10/12/2013 | Yazar: Ecemen

Ah, lezbiyen olmak ve lezbiyen idealleri! Ulu temsiliyet! Madem erkek arzusuna hizmet etmememiz gerekiyor, madem heterolar çok sıkıcı ve biseksüeller çok kararsız, kime temsil edilmemiz gerekiyor?

Ecemen  | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Ecemen
(“Mavi En Sıcak Renktir” filmi ile ilgili eleştirilerin değerlendirildiği bir yazı niteliğindedir, spoiler içermemektedir.)
 
“Lezbiyenler nasıl sevişir?” İşte bütün kaosun sebebi bu! Bu soruyla olan imtihanımız, cevaplarımız, karmaşamız, bıkkınlığımız ve asabımız. Birkaç yıl önce Lambda’nın danışma hattında çalışırken istisnasız her telefonda duyduğum bir soruydu. En çaresiz, intiharın eşiğindeki gey bile rahatladığı ilk anda “Peki sizde nasıl oluyor?” diye sorabiliyordu! Bazı geyler naifçe bazıları sanki uzaylıymışsın gibi soruyor, heteroseksüel erkekler ise bence acınası bir cahillik içerisinde debeleniyorlardı. Bazıları için cevaplar önemli değildi çünkü aslında tek ilgilendiği fantezi dünyasına üç beş kelime daha katabilmekti.
 
Şimdi karşımızda bir film var: Mavi En Sıcak Renktir. Filmin konusunu bile bilmeyen insanlar biliyorlar ki bu filmin içinde lezbiyen seks sahneleri var. Ve tartışmalar buradan kopuyor! Bir sürü “pornografiiii!”, “çocuklarımız”, “ahlakımız” naralarını bir kenara bırakıyorum; dikkatimi çeken şey, en ağır eleştirileri yapanların lezbiyen, biseksüel kadınlar olmaları. Hatta kendisi de lezbiyen olan, filmin uyarlandığı çizgi romanın çizeri Julie Maroh filmle ilgili ağır eleştirilerinde seks sahnelerini  “Sözde lezbiyen seksinin taşkın ve soğuk, kaba ve tıbbi bir görüntüsü” olarak niteleyip bir noktada filmin pornoya dönüştüğünü ve kendisini hasta hissettirdiğini söylüyor! Özellikle de sinemanın ortasında kıkırdamalar duyduğunda. Çizere göre heteronormatifler anlamadıkları ve sahneyi gülünç buldukları için, geyler ve queerler de sahneler inandırıcı olmadığı ve yine gülünç buldukları için kıkırdamışlar. Ve şöyle devam ediyor, “Kıkırdamalarını duymadıklarımız sahnede fantezileri vücut bulan ve gözleriyle ziyafetin tadını çıkaran potansiyel heriflerdi.”
 
Hem filmi hem de seks sahnelerini beğenmiş biri olarak bu ve buna benzer satırları okuduğumda isyan ettim! Bazı kadınlar anladığım kadarıyla kikirdeyerek de olsa filmi izleyememiş. Başkalarının neler düşündüğüyle ve erkek hazzıyla o kadar meşgulmüş ki kendi arzularıyla, deneyimleriyle ve filmdeki karakterlerle bağlantı kuramamış. Ve üstelik çok kişisel olan sinema deneyimini bütün lezbiyenler için genelleyip, sabitlemişler. Bu durumda benim gibilere de ‘sözde lezbiyen’ olmak düşüyor sanırım.
 
“Lezbiyenler nasıl sevişir?” Bu soruyu ben de kendime soruyorum. Genellemeler elbette saçma, yanlış ve ‘siyaseten yanlış’. Ancak dürüst olmak gerekirse lezbiyenler öncelikle sevişemiyor! İyi, ütopik ve aşkın bir seksten bahsetmiyorum bile. Benim şahsen kötü seks yaşama olasılığım bile o kadar düşük ki. Aşkla, tutkuyla, arkadaşlıkla ve bazen de bir yabancıyla sevişmek istiyorum. Ancak olmuyor, olmuyor, olmuyor! Defalarca başıma gelen bir şey var ve biliyorum ki birçok kişinin de başına geldi. Bir kadını çok arzuluyorsun, onu her şeyinle istiyorsun ve o da seni istiyor. Tüm cesaretini toplayıp onu eve çağırıyorsun. Sonra eve gidince iki taraf da yay gibi geriliyor; yatağa yatıyorsunuz ve o bir hareket yapıyor, arkasını dönüyor ya da muğlâk bir şey söylüyor. Bir anda bütün geceden şüpheye düşüyorsunuz. En sonunda şöyle birşey oluyor: Bütün gece sanki bir sosyolojik vakaymışcasına seks de konuşsanız, pratik olarak arzunuzu hayata geçiremiyorsunuz. Ketlenme, tıkanma, harekete geçememe... Ya da zil zurna sarhoş olup yardır allah! Gözünüzden uyku aksa, mideniz bulansa bile devam ediyorsunuz çünkü kırk yılın başında olan bir şeyi kaçırmak istemiyorsunuz.
 
İkincisi lezbiyenler kötü sevişiyor! Genelde yay gibi gergin başlayan sevişmeler münasip hareketler, alışıldık giriş-gelişme ve sonuçlarla devam ediyor. Sahte lezbiyen olmamak için dildo kullanılamıyor, kutsal lirik lezbiyen aşkı kuralları gereğince sert seks, ısırma, popoya şaplak ve anal seks yapamıyoruz. Fetişlere, oyunlara vb. girmiyorum bile! Bir tür garanticilikle ortalama şeyler yapıp bir an önce de mevzuyu kapatmaya çalışıyoruz. Penetrasyon odaklı ya da klitoris odaklı, çoğu zaman performans odaklı ve tabi orgazm merkezci sevişmeler; senin arzularının, fantezilerinin, hazlarının olmadığı deneyimler. İletişimsiz, göz teması kurulamayan, konuşulamayan, çekinilen, sakınılan, utanılan bir sürü sevişme deneyimi. Sonra kendi kendine çok havalı, öz güvenli ve başarmış hissedebilirsin (bir süre).
 
‘Afterellen’ adlı sitede (REVIEW: Is “Blue Is the Warmest Color” a “lesbian film”?) “Makas” pozisyonun bir varyasyonunun kullanılması eleştiriliyor. Yazar parantez içine “maalesef” yazıp bu pozisyonun da sahte lezbiyen pornolarında kullanıldığı için lezbiyen kültürünce (kültür birliğine varmışız da haberim yok) tiye alındığından bahsediyor. Eh napalım, biz makas pozisyonunu denemek isteyenler tası, tarağı, vibratörü toplayıp gidelim bu diyarlardan. Her şey yüce lezbiyen ideası için!
 
Eğer bu film benim kadınlık deneyimime göre çekilmiş olsaydı sanırım şöyle olurdu:
 
Emma deneyimli gerçek lezbiyen olarak Adele’e bu işlerin nasıl olması gerektiğini öğretir ve Adele’in yaratıcılığına ket vururdu. Adele klitorisine bu kadar fokuslanılmasından hoşlanmadığı halde bunu Emma’ya söyleyemez; Emma ise performans kaygısı içerisinde olur, “L word” sahnelerini kafasından geçirirdi. Karşısındakini keşfetmediği ve arzularını anlamaya dönük bir şey yapmadığı için (zaten kutsal lirik lezbiyen seksinde asla konuşulmaz, sık sık da gözler kapanır) Adele sıkılır ancak henüz “Hayır” demeyi öğrenmediği için de sesini çıkaramaz. Bir noktada orgazm taklidi yapar ve Emma da henüz çoklu orgazmı bilmediği için durur. Sırayla sevişilir, “Haydi bakalım sıra sende” modunda roller değiştirilir çünkü lezbiyen idealinde eşitlik önemlidir. Aradan vakit geçer Adele aktivist olur, sözcük dağarcığı genişler, 8 Mart’ta “Bedenim benimdir” yazan bir döviz taşır. Emma ise kendi vücudunun belli bölgelerine dokunulmasını istememektedir ve bir strap-on (kemerli dildo) almayı teklif eder. Ancak Adele Emma’yı erkeklik rollerini tekrar üretmekle ve heteronormativiteyle suçlar; Emma’nın beden sınırlarıyla ilgili ona baskı yapar. Ancak kötü giden seks hayatlarına rağmen ikisi de dışardan çok havalı görünür, temsiliyette bir sorun yoktur; öyleyse bir sorun da yoktur!
 
Ah, lezbiyen olmak ve lezbiyen idealleri! Ulu temsiliyet! Kendimizi kime temsil ediyoruz bilmiyorum. Madem erkek arzusuna hizmet etmememiz gerekiyor, madem heterolar çok sıkıcı ve biseksüeller çok kararsız, kime temsil edilmemiz gerekiyor? (Çünkü biliyorsunuz heterolar sadece misyonerle sevişir (!), lezbiyenlerin korkusuzca denediği binbir pozisyonun aksine!) Ben yüce lezbiyen idealinin en büyük unsurunun erkekler olduğunu düşünüyorum, “en lezbiyen” ve “en feminist”lerin de erkekleri en çok düşünenler olduğunu. Her eylemimize dışarıdan “onlar” diye bir kategorinin gözünden bakıp, her eylemimizi ve lezbiyenlikle ilgili her filmi erkek arzusu süzgecinden geçirip ona göre değerlendiriyor, yargılıyoruz. Arzularımızı, fantezilerimizi, beğendiğimiz kadınları-transları, eylemlerimizi bu süzgece tabi tutuyor; entellektüel kalkanlarla bunları gizlemeye çalışıyoruz. Kendimize ya da partnerlerimize ait arzular hep ikinci sırada. İdaellerimiz hep dış gözlere göre ve performans yarışımız da sadece diğer lezbiyenlerle değil erkeklerle. Sürekli kaygan bir zemin üzerindeyiz. Lezbiyen ya da feminist olmak çok zor, sürekli kanıtlanması gereken bir şey! Bizi feminist olmamakla suçlayan ya da lezbiyenliğimizden şüphe edenlerin çoğunluğu maalesef kadınlar. Üstelik en acıklısı fantezilerimiz ya da arzularımız yüzünden zaman zaman bizim de kendimizden şüpheye düşüyor olmamız! Tüm bunlar “erkeklik”le ne kadar da benzer değil mi? Üstelik oldukça da evrensel.
 
Bu film belki rahatsız edici çünkü iyi ve güzel bir seksin cinsiyetten bağımsız olduğu bilgisini bize hatırlatıyor. Yönetmeni erkek, oyuncuları heteroseksüel. Bir erkekle fantezi ortaklığına girebildiğimiz ya da onun kurgusunu başarılı bulabildiğimiz bir film. Performans kaygılarımızı ve içsel homofobimizi kaşıyan bir film. Çünkü kesinlikle bütün lezbiyenleri temsil etmeyen bir film. Açılma süreci, aşk ve sınıf meselesi gibi konuları da işlediği halde aynı medyanın yaptığı gibi sadece seks sahnelerine fokuslandığımız için buradan tekrar kendimizi eleştirebileceğimiz, sorgulayabileceğimiz bir film.
 
Ha erkek ideali, ha lezbiyen ideali, ha feminist ideal! Ha erkeklerin arzusuna göre, ha onların karşıtlığına göre sevişmek! Sürekli hesapta kitapta erkeklerin olması garip değil mi? Neden onların iktidarını bu denli tanıyor ve aynı hetoroseksist düzende olduğu gibi cinselliğe dair bu denli normlar üretiyoruz? Belki de bu filmle ilgili sormamız gereken ilk şey, filmin kendi arzularımıza hizmet edip etmediğidir!
 
Not: Bu yazı ironi içerir!     

Etiketler:
Nefret