10/04/2014 | Yazar: Erdal Partog

Erdal Partog, seçimleri, heteroseksizmi, LGBTİ hareketinin siyasi partilerle ilişkilenmesinin risk ve avantajlarını yazdı.

Erdal Partog | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Erdal Partog
Heteroseksizm denilen şey, devlet ile iç içe geçmiş yasalar toplamıdır. Modern devletler heteroseksizm sözleşmesini heteroseksüel iktidarı ayakta tutmak için meşru kılmışlardır. Bu sözleşme LGBTİ bireylerin taraf olduğu sözleşme değildir. Bu sözleşme boş bir gösteren üzerine kurulmuş heteroseksizm korkusudur.
 
Ancak modern devletlerin bu heteroseksizm sözleşmesini tek taraflı imzalamalarının üzerinden çok sular aktı. Bugün bu tek taraflı sözleşmeye itiraz eden bir LGBTİ toplumsal hareketi oluştu. Boş gösteren sözleşmeye dair boşluğu, LGBTİ toplumsal hareketi doldurmaya, bunun boş olmadığını dolu olduğunu göstermeye başladı.
 
Artık modern devletler heteroseksizm sözleşmesine itiraz eden toplumsal kesimleri görmezden gelemez oldu. Her ne kadar bazı devletler heteroseksizm sözleşmesini LGBTİ bireyleri de gözeterek dönüştürseler de bugün dünyanın birçok ülkesinde heteroseksizm sözleşmesi devletler ve siyasi partiler tarafından aynen korunuyor.
 
Heteroseksizm iktidarı bugün birçok devletin temel karakteri olarak kaşımızda durmaya devam ediyor. Bir anlamda günümüzde birçok devletin kamusal ve yasal olarak heteroseksizmi savunduklarını, bütün organizasyonlarını heteroseksizm üzerine kurduklarını hala görebiliyoruz.
 
Heteroseksizm denilen şeyin modern devlet öncesi din ile olan ilişkisi modern devlet ile olan ilişkisinden farklı gelişmedi. Dinler ne kadar heteroseksizm sözleşmesine tabi ise modern devler de o kadar tabi oldu. Monarşi ya da aristokrasi sınıfının iktidarı burjuva ve işçi sınıfı tarafından değiştirilmiş olsa da heteroseksizm bu değişimin içinde yer alan bir iktidar alanı olarak uzun süre varlığını korudu, bugün de yaygın olarak korumaya devam ediyor. Bu anlamda Fransız İhtilal’i bir politik ilerlemeydi ama heteroseksizm açısından değişen dönüşen bir etki yaratmadı. Zaten bu etkiyi yapması da beklenemezdi.
 
Toplumsal mücadeleler tarihinde heteroseksizm karşıtı LGBTİ mücadelesinin olmamasının tabii ki onlarca nedenini tarihsel ve ekonomik olarak burada sıralayabiliriz. Tıpkı sınıf çatışmasının bir zamanlar olmamasının nedenlerini sıralayabileceğimiz gibi. Bu anlamda bir toplumsal mücadele olarak LGBTİ hareketinin heteroseksizm karşıtı bir hareket olarak son 40 yılda var olması tarihsel koşulların bir üründür. Bu tarihsel koşullar ise modern devletin heteroseksist baskısı karşısında kendine yabancılaşan LGBTİ bireylerin bu yabancılaşmayı politikleştirmesi ile direnişin rengi ortaya çıkmasıdır.
 
Bu anlamda heteroseksizm ve devlet eleştirisi birbirinden bağımsız şeyler değildir. Bugün LGBTİ mücadelesinin talepleri heteroseksist bir devlet yapılanmasına karşı queer siyaset önerisidir. Bu öneri aynı zamanda politik devlet alanına direkt müdahale eden bir öneridir. LGBTİ mücadelesi bu bağlamda sadece sivil alanda değil aynı zamanda kamusal alanda da mücadeleye etmeye, kamusal alanı demokratikleştirmeye çalışan bir harekettir. Sivil alan ile kamusal alandaki ayrışmasının sanırlarını zorlayan bir harekettir.
 
LGBTİ mücadelesi heteroseksist devleti demokratikleştirecek çabayı Türkiye özelinde 20 yıldır sürdürüyor olması kimseyi şaşırtmasın. Heteroseksist devletin ve kamusal hayatın LGBTİ bireyler için daha yaşanılabilir bir yer olması için devletin LGBTİ mücadelesinin taleplerini meşrulaştırması da garip değil. Bundan dolayı heteroseksüel yasaların değiştirilmesi dönüştürülmesi politik bir zorunluluktur.
 
Siyasi partilerin görevi bu talepleri hayata geçirmek, LGBTİ vatandaşların daha mutlu ve huzurlu yaşamasını sağlamak olmalı. Siyasi partilerin işlevi toplumsal mücadelelerden türeyen talepleri tartışmak onları hayata geçirmek olmalı. Ancak siyasi partilerin toplumsal mücadelelere karşı ürkek tavırları demokrasi anlayışının siyasi partiler tarafından yeterince içselleştirilmediğini gösteriyor. LGBTİ mücadelesinin siyasi partiler ile ilişkilenmesi politikanın bir görevi, ancak bu ilişkilenme maalesef çok iyi anlaşılmış değil.
 
Son birkaç yıldır LGBTİ mücadelesi siyasi partilerin aynı zamanda bir yasama görevini icra etiğini bilerek siyasi partiler içinde dönüşümü sağlama ihtimali, buradan yasal dönüşümleri hayata geçirmeyi bir hak olarak görmesi bazı kesimleri rahatsız ediyor. LGBTİ mücadelesinin bu kadar görünür olması hem siyasi partileri bir şeyler yapama zorluyor hem de karşıtlarını harekete geçiriyor.
 
Bu bağlamda LGBTİ mücadelesi heteroseksizm ve devlet bağlamındaki iktidarı dönüştürecek gücün sadece toplumsal mücadeleler olmadığını bu toplumsal mücadeleler için partilerin bir araç olduğunu henüz göremese de ürkek adımlarla politikayı kamusallaştırıyor. Ancak kamusallaştırılan LGBTİ politikası siyasi partilerin klasikleşmiş refleksleri ile karşılaşınca gerilimler de artıyor. Siyasi partiler LGBTİ mücadelesi üzerinden bir paylaşım savaşına girmiş oluyor.
 
Siyasi partiler her ne kadar modern devletler için vazgeçilmez demokratik araçlar olarak görülseler de siyasi partilerin sınırları toplumsal hareketlerin sınırlarında bitiyor olduğunu düşünmek zorlaşıyor.
 
Siyasi partiler oy ya da seçmen olarak gördükleri her toplumsal kesimi kendi parti iktidarı için araçsallaştıran bir tarihsel reflekse geri dönüyor. Bir anlamda siyasi partiler kendi çıkarları gereği bazı toplumsal kesimleri kendi emelleri için kullanabiliyor. Siyasi partilerin LGBTİ mücadelesinin 20 yıllık siyasi parti olmaksın sürdürdüğü politikalarını bir hamlede devşirmek derdine düşebiliyor.
 
Türkiye’de LGBTİ mücadelesinin 20 yılda siyasi partisiz kendi çabaları ileri kendi politikalarını var ederek geldiği aşama bir seçim arifesinde ve sonrasında kaybolup gitmeyecek. Bu seçimler bize en azından bunu bir kez daha gösterdi.
 
Partiler ve adaylar toplumsal mücadele yürüten hareketlerin üzerine basmakta bir sakınca göremediler LGBTİ politikalarının heteroseksizmi ve devlet iktidarını dönüştürmek, homofobiyi ve transfobiyi kırmak ve demokratik bir sistemi var etmek olduğunu çoğu zaman unuttular. Siyasi partiler LGBTİ mücadelesinin politik özneleri olan kesimleri; platformları, dernekleri ve oluşumları muhatap almak yerine sadece kişileri muhatap alarak kendi değirmenine su taşıdılar. Yine de LGBTİ mücadelesi ilk seçim çalışmasından başarılı çıktı. Siyasi partilerin klasik devşirmeci hastalığına karşı iyi direndi.
 
