04/10/2011 | Yazar: Erdal Partog

Hakkaniyetli bir demokrasi anlayışı tek taraflı olmayan yaklaşımları göz önünde tutan bir yaklaşımdır. Bunu güçlendirmek için devlet, otonomi ya da yerel yönetim bağlamında sosyal ve ekonomik eşitsizlikleri yeniden ele almalıyız.

Erdal Partog | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Erdal Partog
Queer teorisinin özellikle sanat ve kimlik ile olan içli dışlı hali, hâlâ hazırda bilinen görünür bir gerçekken, queer teorisinin sosyal ve ekonomik eşitsizlikle olan bağlantısı oldukça zayıftır. Bu zayıflığın nedeni sınıf meselesinin bir kimlik olup olmadığı konusundaki kafa karışıklığıdır. Bu nedenle queer teorisinin cinsel kimlikler konusunda temellendirdiği siyasi ve felsefi dayanakları sosyal ve ekonomik eşitsizlikler konusunda yeterince açık değildir. Ancak bu kafa karışıklığını az da olsa biraz azaltmak için cinsel kimlikler ve ekonomik eşitsizlikler arasındaki gerilimi biraz açmamız lazım.
 
Queer bağlamında cinsel kimlik inşasının sorgulanması cinsel çeşitlilik tartışmalarına alan açarken sosyal ve ekonomik eşitsizliklerin silik kaldığını görüyoruz. Heteroseksizm inşasının dışında kalan LGBTT ve bazı heteroseksüel birey ve topluluklar hegemonik inşanın yaratmış olduğu eşitsizlikleri yaşayan kesimleri oluşturur. Kürtler ve diğer etnik gruplar da Türkiye cumhuriyetinin inşa sürecinde ve sonrasında dışlanma yaşayan bir diğer kesimdir. Liberal sistemler de bazı vatandaşlarını serbest pazar mantığına terk eder. Yoksullar ve zenginler arasındaki makas açılır. Böylece daha geniş bir kesim sosyal ve ekonomik olarak dışlanmış olur.
 
Liberal politikaların serbest pazar anlayışı sosyal eşitsizliklerin artmasına neden olurken maalesef devletler sosyal ve ekonomik eşitsizlikler konusunda oldukça cimri davranır. Ulusal ekonomilerin büyümesi herkesin derdi olurken sosyal ve ekonomik eşitsizlikler birden unutulur. Hak meselesi demokrasi ve vatandaşlık ilişkisinden uzak bir yerden katışıksız bir piyasa mantığına devredilir.
 
Bu ortamda sosyal haklar konusunda liberal davranan bazı LGBTT hareketi de bu olumsuz sürece müdahale etmenin ötesinde sosyal ve ekonomik haklar konusunda en az devletler kadar isteksiz davranır. Hatta farkında olmadan olsa gerek, eşcinsel evlilikler meselesini sosyal bir hak talebi olarak savunur. Bu yüzden LGBTT hareketinin, eşitsizlikleri sadece cinsel kimlik bağlamında değil aynı zamanda sosyal ve ekonomik eşitsizlikler bağlamında da sorunlaştırabilecek bir güce erişmesi zaman alacak gibi görünüyor. Çünkü liberal LGBTT hareketinin demokrasiden anladığı şey ‘ona var bana yok mu’ meselesini tek gerçeklik olarak algılamasıdır.
 
Ancak eşcinsel evlilikler konusunda tek siyasi çizgi bu değildir. Queer’in popüler tarafında olan bazı LGBTT grupları evliğin eşcinselleri uslandıracağını düşünerek eşcinsel evliliğe karşı çıkar ama bir adım sonrası için çözüm sunamaz. Sadece ideolojik bir temelde devletler kötüdür gibi tek yönlü bir seçeneğe sıkışıp kalırlar. Bu karşı çıkma biçimi devletin iyi bir şey olmadığını işaret eder ki bu tutum siyasi bir tutum olmadığı gibi sosyal ve ekonomik eşitsizlikleri daha da derinleştirir. Böylece biri devlet karıştı bir yerden, diğeri liberal devlet içinden eşcinsel evliliği konumlar.
 
