19/01/2013 | Yazar: Rahmi Öğdül

Her seferinde bir ayaklanmaya ya da istilaya hazırlanır gibi hazırlanıyor otoriteler: Kente kar yağacak.

Her seferinde bir ayaklanmaya ya da istilaya hazırlanır gibi hazırlanıyor otoriteler: Kente kar yağacak. Kent, dışarıdan dayatılan, zorlama bir düzenin sürdürüldüğü alan; Babanın yasasının geçerli olduğu logosun alanı. Doğa dipsiz bir mağara gibi içinde barındırdığı kaotik kuvvetleri kente boca etmek üzere kuytuda bekliyor. Zorlama düzeni, Babanın yasasını alt üst ederek kent yaşamını kaosa sürükleyecek…

Karanlık ve dipsiz mağarayı terk edip logosun alanına geçeli çok oldu. Ama tüm sınırları ihlal eden, formları bozan doğa hâlâ orada ve içimizde bir yerlerde bir pundunu kolluyor. Platon’un mağara meselindeki gibi yanılsamalar dünyası olarak düşündüğümüz karanlık mağaranın dışına çıkınca aklın kör edici ışığıyla formların sonsuz, yüce ve bozulmayan dünyasına adım attık. Mutlak formlar dünyası kurduk kendimize. Dölyatağını andıran mağaradan çıkış yeniden doğum gibiydi bizim için. Logosa doğru yapacağımız büyük yolculuğun başlangıcı. Oluşun, değişimin dişil dünyasından sabit formların eril dünyasına geçiverdik birden. Ayrıldığımız dipsiz kuyuyu, yeryüzünü, dişiliğe ait bir alan olarak aşağıladık durmadan. Ve tüm dişiliğiyle doğa eril akıl düzenini, formlar dünyasını, zorlama düzeni tehdit ediyor. Kar yağıyor dışarıda. Kaosun sessizce biçimlendirdiği kar taneleri düşüyor yere.

İ.Ö. dördüncü yüzyılda yaşamış Sinoplu Diogenes de bir doğal felaket gibi davranıyordu Atina’nın agorasında. Kentin kurmaca ahlakına, gelenek göreneklerine, formlar dünyasına aykırı davranırken doğal olduğunu iddia ettiği bir eylemi gerekleştirerek, kamusal alanda tüm dikkatleri üzerine çekiyordu. Dikkat çekmezlik ilkesini bozarak kendi sözünü söyleyeceğini biliyordu çünkü. Önce agorada, kişinin hayatını nasıl yaşaması gerektiğine dair nutuk atmaya çalışmış, kimse dinlemeyince ıslık çalmaya başlamıştı. Bunun üzerine etrafında toplanan insanları, felsefi öğüde ilgi göstermezken, ıslık çalan birinin anlamsız gürültüsüne ilgi gösterdikleri için azarlamıştı. Gelenek göreneklere hiç aldırmayan bu adamı Atinalılar bir baş belası olarak görse de doğrudan eylemleriyle kendi yaşam felsefesini teşhir etmekten hiç vazgeçmedi. Zaman zaman agorada, herkesin ortasında mastürbasyon yapıyordu. Atinalıların eleştirisine, “keşke insan açlığını da göbeğini ovarak bu kadar kolay giderebilseydi” yanıtını verdiği biliniyor. Kendi kendine yeterlilik felsefesini, bir doğal felaket gibi algılanan doğrudan eylemleriyle yayıyordu. Diogenes’in müritleri, Kinikler, adlarını köpekten aldılar. Köpek gibi katıksız bir utanmazlık hali, insan olarak iyi bir hayat yaşamanın ayırt edici özelliği olan kendine yeterliliğe giden yegâne doğru yoldu Kinikler için.

Doğaya uygun, doğal bir felaket gibi yaşamak toplumun ritüelleşmiş davranış formlarını bozuyor; antik dönemde bir köpeğin ağzından çıkan köpüklerin görüntüsünü yapıtına bir türlü yansıtmayı beceremeyen sanatçı da bir doğal felaket gibi davranmayı yeğlemişti sonunda. Bir türlü istediği formu veremediği, temsil etmeyi beceremediği bu biçimsiz sıvıyı, resmine bir sünger fırlatarak elde etmişti. Köğeğin salyası ve Diogenes’in bedeninden agoraya yayılan sıvılar; bir türlü forma sokmayı beceremediğimiz doğanın akışkan, iğrenç sıvıları. Kristeva’nın iğrenç (abjection) olana atfettiği özellikler geliyor aklıma: iğrenç sınırda olan ve sınırlara saygı göstermeyendir. Ne o, ne budur. Karar verilemez olandır; kimliği tehdit eder, ne iyi ne de kötüdür, ne özne ne de nesnedir.

Doğanın bedeninden sızan iğrenç akıntılar, kent ile doğa, akıl ile beden, özne ile nesne, içerisi ile dışarısı arasında çizdiğimiz sabit sınırları, zorlama düzenleri, Babanın yasasını tehdit ediyor her seferinde. Bütünlüklü, hijyenik olarak tahayyül ettiğimiz temiz bedenlerimizin bu akıntılarla, sızıntılarla tehdit edildiğini, inşa ettiğimiz simgesel düzenlerin, formların, anlamların çökertildiğini görüyoruz. Dışarıda kar yağıyor ve logosun dünyasında çocuksu bir sevinçle, birbirine hiç benzemeyen kar tanelerinden eril düzenin formlarını üretmeye çalışıyor, kardan adamlar yapabiliyoruz hâlâ.


Etiketler: