03/01/2014 | Yazar: Mahir Zeren Oktay

Cinsiyetlerin akışkan olduğunu söylerken birilerini cinsiyetlerinden dolayı dışlamak ayrımcılıktır.

Mahir Zeren Oktay | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Mahir Zeren Oktay
Feminizmi cinsiyetçilik karşıtı mücadele olarak kurguluyorum. Feminizm 1800’lerde bir kadın hareketi olarak çıkmış olmasına karşın 1970’lerde erkeklerin erkekliklerini sorgulamasına alan açmıştır. Bana göre pro-feminist hareketler de feministtir. Ama bu tartışma bitmemiştir, bitmediği için kendimi feminist olmaktan ziyade cinsiyetçilik karşıtı trans erkek olarak tanımlıyorum. Trans erkekler elbette ki feminizmin öznesidir. Na-trans erkekler ve kendisine kadın veya erkek demeden herkes feminist alanın öznesidir. 

Elbette ki salt kadınlara açık veya salt erkeklere, trans erkeklere, trans kadınlara açık atölyeler, bilgi paylaşımı, dayanışma ve destek grupları yapılabilir ama politikanın sırf kadınlar üzerinden yapılması yanlıştır. Çünkü erkeklik de bir ezilme deneyimidir. Erkeklikten erkekler de mağdur olmaktadır. Erkeklere erkeklik rolleri dayatılmaktadır, aynı kadınlara kadınlık rolleri dayatıldığı gibi. Örneğin Redhack’e belge sızdırmak iddiasıyla askeri cezaevinde 171 gün tutulan Utku Kalı’ya işkence yapılırken "Erkek adam ağlamaz" denmiştir. Bir başka örnek de toplumda erkekliğe geçiş olarak sünnet denilen bedene vahşice tecavüz kurgulanmasıdır. Sünnetten erkekler cinsel anlamda kayba uğrar. Erkekler arasında da hiyerarşik rekabet vardır. Örneğin kısa boylu, küçük pipili*, fakir vb. erkekler ezilir. 

Neye kadınlık deneyimi diyoruz? Maksat cinsiyete göre baskıysa erkekler de baskı görüyor. Taciz tecavüzden bahsediyorsak erkeklerin de tacize tecavüze uğradıklarını söyleyebiliriz. Matthew Parynik Mendel "The Male Survivor" (Erkek Hayatta Kalan) isimli kitabında Finkerhor, Hotaling, Lewis, Smith, (1990); Fromuth ve Burkhart’tan (1987,1989) alıntı yaparak şöyle der "Kadınlar erkeklerden (kayıtlara geçmeme durumu da hesaba katılarak) daha fazla suistimale (abuse) uğramasına karşın erkeklerin cinsel şiddete uğraması (sexual maltreatment) nadir bir fenomen değildir. Güncel istatistikler beş erkekten biri, yedi erkekten biri kadar fazla olduğunu söylüyor" (Loc 282-284) 

Trans erkeklik deneyimine kadınlık deneyimi demek doğru değildir. Çünkü trans erkekler kadın değildir. Hiçbir trans kadından "Bir başka trans kadın bu deneyimi translık deneyimi olarak adlandırmayı tercih etti ama ben buna erkeklik deneyimi diyorum" ya da "kendimi trans kadın olarak tanımladığımda erkeklik deneyimim yok olmuyor" ifadelerini duymadım. Feminist politikayı buradan değil, kadınlık deneyiminin varlığı üzerine kuruyorlar. Oldukça doğrudur, trans kadınlık deneyimi bir erkeklik deneyimidir nasıl demiyorsak trans erkeklik deneyimi kadınlık deneyimidir de dememeliyiz. Trans erkeklik deneyimini na-trans erkeklik deneyiminden farklı olduğu (na-trans erkeklik deneyimlerinde de [örn. köylü, şehirli, Kürt, Ermeni, Türk] farklılıklar olduğu gibi) noktalar elbette ki var. Ama gene de trans erkeklik deneyimini "farklı erkeklik deneyimi", "translık deneyimi" olarak adlandırmak daha doğru. 