Bu iki kamp dışında eşcinsel evliliklerin üçünü bir seçenek üzerinden düşünülmesi LGBTT hareketinin en zayıf yanlarından biridir. Buna rağmen benim de içinde bulunduğum kesim eşcinsel evlilikleri heteroseksüel evliliklerle eşitleme konusunda temkinli yaklaşır. Eşitlik meselesini evlilik kurumu içinden değil evliliklerin devlet-vatandaş bağlamında ne kadar hakkaniyetli olduğuna bakar. Bu anlamda evrensel bağlamda sosyal haklar ve devlet-vatandaşlık ilişkisi içinde hak meselesini düşündüğümüzde evliliklerin nasıl bir sosyal ve ekonomik eşitsizlik yarattığına ya da yaratabileceğine dikkat çekmek oldukça önemlidir. Evli olanların evlenmek istemeyenlere karşı ayrıcalığı neden vardır? Evlilik neden ayrıcalıklıdır?
 
Evliliğin vatandaş ve devlet bağlamındaki sözleşme üzerinden tanımlanmasının toplumsal olarak kimleri dışarıda bırakacağı sorusu tartışmanın odak noktasıdır. Bundan dolayı eşcinsel evlilikler, heteroseksüel ailelere tanınan ayrıcalıklardan yararlanınca sorunlar çözülecek mi? Bir süre sonra bu anlayış merkez bir siyasi anlayışa dönüşüp kendi ötekilerini yaratacak mı?
 
Maalesef heteroseksizm meselesinin de en can yakıcı yanı siyasi, ekonomik ve kültürel bir ayrımcılık iklimi yaratma becerisidir. Devletin aile üzerinden ayrıcalıklı vatandaş yaratma kültürü ister istemez evli olmayanları ya da evlenip boşananları ya da eşleri ölen yalnız yaşamayı tercih eden vatandaşları kısmen ya da tamamen dışlar. Devlet katında ayrıcalıklı olan aile kurumu ötekilere karşı korunur, ekonomik olarak da ödüllendirilir. Devletlerin aile değerlerini koruma refleksi makbul olmayan bir vatandaş kimliği yaratır. Bu tercih devlet-vatandaş ilişkisindeki eşitlik ilkesini zedeler.
 
Bu nedenle birey-vatandaş ilkesi temelinde bir sosyal hak anlayışı es geçilemeyecek queer bir talep olabilir mi? Sosyal hakların özellikle Türkiye gibi bir ülkede güçlü olmadığı bir sırda ve liberal politikaların hız kazandığı bir süreçte eşitsizliklerin daha da artacağını düşünerek sosyal hakları queer teorisi ile düşünebilir miyiz?  
 
Queer teorisinin kimlik ve dışlanma ilişkisini ele aldığı felsefi ve siyasi analizi insanların ekonomik gerçekliği ile örtüşen bir zemin oluşturur. Kendisini siyasi anlamda ifade edemeyen kesimlerin ekonomik eşitsizliklerin yaratmış olduğu zorluklar karşısında daha da zorlandığını biliyoruz. Sosyal dışlanmanın özellikle yoksulluk bağlamında bir damgalamaya dönüştüğü günümüzde bunu aşmanın yolu bu konuda daha çok konuşmak ve tartışmaktır.
 
Birçok kişi queer teorisinin sosyal haklarla ne ilgisi var diye düşünebilir. Bu kafa karışıklığı popüler bir queer kültür ile queer teorisi arasındaki kopukluk da yaratabilir. LGBTT hareketi için queer popüler kültürü, queer teorisinden uzaklaşmış, eşitsizliklerin sadece cinsel kimlik temelli olabileceğine inanmış görünebilir. Ancak siyasi taleplerin sadece cinsel kimlik temelli değil aynı zamanda ekonomik ve sosyal temelli olduğu gerçeği ile yüzleşmemiz gerekir.
 
Queer teorisi cinsel kimlik eşitsizlikleri üzerinden kendine alan açarken bu teorinin sosyal haklar bağlamında yeni deneyimlere ihtiyacı var. Eğitim, sağlık, yaşlılık, çocuk, göç, sakatlık ve barınma meselesini queer teorisi bağlamında ele almak istediğimizde bütün bu sorunlara cevap bulmak zorundayız.
 
Hakkaniyetli bir demokrasi anlayışı tek taraflı olmayan yaklaşımları göz önünde tutan bir yaklaşımdır. Bunu güçlendirmek için devlet, otonomi ya da yerel yönetim bağlamında sosyal ve ekonomik eşitsizlikleri yeniden ele almalıyız.

Etiketler:
Nefret