19/06/2014 | Yazar: Buğra Tokmakoğlu

Okumaktan, araştırmaktan yoksun ve ‘dini’ bir referansı dincilik olarak algılayan kesimlerin İhsanoğlu üzerinden CHP ve Kılıçdaroğlu’nu vurma girişimleri olabildiğince temelsiz.

Buğra Tokmakoğlu | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Buğra Tokmakoğlu
İlk defa halkın seçim yapacağı Cumhurbaşkanlığı seçimlerine 2 aydan kısa bir süre kala muhalefetin adayı açıklandı.
 
Türkiye gündemini bir anda değiştiren ve başta sosyal medya olmak üzere farklı platformlarda ismi üzerine değerlendirmelerde bulunulan Ekmeleddin İhsanoğlu, halk nezdinde çok tanınan biri değil.
 
30 Mart’ta Recep Tayyip Erdoğan’ın yanında ya da Erdoğan tarafında olmayan bir kutuplaşma üzerinden seçimlere giden Türkiye’de, CHP ve MHP’nin ortak bir isim üzerinde uzlaşmış olması takdire şayan.
 
En son yenilenen Yalova seçimlerinde de gördüğümüz, güçlü olan muhalefet partisine oy verme eğilimini Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ne derece görebiliriz bilinmez. Ancak yine de bugüne kadar sürekli başarısız ve karizma yoksunu olarak eleştirilere maruz kalan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun tüm beklentilere rağmen İhsanoğlu gibi bir isimde karar kılarak, bu kararı MHP’ye götürmesi kendisinin siyasi kariyerinde en çok konuşulacak adımlardan biri.
 
CHP tabanı
 
Ekmeleddin İhsanoğlu’nun İslam İşbirliği Örgütü (İİÖ) genel sekreterliği geçmişi, Kahire doğumlu olması ve Mısır’da eğitim alması gibi gerekçelerle “dindar” özelliklerine vurgu yapan sözüm ona kendini solcu ve CHP’li olarak ifade eden kişilerin tepkilerini algılayabilmek mümkün değil. Bu kişiler kendi yaşadıkları ülkenin gerçeklerini ayırt etmekten bihaber bir durumda, tüm Türkiye’yi sosyal medyada kendi düşüncelerine uygun paylaşım yapan çevrelerden ibaret sanıyorlar.
 
Okumaktan, araştırmaktan yoksun ve “dini” bir referansı dincilik olarak algılayan kesimlerin İhsanoğlu üzerinden CHP ve Kılıçdaroğlu’nu vurma girişimleri olabildiğince temelsiz. CHP’nin olası bir Deniz Baykal, Hikmet Çetin, Emine Ülker Tarhan ya da en iyi ihtimalle Yılmaz Büyükerşen gibi adaylarının toplum üzerindeki oy potansiyeline bakıldığında bu eleştirilerin bir kez daha sorgulanması gerekmekte.
 
En başından beri girdikleri her seçimde “az olsun bizim olsun” mantığından kurtulamayanlar, yarışa girdikleri seçimleri daha ilk dakikadan itibaren kaybettiklerinin farkında değiller.
 
Yüzde 20’leri zor aşan bir CHP’nin kendi çıkaracağı bir cumhurbaşkanı adayıyla ne derece oy alacağı tartışmasına hiç girmek bile istemiyorum.
 
Kaldı ki Türkiye AK Parti Hükümeti’nin yönetimindeki son 12 yılda olabildiğince kavgacı, kutuplaşmış, insanların hoşgörü ve tahammül sınırının her geçen gün birbirine karşı azaldığı bir tabloda ilerliyor.
 
Türkiye bütün bu gerginliği ceremesini çekerken Kılıçdaroğlu’nun kavgadan uzak, birleştirici ve uzlaşmacı sözlerinin daha da önemi olduğunu düşünüyorum.
 
Bu yüzden MHP ve CHP’nin tüm seçmene mevcut düzen karşısında birlik ve bütünlüğü temsil eden, uzlaşmacı bir cumhurbaşkanı olarak kimi görmek istedikleri sorulmalı. Türkiye’nin her geçen gün muhafazakârlaştığı tespitinden ziyade Türkiye’nin mevcut yapısı hayallerden arındırılarak irdelenmeli, incelenmeli. 

Etiketler:
Nefret