Rahmetli Ali Arıkan Amargi’deki “Erkek” isimli yazısında şöyle der:  "Kendime ‘lezbiyen’ dediğim zamanlarda kimse ne düşündüğümü merak etmemişti ama trans erkek olarak açıldıktan sonra neredeyse herkes benim ev içi emek, şiddet, vs. konularında ne düşündüğümü çok merak ediyordu. Bu insanın üzerinde biraz baskı yaratıyordu". İnsanların cinsiyeti üzerinden psikolojik baskı kurmak cinsiyetçiliğin ta kendisidir. Tıpkı kadınlar gibi erkekler de toplumsal cinsiyet konularında duyarlı olamazlar mı? Trans kadınlığın avantajları olduğu gibi erkekliğin avantajları elbette ki var ama avantajların farkında olunarak birlikte mücadele edilebilir. Bell Hooks “Feminizm Herkes İçindir” kitabında bazı erkeklerin dost olabilmelerine rağmen bazı kadınların düşman olabileceğinden bahseder (25). Bana göre bunda net bir ayrım yoktur, cinsiyetlerine göre insanlar duyarlı veya duyarsız olarak nitelendirilemez. 

Politik alanların kadın erkek ve bütün cinsiyet kimliklerine açılması gerektiğini düşünüyorum. Amargi’nin, SFK’nın birçok etkinliğine "kadınlık deneyimi"mden dolayı katıldım. Na-trans erkeklik deneyiminden "farklı" olduğum için orada bulunabilmek beni rahatsız ediyordu, ama o etkinliklerden çok şey öğrendim. Na-trans erkeklere de açık olsaydı onlar da çok şey öğrenebilirlerdi. Cinsiyetlerin akışkan olduğunu söylerken birilerini cinsiyetlerinden dolayı dışlamak ayrımcılıktır. Kürtler kendi örgütlerine Türkler gelmesin demiyorlar veya Aleviler kendi örgütlerine Sünniler gelmesin demiyor. 8 Mart yürüyüş tartışmaları ile ilgili de şunu söyleyebilirim: Bazı kadınlar "salt kadın" görüntüsü çizilmesini destekliyor, bu yüzden yürüyüşte toplumda erkek olarak kodlanan bireyleri yürüyüşte istemiyor olabilirler. Bana göre de o yürüyüş kadın yürüyüşüyse ona sadece na-trans ve trans kadınların katılması gerekir, kendine kadın demeyen birisinin kadın yürüyüşünde ne yaptığını çözemedim (Bunu politik kimliğim oturmadan trans/queer’ler katılıyor diye bir kaç 8 Mart’a katıldığımı söyleyerek yazıyorum). Ama şöyle bir eleştiri doğrudur: bu yürüyüş cinsiyetçilik karşıtı yürüyüşse bütün cinsiyet kimlikleri o yürüyüşte olmalıdır ve bence yürüyüş bu şekilde kurgulanmalıdır. İkili cinsiyet sisteminin dışındaki deneyimler de kendilerine özgü yürüyüş düzenleyebilir. Fakat dış görünüşe dayalı cinsiyet polisliği yapmak hiçbir şekilde doğru değildir. 
 
* Bu cinsel organı tarif etmek için çok samimi bulduğumdan yazılarımda pipi kelimesini kullanmayı tercih ediyorum. 
 
Arıkan, A., (Nisan 2011) Amargi'de Erkek,  http://vol-trans.blogspot.com/2011/04/amargideki-erkek.html
 
Hooks, B. (2012) Feminizm Herkes İçindir, BGST yayınları  
 
Mendel, M. P.,  (Ekim 1994) The Male Survivor: The Impact Of Sexual Abuse, Amazon Kindle 

Etiketler:
Nefret