02/09/2013 | Yazar: Rahmi Öğdül

ODTÜ’nün, devrimci geçmişini derin gölgelerinde barındıran ormanlık arazisinden otoyol geçirmeye kalkışan iktidarın kafasında bellekten arınmış bir insan yaratma kaygısı var

ODTÜ’nün, devrimci geçmişini derin gölgelerinde barındıran, Yusuf Aslan’ların, Hüseyin İnan’ların ruhlarının sindiği ormanlık arazisinden otoyol geçirmeye kalkışan iktidarın kafasında her türlü ilişkiden, bellekten arınmış bir insan yaratma kaygısı var, sadece kendi hakikatine biat edecek insanlar istiyor.
 
Issız, karanlık bir ormanda, “değerli yalnızlığı”nı kemiklerine dek hisseder. Tedirgin edici, tekinsiz bir korku kaplar içini. Ve alçak sesle şarkı söyleyerek ya da bildik bir ezginin nağmelerini ıslıkla seslendirerek kendini rahatlatır, en çok sevdiği şarkıyı mesela: “Beraber Yürüdük Biz Bu Yollarda.” Issızlığın ortasında sadece ağaçlar ve ağaçların ay ışığında uzayan gölgeleri vardır; bu tekinsizlik, kaos bölgesinde, sesten bir hakikat çemberi yaratacak, daha doğrusu içinde taşıdığı despot düzeni yeniden tesis edecek düzen-kurucu çırpınışlardır bunlar. Ölülerden zarar gelmeyeceğini bilir bilmesine ama ruhlara dair aynı şeyi düşünmez. Ruhların kol gezdiği tekinsizliğin bölgesinde bildik bir nağmenin evcil ortamına sığınmaktan başka bir şey gelmez elinden. Ruhlar koyu gölgelerin, ağaçların arkasında sessizce izlemektedir onu. Geçmişin ölü olduğunu ama ruhunun her şeye sindiğini bilmek tedirgin edicidir. Ay ışığında uzayan ağaçların koyu gölgeleri Ethem’in, Ali İsmail’in, Mustafa’nın, Mehmet’in, Abdullah’ın suretlerine dönüşür; karanlığın içinde, ağaçların arasında Gezi Direnişi’nde gözünü kaybetmiş olanların gözleri parıldamaktadır. Adımlarını hızlandırır, tutturduğu şarkıyı daha yüksek sesle söylüyordur şimdi. Nefes nefese ormanı geçer ve çok sevdiği otoyola ulaşır. Gecenin karanlığında çelik kaportalarının içinde hızla otoyolda akıp gidenler, yolun kenarında el kol hareketi yapan birini görürler sadece, bir meczup olduğunu düşünüp hızla gözden kaybolurlar.

Koyu gölgeler, uykularında ve gündüz düşlerinde rahat bırakmıyor iktidarı. Tekinsizliğin gölgeleri. Kuytu köşelerde, ağaçların koyuluklarında iktidarı bekleyen, kurduğu düzeni alt üst edecek tekinsiz gölgeler. Giorgio de Chirico’nun resimlerinde rastladığımız türden gölgeler. “Bir Sokağın Melankolisi ve Gizemi” başlığını taşıyan tuvalinde, gölgelerin irkiltici gücünü kullanır ressam; gerçekleşecek dramatik bir olayı, beklenmedik ve ortaya çıkmasıyla tüm yerleşik düzeni allak bullak edecek tekinsiz olanı duyumsatır bize. Biçimsizliğiyle iktidarın akli melekelerini dumura uğratacak gölgeler uzanır mekânda. Eril aklın, hiyerarşik düzenin ampul ışığından kaçan, olanaklar alanının dişil karanlığına kapı aralayan gölgeler.

Derin ve koyu gölgeleriyle orman iktidarın kâbusudur. Tüm projeleri ormanı yok etmek ve ilişkisizliğin ortamı olan otoyol inşasına dayanır. Ormanı andıran kent mekânları, avm’lerle, kapalı sitelerle, ayrıştırmalarla otoyollaştırılır. “Kent ve kasabaların daha eski ve daha plansız mahalleleri tamamen bir ormanı andırır; özellikle de içimizden geçiş biçimleriyle, kendilerini ortaya koyuş tarzlarıyla, yolumuzu kaybettirmeleriyle, açılmaları ve kapanmalarıyla, şaşırtmaları ve memnun edişleriyle” diye yazıyor John Fowles Ağaç ve Doğası kitabında. Ve ekliyor: “Yirminci yüzyıl mimarisinin birçok aptalca hatası içinde en aptalca olanı, gösterişli kent planlamasında bu eski modeli unutmak olmuştur. Geometrik ve doğrusal kentlerin insanları, geometrik ve doğrusal olur; ahşap kentlerin insanlarıysa daha insan gibi insan olur.” Kent içindeki, kaldırımlardaki ağaçların nasıl budandığına dikkat ettiniz mi hiç? Dallanarak her yöne uç veren ağaçların tüm dalları budanıp güdükleştiriliyor. Doğrusal bir varlık yaratılıyor; ağaç sever bir dostum yerel yönetimin ağaçları küstürdüğünü söylemişti; aşırı budanmış, doğrusal insanlar da birbirlerine ve hayata küsmüşlerdir.
 
Doğal ve fiziksel çevrenin, Fowles’in deyişiyle insanı insan yapan ormanların yıkılması, aynı zamanda toplumsal belleğin yıkılmasıdır. Geçmiş, ormanın derin gölgelerinde saklıdır çünkü. Tarihselliği, doğayı, toplum ilişkileri barındıran kıvrımlı, gölgeli yerleri düzleştirmeye çalışıyor iktidar. ODTÜ’nün, devrimci geçmişini derin gölgelerinde barındıran, Yusuf Aslan’ların, Hüseyin İnan’ların ruhlarının sindiği ormanlık arazisinden otoyol geçirmeye kalkışan iktidarın kafasında her türlü ilişkiden, bellekten arınmış bir insan yaratma kaygısı var, sadece kendi hakikatine biat edecek insanlar istiyor.
 
Düzenin katlettiği tüm devrimcilerin ruhları artık ağaçların gölgelerinde yaşamaktadır. Ve bu ruhlar tuhaf şekilde yaşayanlara sirayet ediyor, ağaçların gölgeleri çoğalıyor. Kendi hakikat çemberinden dışladığı çokluk, ay ışığında uzayan gölgeler gibi iktidarın kâbuslarını süslemeye devam edecek anlaşılan.

Etiketler: