23/08/2011 | Yazar: Zeynep Akkuş

Balçiçek İlter, Bakan Şahin, ‘Sorunlara çözüm odaklı çalışmalar yapılabilir’ dediğinde ‘Bunları ötekileştirmeden yapacaksınızdır’ diye soruyor ve ‘İnşallah’ cevabını alıyor. Bu cevabı unutmayacağız ve takipçisi olacağız.

Zeynep Akkuş | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Zeynep Akkuş
Habertürk’te Balçiçek İlter’in “Karşıt Görüş” programına katılan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, eşcinsellerin sorunları konusunda aile değerlerini sarsmadığı müddetçe her türlü desteği verebileceklerini, bilim dünyasının tartıştığı eşcinselliğin hastalık olup olmadığı konusunda bir yorum yapamayacağını belirtti. Selefi Kavaf’ın aksine, birtakım yalan yanlış hükümlere varmakta acele etmemesi ve bir otorite edasıyla geri adım atmayan bir tavır sergilememesi olumlu bir gelişme gibi görünse de, Sayın Bakan’ın sözleri, üzerinde durulması ve itiraz edilmesi gereken noktalar barındırıyor.
 
Millet olarak birtakım soyut canavarlar yaratıp insan kaynaklı hataları onlara yüklemekte üstümüze yoktur. Trafik kazalarının sorumluları kurallara uymayan kişiler değildir mesela; “trafik canavarı”dır. Ekonomide yaşanan sorunları “enflasyon canavarı” denen günah keçisine yükleriz, beceriksiz ekonomistler olayların ikinci, üçüncü derece aktörleri olarak kalır. Bu tür öcüler, umacılar yaratan bir toplum, ahlak, namus, aile değerleri, çocukların fiziki ve ruhsal gelişimi vb. “korunması” gereken soyut, genelgeçer kavramlar üretmekten de geri kalmayacaktır. Ne acıdır ki(!) bu kavramların varlığı ve devamlılığı da pamuk ipliğine bağlı gibidir. “Zayıflamak”, “elden gitmek”, “çökmek” için âdeta işarete bakarlar. Pek çok şey tehdittir, tehlikedir onlar için. Kitaplar mesela. Sonra filmler, diziler, şarkı sözleri. Ya da insanların kılık kıyafeti. Veya “iffetsiz” kadınlar. Ve tabii ki LGBT olmak!.. Hatta LGBT olmak o kadar büyük bir lanettir(!) ki, zaman zaman kitapların, dizilerin, kılık kıyafetin uğradığı sansüre, kadınların ya da çocukların maruz kaldığı şiddete karşı sesini yükseltenlerin bile bir anda homofobik/transfobik cenahta saf tutuverdiğine tanık olur, şaşırır kalırız.
 
Sayın Bakan, “aile değerlerini sarsmadığı sürece” diyerek bir koşul sürüyor ortaya. Her ne kadar ılımlı yaklaşmaya çalışmak ya da çalışır görünmek gibi bir çabası olsa da, belli ki onun nazarında bir tehdit algısı, varlığını halen sürdürmekte. Ama durup meseleye biraz daha geniş açıdan baksa ve asıl tehlikenin kim ya da ne olduğunu sorgulasa, asıl tehdidin LGBT bireyler değil, aileyi ve aile değerlerini de içine alan gelenek, görenek, inanç ekseninde vücut bulan baskılar ve bağnazlık olduğunu görecektir. Kutsallaştırılan aile kavramı, bireysel özgürlükleri ve farklılıkları asimile eden, törpüleyen, öğüten, yutan bir kara delikten başka bir şey değildir. “Biz bir aileyiz” sözü, fertleri şefkatle kucaklamaktan, sarıp sarmalamaktan çıkmış, “aykırı” bireyleri adımlarını denk atmaya çağıran tehdit yüklü bir uyarıya dönüşmüştür. Sadece LGBT’lerin değil, kadınların da baskı ve şiddetten paylarına düşeni aldıklarını söylemeye gerek yok. En son gelinen noktada bakanlığın adındaki “kadın” sözcüğü âdeta “Yeter bu kadar dışarılarda tek başına gezdiğin, gir bakalım içeri” dercesine “aile”nin içine tıkıştırılmıştır (Aynı şekilde İTÜ Kimya-Metalurji Fakültesi’nden kimya mühendisi olarak mezun olan, özel sektörde işletme mühendisi ve işletme müdürü olarak çalışan Şahin’in görev alabileceği pek çok başka konum varken siyasi hayatında Genel Merkez Kadın Kolları Başkanlığı ve TBMM Töre ve Namus Cinayetleri ile Çocuklara Karşı Şiddeti Araştırma Komisyon Başkanlığı yapması, kabinenin tek kadın bakanı olarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na getirilmesi de, gördüğü öğrenime ve kariyerine rağmen “Politikacı da olsa, bakan da olsa, kadının yeri ailedir” zihniyetinin bir tezahürü olsa gerek).
 