Bugün birçok siyasi partinin tarihinden daha eski bir politika tarihi olan LGBTİ mücadelesinden bahsediyoruz. Bu mücadelesinin çok katmanlı olduğun her geçen gün biraz daha görüyoruz. Çünkü heteroseksizm sadece ailede değil aynı zamanda okulda ve iş yerinde de karşımıza çıkıyor. Bu heteroseksist yasanın sözde değil gerçek bir yasa olarak karşımıza durduğunu biliyoruz. Anayasaya denilen şeyin öyle sırdan bir şey olmadığını biraz hukuktan biraz politikandan anlayan herkes iyi bilir. Onun için de LGBTİ mücadelesinin yasalar ve seçimler ile uğraşması kadar doğal ne olabilir ki. Yüz yıldan fazla bir tarihi olan işçi sınıfının çalışma saatleri konusundaki o mücadelesini önemsiz bir mücadele olarak okumadığımız gibi Kürt mücadelesinin ana dildeki yasal taleplerinin de önemsiz kılamayız. Bütün bu taleplerin tepe noktasının anayasal talepler olduğunu kim inkar edebilir ki?
 
Bundan dolayı heteroseksizm ve devlet ittifakının karşısında LGBTİ hareketinin siyasi partilerle kurmuş olduğu ilişki riskli ama zorunlu bir ilişki olduğunu söylemeliyiz. Ancak LGBTİ mücadelesinin birçok siyasi partiden daha köklü ve yaşamsal bir yerde durduğunu söylemeliyiz.
 
Kimileri LGBTİ mücadelesinin siyasi partiler ile kurmuş olduğu ilişkiye dudak büküyor. LGBTİ mücadelesinin siyasi partilerden bağımsız olması gerektiğini düşünüyor. Bu düşünceye de Türkiye’deki ortalama insanın siyasi partilere nasıl baktığını gösteriyor. LGBTİ mücadelesini daha anlamlı bulan siyasi partileri güvensiz bulan ortalama insan sadece LGBTİ mücadelesi açısından değil diğer mücadeleler açısından da siyasi partileri daha güvenilmez buluyor.
 
Buradan baktığımızda siyasi partilerin toplum nazarındaki güvensizliğin arkasında partilerin yeterince güven vermemesi olduğunu görüyoruz. Çünkü LGBTİ mücadelesi örneğinde olduğu gibi siyasi partiler parti çıkarını toplumsal mücadelelerin çıkarından üstün görüyor. Siyasi partilerin bir araç değil de amaç olarak konumladığı için de amaç için her yol mümkün aklına yaklaşmış oluyor. İktidar gelmek için her yol deneniyor. Karşıtlık siyasi partiler tarafından kışkırtıldıkça kışkırtılıyor. Bu durum siyasi partilerle olan ilişkileri sorgulanır yapıyor.
 
Ancak her ne olursa olsun toplumsal mücadeleleri için siyasi partilerle ilişki kurmak demokrasinin bir zorunluluğudur. Çünkü önünüzdeki seçenekler içinde en doğru seçenek siyasi partilerin yasama ve yürütme işini demokratikleştirmesidir. Bu anlamda LGBTİ mücadelesi için siyasi partiler ile kurulan ilişkiler hem riskleri hem de avantajları birlikte getiriyor. Riskleri avantajlarından az mıdır yoksa çok mudur buna şimdiden karar vermek zor. Bunun için birkaç yıl daha beklememiz gerekiyor. Yine de olası riskleri ve avantajları birlikte sıralamak gerekiyor.
 
Riskler
I. LGBTİ mücadelesi siyasi partilerin ideolojik yapılanmaları karşından kendi özerkliğini kaybedebilir. Ulusalcı ya da milliyetçi bir çizgiye kayarak queer siyasetin dışında yaratıcı siyasetten iktidar odaklı siyasete geçebilir. Bu da queer siyaset geçmişi ulusalcılığa ve maliyetçiliğe teslim etmek anlamına gelir
II. Siyasi partiler kimi LGBTİ bireyleri kendi çıkarları için kullanmaya bunun üzerinden LGBTİ bireylerin oylarına göz dikmeye çalışabilir. Vitrin demokrasisi LGBTİ mücadelesinin politik yaratıcılığını gölgede bırakabilir.
III. LGBTİ mücadelesinin 20 yıllık politikası yerine siyasi parti politikası ikame edilebilir. Siyasi partilerin tekçi ideolojileri altında LGBTİ tali bir hak olarak kalabilir. Hak hiyerarşisi devreye girebilir.
IV. LGBTİ mücadelesi özrekliğini ve bağımsızlığını bir siyasi partiye devredebilir.
 
