02/02/2015 | Yazar: Zeynep Akkuş

‘Rabbime sordum, bana [tedavi için] Cleveland’ı gösterdi’, işimize gelmediği zaman ‘Haydi gel köyümüze geri dönelim, Fadime’nin düğününde halay çekelim.’ Oh, ne âlâ zihniyet!

Zeynep Akkuş | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Zeynep Akkuş

“Rabbime sordum, bana [tedavi için] Cleveland’ı gösterdi”, işimize gelmediği zaman “Haydi gel köyümüze geri dönelim, Fadime’nin düğününde halay çekelim.” Oh, ne âlâ zihniyet!

Birkaç yıl önce Nihat Hatipoğlu’nun katıldığı bir programa telefonla bağlanan bir izleyici Almanya’dan aradığını, çocuğunun eşcinsel olduğunu, Almanya’da doktorlara götürdüğünde “Bu çocuğu bize niçin getirdiniz? Tedavi edilecek bir rahatsızlığı yok ki” karşılığını aldığını belirterek yaşadığı hayal kırıklığını anlatmış ve ne yapması gerektiğini sormuştu. Ben daha eşcinsellik gibi bir konunun neden bir ilahiyatçıya sorulduğunun şaşkınlığını atlatamadan Hatipoğlu’nun cevabıyla iyice dumura uğramıştım: “Çocuğunuzu bir de Türkiye’deki doktorlara gösterin. Bakalım onlar ne diyecek?”

AKP İstanbul milletvekili İsmet Uçma’nın geçtiğimiz hafta basında yer alan “Hiç arzu etmeyiz ama sevgili arkadaşlar, toplumumuzda bunlar hiç olmasın, insanlıkta hiç olmasın isteriz ama aykırı cinsel tercihlerle ilgili yaşanmış olaylara ilişkin bir istatistiki bilgi elimizde yok. Bu şöyle ya da böyle, kabul edilsin ya da edilmesin toplumun bir vakıası. Bunu şunun için önemsiyorum: Bunun önlenebilir metotları ve yöntemleri vardır, dünyadakinden farklı, bizim kodlarımızdan da üretilebilecek birtakım çözüm önerileri olabilir” şeklindeki sözlerini okuyunca Hatipoğlu’nun tavsiyesini hatırladım. Baştan sona her bir cümlesine paragraflar dolusu itiraz ve eleştiri getirilebilecek bu açıklamada benim dikkatimi en çok çeken ve açıkçası en çok rahatsız eden şey, “bizim kodlarımız” ifadesi oldu (Hayır, “cinsel tercih” ifadesine takılmıyorum artık, çünkü o söz benim için “erken uyarı sistemi” görevi görmeye başladı; zikredildiği andan itibaren nasıl bir zihniyetle karşı karşıya olduğumu anlayıp ona göre okuyor ya da dinliyorum).
 
Bu açıklama, uzmanlık alanlarına girmeyen bir konuda yorum yapmaya kalkışan bir ilahiyatçıyla bir politikacının birkaç yıl arayla aynı yanlış üzerinde buluşmasının tezahüründen başka bir şey değil. Ve maalesef her ikisi de bu yanlışı yapan ne ilk ne de son ilahiyatçı ya da politikacı.
 
Dünya genelinde LGBTİ’lerin (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans, İnterseks) evlenme ve evlat edinme de dahil olmak üzere medeni ve insani haklarını elde ettiği; “açık” bireylerin belediye başkanlığından devlet başkanlığına kadar her türlü idari kademede görev aldığı; sıkışıldığı anlarda “Vatikan bile” denerek devreye sokulan Vatikan’da “açık” din görevlilerinin sayısının [“görünürlüğünün”] giderek arttığı ve daha birkaç gün önce bir transseksüel çiftin ağırlandığı; İngiltere’nin, Manchester’da LGBTİ öğrencilere hizmet verecek bir okulu açmaya hazırlandığı; heteroseksüellik gibi eşcinselliğin ve biseksüelliğin de “normalleştirilmeye çalışıldığı” değil “zaten normal olduğu”nun idrak edilmeye başlandığı şu çağda “biz” neyimizi referans alarak, hangi farklı yaklaşımlarımızla, dünyadakinden ne açılardan farklı metot ve yöntemler geliştireceğiz? Konu şarkı bestelemek ya da halı dokumak olsa, içine kendi motiflerimizi katalım tamam ama insanın varlığına dair, dünyanın her döneminde ve her coğrafyasında var olmuş evrensel bir olgudan söz ediyoruz. X ülkesinde ya da Y bölgesinde değil, uygar dünyanın tamamında modern tıp üç ayrı cinsel yönelim olduğunu kabul ederken biz farklı bir gezegende mi yaşıyoruz?
İşimize geldiği zaman “Rabbime sordum, bana [tedavi için] Cleveland’ı gösterdi”, işimize gelmediği zaman “Haydi gel köyümüze geri dönelim, Fadime’nin düğününde halay çekelim.” Oh, ne âlâ zihniyet!
 
Kaldı ki, sayın milletvekilinin ifadesiyle bu “vakıa”ya herkes kendi kodları dahilinde çözüm yaratmaya kalkıştığında güdük zekaların, inançların ve vicdanların tornasından çıkan türlü garabetle karşılaşmak da kaçınılmaz oluyor. Misal, İran’da eşcinseller cinsiyet geçiş ameliyatına mecbur bırakılıyor ve sonra cumhurbaşkanı -hem de uluslararası bir toplantıda- kalkıp ülkesinde eşcinsel olmamasıyla(!) övünebiliyor; IŞİD, hâkim olduğu topraklarda yakaladığı eşcinselleri bina tepelerinden atarak öldürüyor; Rusya, “akli dengeleri bozuk” olduğu gerekçesiyle translara ehliyet vermiyor.
 
Milletvekili Uçma, metot ve yöntemleri araştırmakta kararlıysa, yolunun ”Eşcinsellik de solculuk gibi bir hastalıktır”, “Erkek eşcinsellerin bilinçaltında babalarına tecavüz etme fantezisi yatar” ya da “Eşcinsellik, alkolizm gibi bir hastalıktır” gibi açıklamalarda bulunmuş kişilerle kesişmesi kaçınılmaz. Ama öte yandan yıllarını bu işe vermiş ve profesörlüğe kadar yükselmiş hekimler çok farklı görüşlerde. Örneğin İ.Ü. Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Doğan Şahin “Hepimiz farkında olalım ya da olmayalım az veya çok eşcinsel özellikler taşırız. Bu özellikler ne kadar fazla ise o ölçüde eşcinselliğe yakın, ne kadar az ise o ölçüde heteroseksüelliğe yakınızdır. Eşcinsel özelliklerimizin daha farkında olduğumuz zamanlar, kimimizde çok rahatsızlık yaratır ve bu tür duyguları şiddetle bastırırız. Sonra da eşcinselliğin tedavi edilmesi ve cezalandırılması gerektiğine inanır ya da eşcinselliği reddederiz. Sonuç olarak, eşcinsellere yönelik olumsuz duygu ve tutumların ardında çoğunlukla kendi eşcinsel yanlarımızdan duyduğumuz korkular ve endişeler yatar” diyor. İsmet Uçma’nın çözüm arayışında, medyada sıkça boy gösteren ve artık “mucidi”nin bile hatasını anlayıp uygulamaktan vazgeçtiği, hatta üstüne bir de özür dilediği tedavi yöntemlerini savunanlara mı yoksa üniversitelerin uzman hocalarına ya da CETAD, TODAP gibi “vakıa” üzerinde hassasiyetle duran kurumlara mı itibar edeceği kendi tasarrufu. Sonuçta maalesef burası, fikirlerini en yüksek sesle dillendirenlere itibar edilen bir ülke.
Yalnız sayın milletvekiline şunu hatırlatmakta fayda var ki, evrensel olgulara daracık pencerelerden bakarak onları sorun olarak yeniden tanımlamak ve lokal kodlarla çözümler üretmeye koyulmak, dünya üzerinde sayıları zaten türlü nedenlerle hiç de az olmayan lokal cehennemlere yenilerinin eklenmesinden başka bir işe yaramayacaktır.

Etiketler:
Nefret