Hal böyleyken Sayın Bakan’ın LGBT bireyleri aile değerleri için bir tehdit olarak görmesi son derece yersiz geliyor bana. Bu ülkede kendilerini tehdit altında hisseden; dışlanacakları, öldürülecekleri korkusuyla kim olduklarını en yakınlarıyla bile paylaşamadan yaşayanlar (ve maalesef bazen dışlanan, hatta ve hatta öldürülenler) ailelerin “değerlerine bağlı”, “makbul” heteroseksüel bireyleri değil, LGBT bireyleridir. Bu ülkede aile kurma, evlat edinme hakkına hiçbir zaman sahip olamayanlar, biyolojik yollardan çocuk sahibi olmaları engellenenler (ve buna rağmen trajikomik bir şekilde dünya nüfusunun geleceği için tehdit olarak addedilenler) heteroseksüel bireyler değil, LGBT’lerdir. Bu ülkede ne acıdır ki, sayıları az da olsa LGBT evlatlarını bağrına basan ve bunu dile getirmekten çekinmeyip aksine örgütlenme yoluna giden aileler çeşitli basın organlarınca komplo teorisi tadındaki haberlerle sapkın bireyler olarak âdeta hedef gösterilmektedir. Ve yine ne acıdır ki bu ülkede bütün bunlara rağmen hâlâ LGBT’lerin tehdit olup olmadığı sorgulanmakta, atılacak adımlar ona göre hesaplanmaktadır.
 
Şahin’in, “Eşcinselliğin hastalık olduğunu düşünüyor musunuz?” sorusuna verdiği cevap üzerinde de ayrıca durulmalı. “Bilim dünyası bu konuyu tartışıyor, diyor Şahin ve ekliyor: “Bilim dünyası bu konuyu tartışırken Aileden Sorumlu Devlet Bakanı olarak yorum yapmayı doğru bulmuyorum.” Sayın Bakan’ın, bilim dünyasının bu konuda ne kadar yol katettiğinden habersiz olması üzücü tabii. Kaç kere yazıldığını unuttuk artık. Eşcinsellik 1973 yılında Amerikan Psikiyatri Kurumu’nun “Akıl Hastalıkları Teşhis ve İstatistikleri Kılavuzu”ndan çıkarıldı. 17 Mayıs 1990’da da Dünya Sağlık Örgütü (WHO) eşcinselliği “Uluslararası Hastalıklar Sınıflandırması”ndan çıkardı. ICD-10 maddesi “Cinsel yönelim, tek başına, bir rahatsızlık/hastalık olarak kabul edilemez” diyor. Türkiye’deki bazı bağnaz haysiyet cellâtlarının aksine, Türk Tabipler Birliği, CETAD, TODAP gibi saygın kurumların bu konudaki görüşleri gayet net. Bu kurumlarla temasa geçtiğinde kendisine en doğru bilginin verileceği ortadadır. Kaldı ki bu mesele artık “modern” tıbbı ilgilendiren bir konu olmaktan çıkmış, tamamen politik bir mesele halini almıştır.
 
Balçiçek İlter, Bakan Şahin, “Sorunlara çözüm odaklı çalışmalar yapılabilir” dediğinde “Bunları ötekileştirmeden yapacaksınızdır” diye soruyor ve “İnşallah” cevabını alıyor. Bu cevabı unutmayacağız ve takipçisi olacağız. “74 milyon herkes benim vatandaşım” diyen Sayın Şahin’e bu sayının hiç ummadığı oranda LGBT ve LGBT dostu birey içerdiğini, bu kişilerin artık bağnazlıkların bir kenara bırakıldığını, somut adımların atıldığını görmek için sabırsızlandığını dilimiz döndüğü, elimiz kalem tuttuğu müddetçe anlatmaya çalışmak boynumuzun borcudur. 

Etiketler:
Nefret