürükleme.

 

Duymak istiyorum, duymak istiyorum.

Kalbimde ruhunu, duymak istiyorum.

Görmek istiyorum, görmek istiyorum.

Gözünde gözünü, görmek istiyorum.

 

İncitme kalbimi, bırakıp gitme.

Sana kendimi verdim, beni yok etme.

Ne olur suskun durma, bir şeyler söyle.

Karanlığın içinde kaybolma öyle.

 

Duymak istiyorum, duymak istiyorum.

Kalbimde ruhunu, duymak istiyorum.

Görmek istiyorum, görmek istiyorum.

Gözünde gözünü, görmek istiyorum.

 

Duyabilsem kalbini, okuyabilsem seni.

Sessiz feryatlarını, acı anıtlarını.

Tüm haykırışlarını, hissetmek istiyorum.

Sana yaklaşıp sende, ölmek istiyorum.

 

Duymak istiyorum, duymak istiyorum.

Kalbimde ruhunu, duymak istiyorum.

Görmek istiyorum, görmek istiyorum.

Gözünde gözünü, görmek istiyorum. 

 

İncitme kalbimi, bırakıp gitme.

Sana kendimi verdim, beni yok etme.

Ne olur suskun durma, bir şeyler söyle.

Karanlığın içinde kaybolma öyle. 

 

Duymak istiyorum, duymak istiyorum.

Kalbimde ruhunu, duymak istiyorum.

Görmek istiyorum, görmek istiyorum.

Gözünde gözünü, görmek istiyorum.

 

Duymak istiyorum, duymak istiyorum.

Kalbimde ruhunu, duymak istiyorum.

Görmek istiyorum, görmek istiyorum.

Gözünde gözünü, görmek istiyorum." 

 

Bir Cemali şarkısıydı. "Karanlığın içinde kaybolma öyle." ifadesi geçiyor. Ben ağlarken bunu "karanlığın dibinde" diye söylüyordum. Çünkü o adam bana o kadının kendisinden ayrıldıktan sonra yazdığı e-maili göstermişti. Mailde yazı word dosyasındaydı. Başlığı "Karanlığın Dibi"ydi. "Karanlığın dibinden sesleniyorum." diye başlıyordu. ONA SESLENİYORDU, BANA SESLENMİYORDU. 

Bir keresinde boş olan bir barın tuvaletinde kadının cep telefonumdaki fotoğraflarına bakıp yarım saat boyunca ağladım. Fotoğrafları onun Facebook’undan indirmiştim. En güzel resimler darbuka çaldığı o güne aitti, çünkü o gün ayrı bir güzeldi kendisi. 

Arkadaşım endişelenip tuvalete baktığında ağlamam bitmişti. 

Adamla kavga etmeye başlamıştık hatta hiç anlaşamıyorduk. Artık ilişkiye de girmiyorduk çünkü penetrasyon onun için "ihtiyaç"tı ve benimle olmayacağına "ikna olmuştu". İkna olmadan da yapılan şeyler olduğu nasihatını veren biri için ilginçti. O kadınla adamla ilgili konuşmak istedim. Kabul etti. 3 saat boyunca konuştuk. 

Bana nasıl onun peşinde koşmayı bıraktığımı sordu. O adamla seviştiğini söyledim. "Ne." dedi, "Bu bir istismar.". Beni kıskandığı için çamur atıyor diye düşündüm. "Sen lezbiyen değil misin?" diye sordu. Lezbiyen değildim, trans erkektim. Bu bifobik ve transfobik bir soruydu. Benimle o kadar ilişkisi yokmuş ki o kadının, trans erkek olduğumu bilmiyordu. Halbüki bilmesi gerekirdi, onun üye olduğu bir mail grubuna cinsiyet kimliğim ile ilgili bir açıklama yapmıştım. Hata yapmasına sevindim aslında, o yüzden trans erkeğim diye düzeltmedim. Zaten o sıralar düzeltme ile ilgili sıkıntılarım vardı kendi içimde. Sadece "Yoo." diye yanıtladım. Cinsel yönelim tanımlamalarının insanları kısıtladığını düşünüyorum. Yaşasın tanımsız aşk. "Korundun mu?" diye sordu. Bunu sorma amacını biliyordum. Hamile kalma riskimin olduğunu belirtmeye çalışıyordu. Bana göre ilişki vajinal penetrasyon demek değildi. İsteğim dışında içime girdiğinde prezervatif takmamıştı. Zaten benim isteğimle olsaydı ben ona prezervatif taktırırdım. Yalan söyledim "Penetrasyon olmadı." 

Akşam eve gidince ağladım, sabah gene ağladım. Sonrasında kendisine şöyle bir mesaj attım. "Sana karşı tavır almamın sebebi hayatımda başkaları olması değildi. O adam bana bazı cinsel deneyimlerinizi anlattı. Ben de onların benimle olmasını hayal ettim. Seni görünce hüzünleniyordum. Bu çok yanlış bir düşünce, istediğinle birlikte olursun ama onla (veya başkalarıyla ne yaşıyorsan artık) olur da nasıl benle olmaz diye düşünüyordum. Hâlâ da böyle düşünüyorum. Sen bana mesafeli davranınca acayip hıslanıyorum. Belirtmek istedim sadece." 

Bu bir sorunun cevabıydı. Anlaşılma ümidiydi ama azar işittim sonrasında. 

Yaşadığımın bir taciz olup olmadığına uzun süre karar veremedim. Aklım bununla meşgul oluyordu, kafamdan atmak için aklıma o kadını getirip ona üzülüyormuş gibi kendimi kandırıyordum bazen. Kadıköy’deki feminist yürüyüş de bu günlerden biriydi. Yürüyüşe katılamadım, çünkü alandayken öfke krizi geldi. Hem kendime hem adama öfkeleniyordum. İstemediğim bir vajinal ilişki nasıl oldu? Yakındaki bir internet kafede bir kaç saat geçirdikten sonra aklıma kadına güller alıp kapısının önüne koymak geldi. Bu güllerin kimden geldiğini bilmeyecekti; zaten işin sırrı da buydu, bu fikir sakinleşmeme vesile oldu. İskeleden gülleri aldım ve vapura bindim. Malum, karşının çocuğuyuz. Elimde güllerle camdan dışarıya bakarken ismimin seslenildiğini duydum. Vapurun içine doğru baktığımda o kadını gördüm. Selamlaştıktan sonra başka bir yere oturdu ve ben yanına gittim. Çünkü bu güller sanaydı demek istiyordum. Konuşmaya çalıştım, o güzel parmaklarını birleştirerek "Bu bir taciz." dedi. Duyduğuma inanmak istemedim. "Bu dünyada  bütün insanlarla olur ama seninle olmaz." dedi. Çok darıldım. Gülleri çöpe atıp yerime oturdum. Sonrasında aklıma geldi tekrar yanına gidip "Bütün insanları mı kastediyorsun." dedim. "Yani, evet." dedi. BU O ADAMLA DA BİRLİKTE OLABİLECEĞİ ANLAMINI TAŞIYORDU. 

Bir gün bana nispet yapar gibi benim organize ettiğim partiye geldi. Kadın sevgilisiyle uzun uzun öpüştü. Artık öpüşürken eskisinden çok daha fazla rahatsız oluyordum. Delirdim, kontrolden çıktım. Etrafta bulduğum her şeye vurmaya başladım. Çok değerli arkadaşlarım beni dışarı çıkardı, çıkarırlarken gene onların büyük bir zevkle öpüştüğünü gördüm. Üzerlerine doğru bağırdım, onları tutup ayıracaktım "Yeter lan yeter.". O kadının gözlerini gördüm. Sanki ödevini yapmış gibi büyük bir keyifle öpüyordu kadını. 

Artık yaşadığımın taciz olduğundan emindim. Emin olduğum gibi harekete geçtim, ifşa ettim. 

İfşaya gelen tepkiler üzerine psikolojim bozulmuştu. O kadına her şeyi anlatıp ondan yardım isteyecektim. Sonuçta o adamı en iyi tanıyan oydu. Bir gün yolda karşılaştık. "Konuşabilir miyiz?" dedim. Ses tonumdan yardıma muhtaç olduğum belli oluyordu. Alaycı bir şekilde "Hayır." dedi. Kim bilir belki ona göre asıl tacizci bendim, o değil. Ee, ne de olsa eski sevgilisi. Zaten bana da azarlayıcı tonla demişti "O benim sevgilimdi, sen bunun farkındasın değil mi?". Yani diyor ki o kendisine ısrarcı olabilir, ben olamam. O peşinde koşabilir, ben koşamam. Hayat ne adil değil mi? 

Uzun zaman sonra Youtube’dan Kardeş Türküler’i dinlemek istedim ama 1 dakika olmadan kapattım. Artık Kardeş Türküler dinleyemiyordum. 


Etiketler:
Nefret