27/03/2012 | Yazar: Ramazan Başar

Ölümün kutsandığı yerde insan hayatının değeri yerin altında çürümeye mahkûmdur diyor bir eski çağ filozofu…

Ramazan Başar | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Ramazan Başar
Ölümün kutsandığı yerde insan hayatının değeri yerin altında çürümeye mahkûmdur diyor bir eski çağ filozofu…
 
Dini arkasına alıp ölümü meşru kılan ve kitlelerin çaresizliğine ödül biçmeyle çözüm üreteceğini sanan iktidarların sığındığı liman olan şehitlik dokunulmaz bir tabu olarak meselenin özüne kalkan olmaya devam ediyor. Katolik dünyasının yüzyıllar önce Haçlı ordusuyla hezeyana uğrayan bu tür kutsallara günümüz iktidarlarının sığınması bazı şeylerin hala prim yaptığını gösteriyor. Kavramların tutsağı haline getirilen toplumlar olayın aslını sorgulamadan biçilen rollere bürünüyor…
 
Medyanın sık sık kullandığı ve duyguları ajite ettiği bu kavram bir ananın yüreğinin yangınını söndüremiyor daha da harlıyor. Kullanılan haber dili ötekileştirici ve ayrıştırıcı bir retorik sergiliyor. Sermayenin acı bir müzik eşliğinde 3 dakikalığına dramatize ettiği gerçekler sorunu çözmekten öte çözülmeye itiyor.  Kırmızı çizgiler belki yerinde duruyor ama insanların kafasında bölünmelerin gittikçe derinleştiğini görmek için google’dan herhangi bir çatışma haberlerinin altındaki yorumlara göz atmak yetiyor.
 
Üzerinde yaşadığımız Anadolu coğrafyası ağlayan annelerle doldu. Yüreklerinde militarizmin açmış olduğu boşluk ‘vatan sağolsun’ naralarıyla dolduruluyor. Egemenin iktidar hırsı ve çıkarının her gün yeniden ürettiği ve uğruna başkalarının çocuklarının toprağa düştüğü şey bedeli askerlik olarak zengin olana canının kurtuluşunu vaad ediyor paraya sıkıştığı zaman…
 
Seküler devletin yeni aldığı kararla bu tür olaylarda hayatını kaybeden insanları da şehit sayması ve maaş bağlaması bu kavramın dini değil ne kadar politik olduğunu kanıtlar niteliktedir. Yazının başında değindiğim ‘kutsal haçlı’ düşüncesine uygun ilerleyen bu yol çıkmaz bir sokağın ve rutine bağlayan bir duyarsızlığın resmi dille egemen hal aldığını gösteriyor. Devletin ideolojik aygıtı olan medya,  ötekinin acısını ‘ölüm pornografisi’ şeklinde aşağılayan ve karalayan bir dil ile kamuoyuna çerçeveleyerek vermesi titrek zeminler üzerine kurulan temelleri sarsıp kanayan yaraya tuz basıyor. Gencecik yaşlarda çocukların ‘zorunlu’ olarak bu yollarda heba edilmesi manevi duruşu değil siyası çıkarların kurbanı olduklarını kimse eleştiremiyor. Geçmişte Amerikalı annelerin Vietnam savaşına karşı çıkması ve çocuklarının neden öldüklerini ve bu kirli savaşa ana yüreklerini siper etmeleri bu ülkenin en çok ihtiyaç duyduğu vicdani ödüldür.
 
Kanı ve ölümü yücelten dünyayı siyah ve beyaz olarak görmemize neden olan yanlış din algısı olarak şehitliğin iktidarın oyuncağı haline gelmesi ve kendine dindar diyen kişilerin rızasıyla işlerlik kazanması acıyı bir kat daha katmerleştiriyor. İktidarın insana yapabileceği en kutsal şey insan onurundan elini çekmesi olacaktır.
 
Tarafsızlığa yer olmayan bu savaşta hayatını kaybeden insanların anılarına ve maneviyatına saygı duymakla beraber hiçbir resmi ve meşru yakıştırma masumiyetin ve samimiyetin yerini tutmadığını bunca yaşananlar önümüze seriyor…

Etiketler:
Nefret