11/02/2014 | Yazar: Mahir Zeren Oktay

Trans erkekliğin politikleşmesi doğumumuzda kadın olarak atanmamızla başlıyor aslında

Mahir Zeren Oktay | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Mahir Zeren Oktay
Trans erkekliğin politikleşmesi doğumumuzda kadın olarak atanmamızla başlıyor aslında. Ergenliğimiz, yetişkinliğimiz diye gidiyor. Dernekten girdiğimizde reel politikaya adım atmış oluyoruz. Sadece kendi özgül deneyimimizle değil bütün politik deneyimlerle mücadeleye katılıyoruz. O zaman da adımız kimlik mücadelesi oluyor.
 
Kimlik mücadelesi derneklerle sınırlı değil. Sosyalist partide de kimlik mücadelesi verilebilir. Bu coğrafyada ezilen bütün kimlikler sınıfın bir bileşenidir. Trans erkek işçiler kendini gizlemek zorunda kalabiliyor veya mali kaygılarla geçiş sürecini ertelemek durumunda kalabiliyor. Ya da geçiş aşamasındaki trans erkekler iş yerinde ayrımcılığa uğrayabiliyor. Hepsinden önemlisi geçiş sürecindeki trans erkekler iş bulamayabiliyor. Trans erkeklerin büyük bir kısmı eğitim alanında şiddete uğruyor ve eğitimini devam ettiremeyebiliyor. Trans erkeklerin hormonlarını devlet karşılamadığı için cinsiyet geçiş süreci trans erkeklerin üzerinde bir yük. Daha da arttırılabilecek bu sorunlar trans erkek kimlik mücadelesi ile sınıf mücadelesinin bir aradalığının gerekliliğini ortaya koyuyor.
Trans erkeklerin reel siyasete aktif katılımı gerek toplum gerek LGBT (lezbiyen, gey, biseksüel ve trans) hareketi içinde görünürlülüğünün az oluşuna karşı bir silah olabilir. Liberal demokraside kimse özgürleşmeyeceği için trans erkekler de özgürleşemez. O yüzden trans erkekler de devrimci mücadele saflarına katılmalıdır. 21. yüzyılda sosyalist fikri canlı tutmak için önemli bir araçlardan biri de meclislere girmektir. TBMM’de veya Belediye Meclisleri’nde olmak sosyalistliğe halel getirmez, aksine burjuva mekanlarını işgal etmek sosyalist fikri yaşatır.
 
Trans erkeklerin öz örgütlülüğü bir gerekliliktir. LGBT hareketinde trans erkekler en görünmez olan kesimdir. Atanmış cinsiyeti kadın olduğu için yaşanan problemler bir yana bunu değiştirmeye çalışmanın getirileri bir yanadır. LGBT hareketinde trans olmak genelde başka tür bir mağduriyet hiyerarşisine maruz kalmak demektir. Transların bu toplumda yaşadığı problemler 9 ise na-trans LGB’lerin 1 dir. Ama buna rağmen mücadele hattında na-trans LGB’lerin problemleri 9 iken translarınki 1 bile değildir. Translar bu toplumda daha sert ve yıkıcı problemler yaşıyor olmasına karşın na-trans LGB’lerin sorunları LGBT hareketinde daha görünürdür. LGBT örgütlerinde na-trans LGB’nin transfobisi olağan karşılanırken trans bireyin homofobisi olağan karşılanmaz. Herkesin eşcinsel olduğu varsayılır ve hep eşcinseller konuşur. Trans öz hareketi bunu kırmak için ortaya çıkmışken varolan örgütlerde sadece trans kadın odaklı siyaset yürümektedir. Varolan trans erkek inisiyatifinin ise güçlü bir ses oluşturacak disiplini yoktur. Örneğin bir proje teklifi almış ama kimse projede çalışmadığı için proje yürümemiştir. Varolan daimi kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Bu da şu demektir, kimse inisiyatifi yaşatmak için sorumluluk almaz. İşler belirli insanların tekelinde yürür. Dernekleşme diye bir dert zinhar yoktur. Trans erkek inisiyatifinin kitleselleşmesinin önünde yanlış bir politika yapma tarzı büyük bir engeldir. Trans erkek dayanışması, bir nevi erkek kardeşlikten başka bir yöntemi önceleyen bir inisiyatif varlığını ne kadar meşru kılabilir? Ortalama bir trans erkek “politik doğruculuk”tan ötürü kendine yer bulamıyorsa trans erkek öz örgütlülüğü ne derece sağlanabilir? Belirli insanlar sürekli belirli ve aynı şeyleri söylüyorsa yeni insanlar mücadeleye nasıl eklemlenebilir? İnisiyatifte aktif iş yapmayanlar inisiyatifin sırf kurucusu olduğu için karar alma mekanizmalarına müdahale edebilir mi? Böyle bir müdahale ne kadar demokratiktir, ne kadar gerontokratiktir? Trans erkeklerin büyük bir örgütlenme sorunu olduğu aşikardır, bu sorunlar trans erkeklerin sıfırdan yeni bir örgütlenme modeli inşa etmesiyle aşılır.
 
Proje almak tartışılmamalı, alternatif bütçe üretmek tartışılmalıdır. LGBT hareketi alternatif bütçe kaynaklarıyla kendini idare etmelidir. LGBT derneği dayanışma haftasının proje gelirlerine el bağlamamalı, üyeleri aidat desteği yaparak derneği canlı tutmalıdır. Avrupa Birliği desteği ile kendimizi var etmek hiçbir sosyalistin hoşuna gitmez fakat bu sosyalistlerin de milyonları yok tüm LGBT hareketini canlı tutacak. Sosyalist olan veya olmayan bütün LGBT ve dostları eleştiri yapmadan önce elini taşın altına koymayı bilmelidir. Devrimcilik parası olmayanın siyaset yapabilmesini kolaylaştırmaktır elbet ama iş yaptığın organizasyon için yıllarca 5 kuruş para çıkarmamak sınıfseverlik değil sömürüdür. Minimum 10 tl aidat mavi yaka işçi ve öğrencilerin ödeyebileceği bir miktardır, aidatların sınıfsal gelire göre düzenlenmesi kapitalist olan bu toplumumuzda en demokratik yöntemdir. Devrimci mücadelenin yanı sıra derneklerde öz örgütlülük, hak ve demokrasi mücadelesi yapmak sınıf mücadelesini güçlendirir. Sınıfın görünmeyen bileşeni LGBT’leri, özelinde trans erkekleri görünür kılar. Bu dernekleri var etmeye çalışmak devrimci bir sorumluluktur.

Bu yerel seçimlerde LGBT siyasi temsil hamlesi çok kritiktir. HDP 5 LGBT aktivistini belediye meclislerine en üst sıralardan aday göstererek Türkiye’deki gerçek demokrasinin yegane inşacısı ve gerçek demokrasi olan sosyalist rejime yönelik umudun yegane taşıyıcısı olduğunu göstermiştir. CHP’de de LGBT aday adayları mevcuttur ama bu yazı yazıldığında adaylıkları kesin değildir. Ama bu adayların hiçbirisi trans erkek değildir, trans erkeklerin mevcut durumdaki örgütlülüğü hesaba katılırsa şaşılacak bir durum değildir. Trans erkeklerin kendi özgül sorunlarıyla reel siyasete katılıp aday çıkarması ileriye dönük kıymetli bir hedeftir. 


Etiketler:
Nefret