31/01/2011 | Yazar: Burika Tutu

Bu martıları pandikleyen bir rindin hikayesidir özünde.

Bu martıları pandikleyen bir rindin hikayesidir özünde. Hiç konuşmayan bir orospu Kadıköy şafağında ıslatır çarşafını şarabıyla ve yeni gelmişken haz saldırısına uğrayacak gagalılar. Konuşmazdı rind susar dinler ve sonra küfür gibi gider. Rind martılara benzer, konuşmaz. Kusarken martılar gibi öter. Martılar rinde benzer Bohemya rüzgârlarında esaret. Rind bizimkisi konuşmadığı için yapamaz bir plan. Martılar biraz ''Delilah''ın esininden gelir hafif philistine kokar kıçları. Martılar derinlere açılır, rind'in ulaşmayacağı yerler uzaklıktır onun için. Denizlere daldılar mı avlanmak için bolca kıç kâğıdı çıkar ve deniz anaları yerine condomları severler ensest ilişkilerde. Kadın petleri de pek mi pis kokuyor, ne? Aman çok açılmamak gerek Beyoğlu junkielerinin ellerinde sapanlar. Balıklar çiş içerdi.
 
Rind ise çok kolonya içerdi gözleri demsiz, güneşin doğuşunu ayırt edebilecek kadar oksijen varken kafasında sormuştu bir gün tanrıya;
 
-Güneş çok haksız değil mi?
(Tanrı sustu)
-Her gün müezzini bekliyor olamaz doğmak için.
 
Gökyüzü boşalmaya başladı bir anda; bir harmandı rind. Boşalma yarışı yapıyorlardı sanki. Martılar şahit!
Bir an düşündü ve rind dedi ki gökyüzüne;
 
-Benden daha fazla boşalacaksın ama bu haksızlık. Yeterince acın yok ağlamaya.
 
Martıların elleri yoktu, rindin elleri sadece bira açmaya, sigara sarmaya yarardı. Martılar kanat çırptılar ve konfeti olarak tüylerini bıraktılar sıçmıklarıyla karışırken Kadıköy yağmuru, daha yılbaşına çok var talih kuşları için ve Haydarpaşa’da ki tüm güvercinler yumdu gözlerini. Rind donup kalıyordu Kemal'in heykelinin karşısında karşılıklı iki put olarak duruyorlardı. Mevsimler geçiyor, yağmurlar yağıyor, güneşler acıyor, martılar bir Kemal’in başına, bir rindin ayaklarına sıçıyordu. Değişiyordu her şey ve herkes. Bir tek rindin ayakkabısına yapışmış tüyler ve Kemal aynı kalıyordu.
 
İyi bir çocuktu aslında bizim rind; derinlere açılmadan önce martılara saldırmadan önce, her nesne değişiyordu onun için. An gibi yakın olanlar bir ömürden öte oluyordu saniyeler içersinde. Rindin gözleri sanki asırlık kronoloji. Kahkahalarını bir sonraki köşe başı avcısının torbasında. Donuyordu rind martılar gidince ondan uzağa ve koltuk altları biraz daha tüyleniyor, saçı biraz daha yağlanıyordu. Fakat her orospu şafağında Kadıköy’ün duyguları her gelen beyaz martıyla aynı tazeliği taşıyor, yaşıyor. Sarhoşken çok gerçekçidir rindi çünkü susar konuşmaz; ağzını sadece Arap çarşafını götürürken açar. Durmak bilmeyen pisliğin tekidir. Kural tanımaz bizim rind Beyoğlu junkilerine savaş açar, kafa avcıları tersoya gelmişken vermezlerse buna biraz Leyla Joker'le batak oynamaya kalkar, mavi-kırmızı ışıklara sahip adamların yanına koşar. Her defasında aynı ihtirasla biraz gözyaşı dökmeyi, Tenco dinlemeyi ve biraz daha kül olmaya tutunarak bakar gökyüzüne. Her martı çok hızlı kaçıyor elinden, altından çok hızlıca kayıyor Bahariye emoları, halbuki pek de erken boşalmaz bizim rind!
Üzdüler bizim rindi bir gün şarabına sarılan gazete müsveddesinde bir manşet ''Martılar politik cinayetlerdir!'' Bir şeylere vurmak istiyordu. Önce Kemal'e saldırdı, sonra bir top buldu onla oynamaya başladı. Tanrı gözlerini dikmiş dizindeki martı leşinin midesi hala sıcakken bir kaç balık kapma derdinde. Kaleyi açık bırakıp karşısında ki kelle avcılarıyla maç oynamaya başladı. Ne kadar gol yerse o kadar iyi! Rind, erkek kediye benzerdi hafif. Onlar ne kadar sikilirse o kadar sağlamlaşır, bizim rind'de gol yedikçe ağlar tribünde oturan martılara rezil olduğunu düşünür, acı çektikçe olgunlaşan bir hayvandı.
 
Bir zencinin son kafası gibi rindin aşkı martılara. Martılar gemilerin camlarına dayanmış ''casual sex'' diye viyaklıyorlar.Rindin cinneti pencereye buğuyla yapılan bir resmin kalıcılığı kadar.Yalnızlık insana mahsustur.Tanrı erkekse şayet çok kıskanç olmalı. Tüm mavi-kırmızı kafalı insanların için bir borderline krizi hazırda bekletiyor. Her şey olacağına varıyor orospu şafaklarında. İşte o çok koyuyor. Rind martılara benzer konuşmaz onlar gibi yüksek fitlerde uçmayı sever tüyleri dökülmese de, sıçar bolca Kemal heykellerine.
 
İsrafil Sûr'a sarılırdı çok içkili olunca. Boş ver, geçin bunları. Tek şişe olmak var ya derdi Tanrı’ya. Aklın yolu Tanrı ile birleşiyor; anlamsızlıklarla birleşen her şey gülünç geliyordu rind'e. Tanrı’ya suikast hazırlığında olduğu bir gün, bu sefer siyah örtülü biri geldi gökyüzünden. Ona Tanrı’yı öldürürse, tüm martıların onun olacağını ve orospu şafaklarının 24 saate çıkarılacağını söyledi. Rind’in arkasına geçti; kulağında sıcak nefesi, ceplerini boşalttı bir kaç prospektüs, sertleşmiş kurumuş kondom ve sigarasından boşalan tütün parçacıkları. Söylemeden geçmeyelim prospektüsleri çok sever bizim rind. “Aşırı alınca halüsinojenik etkisi vardır” yazan şeyleri daha da çok severdi. Çükü kalkmadımı sinirlenir, bir martıya saldırır, onu parmaklardı. Anti-dotlara düşmandı, dolayısıyla Tanju Okan'a da. Yalnızlık ona göre kötü bir şey değildi. Yalnızlık özünde güzel bir şeydi. Kemal pullarının üstüne akıtılmış lsdler gibi, kafası geçince her şeyi unutulan fakat mutlaka yine uğranılacak umumi bir teokrasi! Dışarıda yalnız uyumayı severdi. Rind'e göre Tanju Okan'ın suçu, iki duble fazla kaçırmış olması ve kafa avcısının ''sıçılma'' usulüyle dünyaya gelmesiydi.
 
Tanrı emretti siyah örtülüye önce kargalar fortladı martıları, sonra martılar yanan kıçlarının acısıyla Kemal heykellerini bombaladı. Rind ise junkie avına çıktı, bir kaç emo düzdükten sonra tabi. Emoları mavi-kırmızı kafalılar yakalamadan önce köşe başlarında kelle avcılarında taze taze mal aldılar, her biri güzel bir zenci götü esanslı. İsrafil bir köşede oturmuş -Sûr'a- son ısınmalarını yapıyor dökülen tüylerle bir ring hazırlanıyordu. Kemal'in gözleri yerinden fırlayacak gibi olsa da, o da ölmüştü artık. Devir martılara pandik atan çocuğundu. Peki bundan sonra da öyle olacak mıydı?
 
Kemal'in gözleri gibi elleri de cansızdı fakat rindi örnek gibi gösterirdi, pantolonuna kemer takan ve ütüsünü fişte bırakmayan zombilere. Mazgallar tutulmuştu ve son nefeslerle kızartırken kafa avcıları ellerindeki güzelim Arap çarşaflarını başka kaçabilecek bir yol aradı rind. Uğraş isteyen işleri beceremezdi. Kafa avcılarının ellerindeki torbayı bir hamleyle çekti ve şöyle bağırdı;
 
-Torbacılar tek kullanımlık silah da satsınlar!
Rind yalvarıyordu Tanrıya;
-seninle anlaşma yapabiliriz, eğer martılara pandik atan bir çocuk olduğumu söylemezsen patologlara!
(Tanrı hiç konuşmaz mıydı?)
 
Rind yenik düşmüştü artık. Denizdeki martılar büyük bir hezeyanla ilk sefer vapurlarına hızlı bir uçuşla overdose girişi yaptılar. O konuşmuştu bir kez.Tanrı’nın, El Caudillo rejimi güç kaybediyordu o susarken ve müşfik bir diktatördü rind konuşmazken. Yeni görevine domalıp üstüne bindirmeden önce şunları söyledi:
 
-Her gün her şeyi ve herkesi yeniden sevebiliriz
Ve Tanrı yeniden Allah olmak için hocası Timothy Leary ile görüştü. Üstat ona;
-“Why not?” diye buyurmuştu bir kez mor kafası olan, yeşil koltuklu, sarı halılı evinde.
 
Daha sonraları Tanrı sadece Arapça bilen biri olsa da, son peygamberini, son kavmini son lanetli orospu günahlarını saçmak için onu görevlendirdi. Artık onun karşısında sadece susacaktı. Martıların dayanamayacağı kadar sıcaktı yeni evi. Ve her düşen atom bombası önce martıların kıçında patladı bu yüzden. O’nun adı bundan önce hiç bir dinde geçmeyen ‘şeytan’dı.
 

Etiketler:
nefret