Avantajlar
I. LGBTİ mücadelesinin bu süreçte daha görünür hale geldi. Görünürlük birçok insanın dolaptan çıkmasını sağladı. Bir ben bir Zeki Müren örneği artık siyasi temsil ile başka bir boyuta geçti. 
II. LGBTİ mücadelesinin 20 yıldır savunduğu talepleri daha görünür oldu. LGBTİ dostu belediyecilik protokolünü imzalayan önemli dört belediyemiz oldu. İstanbul’da Şişli, Kadıköy ve Beşiktaş Mersin’de Akdeniz belediyesi oldu.
III. Siyasi partilerin demokratikleşmesine katkı sağlandı. Karar mekanizmalarında bir toplumsal hareketle nasıl ilişki kurulmalı sorusu ortaya çıktı.
IV. Siyasi partilerin dönüşümü ve değişimi şimdiden sağlanmaya başlandı.
V. Heteroseksizm ve devlet yasanın değişmesi, anayasaya ve kanunlara koruyucu hükümlerin girmesi için dün yapılan çalışmalar bu seçimlerden daha fazla önem kazandı.
VI. Devlet hizmetlerinde LGBTİ bireylere yönelik ayrımcılık daha fazla konuşulmaya başlandı.
VII. LGBTİ bireylerin kamusal hayata eşit katılımının ve temsilinin önü bu seçimlerle açıldı.
 
Bu bağlamda LGBTİ mücadelesi siyasal bir görünürlük kazandıkça riskleri ve avantajları bu süreçte yaşadı ve yaşayacaktır. Bazen LGBTİ mücadelesi geriye düşecek bazen de ileri bir aşamaya geçecektir.
 
Bu süreçte siyasi partileri ve toplumsal mücadeleleri dost ve düşman olarak konumlamadan, siyaseti de dost ve düşman antagonizması içinde ya hep ya hiç olarak okumadan Türkiye demokrasisini bir adım daha ileri götürmek çok da zor değil.
 
LGBTİ mücadelesi sadece kendi politik taleplerini değil aynı zamanda heteroseksizm ve devlet iktidarına karşı çoğulcu bir siyaseti de tarihinden ya da yeni değişimlerden çıkarabilecek potansiyele sahip olduğunu bu yerel seçimlerde gösterdi. Bundan sonraki aşama daha fazla 20 yıllık deneyimi ve politikayı ön plana çıkarmak yeni değişimleri politikleştirmek LGBTİ hareketinin görevi gibi duruyor. Siyasi partilerin işlevi bu mücadelelerin hak taleplerini görmesi, kendini dipten gelen dalganın sesine kulak vermesi olacak.
 
Sonuç olarak Türkiye’de heteroseksizm ve devlet bağlamımdaki iktidarı dönüştürmek ancak siyasi partiler ve toplumsal mücadelelerin demokratik işbirliğinde yatmaktadır. Bu işbirliği tek taraflı değil eşit bir ilişki olmalıdır. Ancak o zaman siyasi partiler ortalama vatandaşın gözünde daha güvenilir olacaktır. Daha fazla vatandaş siyasetin hayatın içinden bir şey olduğunu anlayacaktır. Yoksa siyasi partiler siyasetin yabancılaştığı kurumlar olarak kalacak demokrasinin en önemli aracı işlevsiz kalacaktır.
 
Devletin ideolojik aygıtı olan siyasi partiler toplumsal hareketler karşısında kurucu iktidardan gelen iktidarını halka ile paylaşmadığı sürece demokrasi krizinin baş aktörleri siyasi partiler olmaya devam edecektir.
 
Ancak her şeye rağmen LGBTİ hareketi 2014 yerel seçimlerinde başarı ile çıkan toplumsal hareketlerden biri olmuştur. 20 yıllık LGBTİ hareketi heteroseksist siyaset ile queer siyaseti çatıştıran bir hareket olarak şimdiden önemli tartışma alanlarını ana akım siyasete bulaştırmıştır. 

Etiketler:
Nefret