09/01/2013 | Yazar: Erdal Partog

Düşünmekten ya da konuşmaktan korkan insanlar ister istemez devletin ördüğü duvarı aşmaya da niyet edemez.

Erdal Partog | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Erdal Partog
Türkiye kültüründe konuşmak ya da özgürce düşündüklerini ifade etmek tam anlamıyla mümkün değil. Çünkü hâlâ birçok insan sırf konuştu ya da düşüncelerini açıkladı diye mahkûm edilebiliyor. Nitekim son otuz yılda da özellikle Kürt hareketinin yaşadığı en büyük sorunlardan biri konuşamamak ya da düşündüklerini açıklayamamak olmuştur.
 
Bu topraklarda ne zaman ki muhalif birileri konuşmak istese ya da düşüncelerini özgürce ifade etmek istese hep karşısında Türkiye Cumhuriyeti yasalarını bulmuştur. Bundan dolayı bugün bazıları sırf konuştu ya da düşüncelerini açıkladı diye hala hapistedir. Dışarıda olanlar ise toplumun çoğunluğu tarafından her an ayıplanacak korkusu ile karşı karşıyadır.
Tabii ki konuşamamak ya da düşüncelerini özgürce ifade edememek ister istemez barışın önünü kesen temel bir sorundur. Bu sorun egemen kültürün ortasına yerleşiverir. Konuşamama hali bir tarihsellik kazanarak kendini normalleştirir. Konuşmuş gibi görünür ama sizin adınıza, ya devlet ya da başkaları konuşmuş olur. Devlet sizin adınıza niyet okur. Aslında ortada insanlar konuşuyormuş ya da düşüncelerini açıklıyormuş gibi bir ortamın varlığı iddia edilse de gerçekte devlet gibi düşünen ve konuşan dışında kimsecikler yoktur.
 
Düşünmekten ya da konuşmaktan korkan insanlar ister istemez devletin ördüğü duvarı aşmaya da niyet edemez.  Kimileri için konuşma duvarı olan şey Türkiye toplumu için konuşamama duvarı olarak sıradan vatandaşın zihnine işlenir. Bu duvarı aşmaya çalışanlar ise bin bir güçlükle karşılaşır.
 
Şiddet, baskı ve korku sarmalı her yere kök salar. Bu sarmaldan çıkamayan bu sarmalın içinde kalan ötekiler; başta Kürtler olmak üzere aleviler, kadınlar, eşcinseller, yoksullar, dindarlar devletin zihinlerine ördüğü duvarı yıkamaz. Çünkü bu kesimler başta Kürtler olmak üzere en basit haklarını bile ifade etmeye kalktıkları anda hemen baskıya ya da işkenceye maruz kalır.
Bir anlamda insan varlığının temelini oluşturan konuşabilme eylemi, kendini ifade edebilme, kesintiye uğramıştır. Yani siyasetin amacı olan konuşabilme ya da düşündüklerini açıklayabilme anlayışı bizzat siyasetin kendisi tarafından engellenmiştir.
Zannedildiğinin aksine insanların dağa çıkmasının ya da şiddete yönelmesinin nedeni bu kesimlerin şiddet düşkünlüğü ya da aptallığı değildir. Siyasetin ve siyasetçinin bu kesimlerin düşünme ve konuşma özgürlüğünü yasaklamış olmasıdır. Diğer anlamda siyasetin kendi bindiği dalı kesmesidir.
 
Tabii ki siyasetin ve siyasetçinin kendi bindiği dalı kesmesi korkunun her şeye egemen olmaya başlaması demektir. Başkalarının konuşmasından ya da düşüncelerini açıklamasından korkan bir siyaset ve siyasetçi insanın yapabilme özgürlüğünü kısıtlayan bir anlayışı kendine ilke edinmiştir. Hal böyle olunca devlet dediğimiz şeyin zihniyeti siyaset konusunda derinleşemez. Çünkü devlet zihni insanın yapabilme kapasitesini önceleyen değil onun yapabilme kapasitesinden korkan bir zihniyeti kendine esas alır. Bu da ister istemez siyasetin yabancılaşmasını beraberinde getirir. Çünkü bu siyaset anlayışı insanın varlığını geliştirmesinin bir aracı olarak konuşma ve düşünme eylemini korumaz iktidar ve egemenlik için konuşma ve düşünme eylemini korur. İktidar ve egemenlik bağlamındaki konuşmaların bir devletin kimliğine dönüşmesi ister istemez ortada ötekilerin konuşamaması anlamına gelir.
 
Bu yüzden farklılığa açık olmayan siyaset tavrı uzun yıllar Türkiye cumhuriyetinin kalıplaşmış karakteri olacaktır. Bundan dolayı da birçok öteki ortaya çıkacak ve bu ötekiler devlet tarafından muhatap alınan kişiler değil sorun çıkaran kişiler olarak tarihselleştirilecektir. Yani siyaset ve siyasetçi düşünce ve konuşma özgürlüğüne ancak kendi çıkarına hizmet ettiği sürece izin verecektir.
 
Ancak bu katı zihniyet yapısının son otuz yılda Türkiye halkına getirdiği şey barış ve huzur değil hep şiddet, acı ve gözyaşı olmuştur. Yani siyaset ve siyasetçi son otuz yıldır sürdürdüğü ötekiyi konuşturmama anlayışı başarısızlığa uğramıştır.
Görünen o ki hükümet bağlamında günümüz siyaseti ve siyasetçileri bu durumu değiştirmek istiyor. Bunun için de kendi iktidarına yakın olan kişilerin düşüncelerini değil aynı zamanda kendine yakın olmayan kişilerin de düşüncelerini dinlemek ve karşılıklı tartışmak istiyor. Yani siyasetin özü olan konuşma özgürlüğü diğer anlamda konuşarak sorunları çözme kültürü 2013 yılının ilk haftasının kültürle iklimini oluşturmuş görünüyor.
 
Umut ediyoruz ki konuşarak sorunları çözmek ve onun ardından düşünce özgürlüğünü siyaseten garanti altına alan bir kültürel iklimi kalıcılaştırmak, bunu önümüzdeki yüzyılın siyasi karakteri haline getirmek oldukça erdemli bir tavır olacaktır. Ancak unutulmamalıdır ki otuz yıllık kalıplaşmış siyasi zihniyete karşı bir haftalık konuşma ve düşünme özgürlüğünden yana olan siyasi zihniyetin başarılı olması hiç de kolay değil. Çünkü bir tarafta iktidar ve ondan nemalanan kesimler var diğer tarafta her konuştuğunda başına bir şeyler gelen kesimler var.  

Etiketler:
Nefret