20/07/2014 | Yazar: Hüner Aydın

Siz, üzülen hepimizin sahtekarları, Suriyeli çocukların değil onlara olan bakışlarınızın ucube olduğunu söylemem gerekir.

Hüner Aydın | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Hüner Aydın
Siz, üzülen hepimizin sahtekarları, Suriyeli çocukların değil onlara olan bakışlarınızın ucube olduğunu söylemem gerekir. Yanlarından geçerken dahi irkildiğiniz çocuklar canlarını kurtardılar fakat onurlarını çiğneyen hepimizin eline düştüler.
 
Ğazze’de çocuklar ölüyor. Dilimin ucundaki durakta bekleyen beşerin, insanlığı beklediğine dair duyumlar aldığımdan beri durağın adını Ğazze koydum, gırtlaktan. Yutuyorum dilimin ucundaki pıhtıyı; kan götürüyor gövdesini, benzediğimiz coğrafyanın. Bir sabah Ortadoğu’ya dönüşmüş olarak uyanmaktan kaçamayacağız. Ortadoğu’ya benzemek üç dilde yeter demeyi öğrenmekle başlıyor. En az üç dilde yeter çığlığını atabilmekle başlayan bu benzeme sürecinin, bir yerlerde çocukların üzerlerine bombalar düştüğünü bilen sabahları var. Ve uyandığımız sabahların bunu bildiğinin bilincinde olarak uyanıyoruz hepimiz, her sabah, her bir sabah! Aynı sabahlara uyandığınız insanların bir kısmındaki beklentiyi karşılayamayacak duruma geliyoruz; gülümseme beklentilerini karşılayamamak, küçük mutluluklar verme beklentisini boşa çıkarmak ve üstüne üstlük enerjilerini emmek. Bu beklentileri karşılayamadığımız için bir de telafi beklentisine giren bir hepimiz var. Elbette, hepimiz üzülüyoruz, elbette!
 
Üzülen “hepimiz”, aslında bir tür vicdan tatminini kamufle ediyor. Soruyorum Allah: yaşamadan anlaşılamamasına acıların, tepki olarak doğanları, niçin kurtarmıyorsun? Ve bu kıyametin ortasında neyin saldırganlığını yaşadığımı soracak olursan Allah, riyaya tahammülsüz kalmanın saldırganlığını yaşıyorum. Kıyamet kopuyor ve kopan kıyamete kahroluyoruz. Oysa yalnızca toplar, tanklar, tüfekler değil, bu riya da “kıyamet”e dahildir! Sınırları içinde bulunduğunuz ülkenin Kürdistan’a ait topraklarında da çocukların üzerine düşüyordu bombalar ve çocukların üzerine bombalar düştüğünü bilen sabahlara yine hepimiz uyanıyorduk. Fakat bir kısmınız dilsizdiniz; bir kısmınız kaçakçılık, teröristlik üzerine legal nutuklar atıyordu. Bu bir acı kıyası değil, bu sahte adilliğinizin-düpedüz adaletsizliğinizin ayıbını ortaya sermeye çabalamak. Çünkü çocuklar öldü ve çocuklar ölüyor. Sizin dilsizliğiniz de toplar, tanklar, tüfekler kadar kıyamete dahildir; sizin dilsiz şeytanlığınız da bu kıyametin alametidir! Şimdi hepimiz dilsiz şeytanlıkla suçlarken meşhur “batı”yı, hepimizin bir kısmını aynı suçtan yargılıyorum, aynı dilsiz şeytanlık suçunu işlediğiniz aşikar ve suçluyorum. 
 
Filistinli çocukların ellerindeki taşlardan da bahsetmek istiyorum; çünkü anlaşılmasını istediğim bir şey var. Politize edilmeyi hariç tutun, politik simgelerin ablukasına alınmamış çocuğun savunmasının sahiciliğini ve öfkesini göz önüne alın. Bir bölgede çocuklar, ellerindeki taşları, belli bir gücün neferlerine doğrultuyorsa orada bir şeyler, felaket şeyler oluyor demektir. Çocuktan al haberi, diyoruz hepimiz buna. Sizin bu ülkede, pis çocuklar konusunda duymaya açık olduğunuz, yalnızca ölüm haberleriydi; tıkadığınız kulaklarınızın temiz olduğuna kim inandırabilir bizi?
 
Siz, üzülen hepimizin sahtekarları, Suriyeli çocukların değil onlara olan bakışlarınızın ucube olduğunu söylemem gerekir. Yanlarından geçerken dahi irkildiğiniz çocuklar canlarını kurtardılar fakat onurlarını çiğneyen hepimizin eline düştüler. Onurunu çiğnediğiniz, aynı dili konuşmadığınız, sokaktaki bir başka pis çocuk ölmüş olsaydı onun ölüm haberine de üzüleceğinize adım kadar eminim. Çünkü bir çocuğun öldüğü söyleniyorsa üzülmek gerektiğini bilirsiniz; çünkü insan olmak/insanlık bunu gerektirir.
Ama bu çocuk ölmemişse ve ölümden kaçıp yaşamlarınız etrafında dolaşmaya başlamışsa; sokağınızda, caddenizde dileniyorsa; evsizse ve elleri ayakları kir içindeyse onun bir ucubeden farksız olduğunu düşünmeyi de bir hak olarak görürsünüz. Çünkü sizin çürüyen, küflenen, kurtlanan insanlığınız bunu gerektiriyor! Öyle değil mi? Suriyeli bir çocuğun, Eni’nin(Hani ismi için bir lakap; takma isim gibi bir şey) intikamını kendimce alıyorum bunları söyleyerek; yalnızca varlığının itilip kakılmaya sebep olduğu o çocuğun intikamını, onu itip kakan güvenlik görevlisinden alamadığım ve alamayacağım için bu şekilde alıyorum! Delirmek peyda oluyor böylelikle.
 
Delirmek için yeterince çığır çıkmasına tanık olmayı bekliyoruz, beklerken de çığrımızdan çıkıyoruz. Biz tanık olmakla cezalandırıldık ve bu ceza belki de elimizdeki en kıymetli silah. Ve bu tanıklıkla omuzlarımıza yük, eteklerimize taş doluyor. Eteğimdeki taşların bir kısmı, hepimiz’e tanıklığın ağırlığından kaynaklandığı için bir taşlama yazısı okudunuz. Şeytanı değil, hepimizi taşlama hadsizliğini gösterdim. Bunu daha önceleri de denedim fakat hiçbir işe yaramadı; çünkü şeytanı taşlamak da onun yok olmasına yaramıyor, hiçbir işe yaramıyor, hiçbir işe!
 
(Şehirlere bombalar yağarken her gece, durmadan sevişenleri tenzih ederim. Bombaların şehirlere yağdığı gecelerde sevişmek, savaş karşıtlığına dahil, kıyamete direnmektir. Çünkü istenen şeylerden biri de bu, unutturmak insan olduğumuzu. İçimize işlemesi istenir, kötülüğe karşı biçare kalmanın. Ahmedo, ronî, farkındaydı bunun. Hedef gösterdiğim hepimiz farkında değiliz.) 

Etiketler:
Nefret