02/03/2012 | Yazar: Evren E. Çakmak

Kendini kabullenmek istemeyen LGBT birey birçok duygu ve pratiği unutmak ve kişisel tarihinden silmek mecburiyetinde kalır. İlk aşk, ilk yakınlaşma, ilk giydiğin topuklu ayakkabı veya ilk taktığın kravat gibi kişinin hayat ve kendini tanımlayışında gayet önemli olabilecek ‘çıkışlar’ unutulup, yerine tamamen egemen yanlı bir geçmiş kurgulanır.

Evren E. Çakmak | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Evren E. Çakmak
LGBT birey ve toplumuna yönelik gizli şiddet ve bastırma yollarından biri de kanımca belleksizleştirmedir. Kişinin kendini kabullenmesine ve baskılamasına bağlı olarak farklı yol ve süreçlerle gerçekleşiyor olsa da aslında diğer kimlikler üzerinde uygulananı gibi belleksizleştirme sürecinden kurtuluş neredeyse imkânsız gibidir.
 
Kendini kabullenmek istemeyen LGBT birey birçok duygu ve pratiği unutmak ve kişisel tarihinden silmek mecburiyetinde kalır. İlk aşk, ilk yakınlaşma, ilk giydiğin topuklu ayakkabı veya ilk taktığın kravat gibi kişinin hayat ve kendini tanımlayışında gayet önemli olabilecek “çıkışlar” unutulup, yerine tamamen egemen yanlı bir geçmiş kurgulanır. Ki bu bireyin kendi kimliğinden olduğu gibi feragat etmesi manasına gelir.
 
Kendi geçmişi yerine koyduğu bu kurmaca tarih bedenine ve ruhuna yapabileceği en ağır işkencelerden bir ve bunun mesulü birey değil, toplum ve o toplumun sitemidir. Aslında bu sadece LGBT bireylerde değil toplumun genelinde (veya beyazlar dışında) görülen, bir tür bireyleri “tımarlama” biçimidir. Hepimizin bildiği “Stockholm sendromu” hali bu belleksizleştirmenin ürünüdür. Yine hepimizin bildiği örneklerden biri olan Ziya Gökalp, Kürt bir ailenin evladı iken kendi deyimi ile “tarihi bir zorunluluk olan ulus devlet*”in “sağlam eri” oluvermesi aslında öyle bir “oluverme” değil,  sistematik belleksizleştirmenin “tarihi bir zorunluluğudur”. Ama bunu “travmadan kaçış” gibi gayet masumane bir tanımlamayla şekerlendirmek politik olarak son derece yanlış olup ve birazda “hatasız kul olmaz, hatasıyla sevelim” mantığının düşündürttüğüdür. Travmadan kaçışa örnek olsa olsa “Sivas” dendiğinde içi titrediği için ağzını açmayan Alevi ya da her 5-7 Eylül’de kendini eve kapatan Rum olur.
 
Başta da belirttiğim gibi bireyin bu süreçten tümden sıyrılmasının bir yolu yoktur. Kendini kabullenme ve kimliğine sahip çıkma yolunu benimsese de LGBT, silmesi gereken uzun mevzular bulunmaktadır. Süreç içerisinde yaşadığı sorunlar ve sancıları hayatı boyunca taşımak istemez kimse ve unutmayı seçer. Mecburen de yine yerine koyacak bir geçmişe ihtiyaç duyar. “Farkındalık” bir şekilde yenilemenin başladığı dönemdir. Bunu da ne kadar travmadan kaçış olarak görebileceğimiz konusunda emin değilim. Çünkü bu bir şekilde bizden istenen bir hareket. Sorunları unutmaya çalışmak bu durum karşısında kini değil üzüntü ve korkuyu yükseltmemizi sağlıyor. Bu da dediğim gibi gayet “isteyecekleri” bir yöntem.
 
Aslında belleksizleştirme üzerine düşündüğümüzde ilk gördüğümüz ve yakındığımız boyutu da “toplumsal belleksizleştirme kısmı. Özellikle Türkiye gibi (dünyanın geri kalanının da çok farklı olduğunu sanmıyorum) “ne kadar dakika o kadar gündem” hafıza sisteminin çalıştığı bir ülkede, bu bizim devamlı yakındığımız bir durum oluyor. Bize de batan olaylarda bu daha çok aklımıza geliyor. Toplumun geneli böyle iken LGBT toplumunun da kendi tarihine yönelik hafızası çok da farklı değil tabii ki. Toplumun LGBT’lere “nereden geldi bu tropikal böcekçikler” gözüyle bakıp “ithal” muamelesi çekmesi ile birlikte LGBT bireylerin de kimliklerinin ve bu kimliklerin kültürel süreçlerinin/mücadelelerinin geçmişinden çok haberdar olmadığı gözle görülüyor.
 
İşte birkaç “geçmiş dönem hatırası”:
 
İzmir’de homoseksüeller tesbit ediliyor
“Ankara’dan gelen bir yazı üzerine İzmir Emniyeti homoseksüellerin tesbitine başlamıştır, izmir’de mevcut homoseksüeller hakkında birer fiş tanzim edilecektir.” 19.05.1965 Milliyet
 
Bir günde 29 homoseksüel yakalandı
“Homoseksüel gençleri, bu iptilalarından vazgeçirmek için bazı kararlara varılmıştır. Buna göre, yakalanan homoseksüel gençler, Zührevi Hastalıklar Hastahanesine sevkedilmekte ve burada kendilerine gereken tedavi yapılmaktadır. Bugüne kadar 50 homoseksüel gencin, bu iptilalarından vazgeçtiği bildirilmektedir.

Dün de Ahlak Zabıtası tarafından yakalanan 29 homoseksüel genç hastahaneye gönderilmiştir. Bunların 20 si 15-19 yaşları arasındadır.”
18.05.1957 - Milliyet
 
İçeriği bir kenara bırakıp şunu sorasım geliyor “’homoseksüel’denen müessese için acaba neden başka bir yerel terim kullanılmadı”, hafıza kaybının sihirli terminolojisi olmasın bunlar?
 
*Türkleşmek İslamlaşmak Muasırlaşmak, Ziya Gökalp
23 Şubat 2012 Tarihinde İf İstanbul Etkinlikleri kapsamında düzenlenen “Arka bahçede Ot Olmak: Türkiyede Lezbiyen, Gey, Biseksüel ve Trans Olmak”  söyleşisinde yaptığım konuşmanın metnidir.
 

  


Etiketler:
Nefret