12/11/2013 | Yazar: Rahmi Öğdül

‘Müdahale var mı?’, Gezi olayları sırasında twitlerde en çok sorulan soruydu. Artık pek rastlanmıyor. Oysa iktidar hiç ara vermeden yaşama müdahalesini sürdürüyor, hem de kılcal damarlara dek.

Martıların korkunç çığlıkları kulaklarımdan gitmiyor. Neydi onları böylesine korkutan? Balkona çıktığımda uzaktan gelen patlama seslerini duyunca birden hatırladım; 29 Ekim şerefine Boğaz’da havai fişek gösterisi vardı. Korkunç patlamalar ve göz kamaştırıcı ışımalar martıları dehşete düşürmüş olmalıydı. Boğaz kıyısında bu gösteriyi izleyen insanları düşündüm sonra; gözlerini gökyüzünden ayıramayan, gösterinin büyüsüne kapılmış ve tüm eleştirel yetilerini yitirmiş insanları: tam bir akıl tutulması. İktidar, kendisini yüce bir varlık olarak kurarken bu tür gösterilerle halkın aklını dumura uğratmayı çok iyi biliyor. 17. yüzyıldaki Barok kültürde kiliselerin kubbelerini resimsel yöntemlerle gökyüzüne çeviren, bulutların arasında  azizlerin uçuştuğu manzaraları seyreden insanlar da benzer bir akıl tutulmasıyla muhafazakâr iktidarın yüceliğine kaptırıyorlardı kendilerini. Gerçek ile gerçek dışı arasındaki ayrımı silen ve günümüzde sinemada kullanılan görsel efektleri andıran tavan resimleriyle gökyüzünde bir biri ardınca patlayıp çiçek gibi açan havai fişeklerin aynı amaca hizmet ettiğini kestirmek mümkün: göz kamaştırıcı bir iktidarın ihtişamına kapılmış insanların tüm eleştirel yetilerini yıkmak. Eleştirel yetilerini yitiren ve huşu içinde gösteriyi izleyen insanlar, iktidarın ihtişamına koşulsuz teslim oluyorlardı: İktidar ve ihtişam.

Cumhurun, yani halkın bayramında halkın kendi kudreti kutlaması yerini, iktidarın aklı dumura uğratan ihtişam gösterisine bırakıyor. Halkın kendini var ettiği kamusal mekânlarda kendi kudretini kutlama çabalarının ise iktidarca engellendiğini gördük. İktidar kendini, görsel efektli gösterilerle durmadan aşkınlaştırıyor. Doğanın ve toplumun kendi kendini örgütleyebilme içkin gücü karşısında, kendisinin vaz geçilmez bir yüce varlık olduğunu kanıtlamak için düzenliyor bu tür gösterileri. Hayata durmadan müdahale ederek, kendisini hep araya sokarak tüm yatay ilişkileri dolayımlayan ve kendisini tepeye yerleştiren iktidar.

İktidar yücelik duygusu uyandıran gösterileriyle kendi hakikatini dayatıyor yukarıdan, halkın arasındaki farklı dillerin birbiriyle diyaloğa girdiği diyalojik ortamı geçersiz kılmaya çalışıyor. Akılları iktidarın ihtişamıyla kilitlenmiş kitleler suskunlaşıyor. Yüzleri sadece iktidarın yücesine dönmüş, iktidarın yüceliğini gösteren görsel efektlere kaptırmışlardır kendilerini.

“Müdahale var mı?”, Gezi olayları sırasında twitlerde en çok sorulan soruydu. Artık pek rastlanmıyor. Oysa iktidar hiç ara vermeden yaşama müdahalesini sürdürüyor, hem de kılcal damarlara dek. Bir yandan kendi yüceliğini kanıtlayan gösteriler ve havai fişekler gibi patlayan çılgın projelerle, diğer yanda insanı ve  ilişkilerini yeniden düzenleyen müdahalelerle. Gözlerimizi boyamak ve tüm ilişkilerimizi kendi üzerinden dolayımlamak için müdahalelerine ara vermemeli. Ve bu yıl 23’ncüsü düzenlenen ve 10 Kasım’a kadar açık kalacak Tüyap Artist Sanat Fuarı’nda bu soruyla bir kez daha karşılaşıyoruz: “Müdahale Var mı?” Sanat eleştirmeni Ali Şimşek’in küratörlüğünde farklı disiplinlerden yaklaşık altmış sanatçının katılımıyla gerçekleştirilen ve sanat, politika, kamusallık, direniş kavramlarının tartışılacağı panel ve forumların eşlik ettiği bu sergi, Gezi olaylarıyla birlikte uyanan direniş ruhunun ürünleri arasında gezintiye çıkarıyor bizi.

Gezi’de de gezintiye çıkmıştık. Koltuklarımızdan kalkmış ve eşiği atlayıp dışarı çıkmıştık. Eşik önemli. TV ekranlarından yayılan göz kamaştırıcı gösterilerle, görsel efektlerle iktidarın kutsal tapınağı haline getirilen evlerimizin eşiğinden yaşamın içine atladık. İki dünyayı ayırıyor eşik: Yaşamlarımıza durmadan müdahale ederek iktidarın kurduğu kutsal düzen ile bir kaos gibi gördüğü çokluğu, yani yaşamın ta kendisini. Kutsal kent Babil de “Apsu’nun Kapısı” üzerinde kurulmuştu, apsu kaos sularının adıydı. Eşiği atlamış ve içimize giren yerin ruhuyla (Genius loci) birlikte kaosun içinde, çokluğun dünyasında gezintiye çıkmıştık. Yerin ruhu Roma mitolojisinde yılan ile resmedilir ve yılan Hint mitolojisinde kaosu temsil eder. Yılan gibi kıvrıla kıvrıla akarken kendi mecramızı açmıştık. Sergide yer alan Neriman Polat’ın fotoğrafında kaldırımın kenarında zafer işareti yapan bir bulaşık eldiveni görüyoruz; deri değiştirmiş bir yılanın ölü kabuğunu andırıyor. Ve bizler ölü kabuklara sarılıyoruz durmadan. Oysa yılan yaşamaya devam ediyor ve nerede, ne zaman ne tür bir kıvrımla kendini açacağını kestiremiyoruz. Kaos ile düzen, rastlantı ile zorunluluğun iç içe geçtiği bir oluş halinde, kıvrıla kıvrıla akan yılanın yeni açılımlarına hazırlıklı olalım.

Etiketler: