28/06/2014 | Yazar: Orhan Yeter

Güzel/çirkin algısının neye denk düşebileceğinin hesabını, sağlamasını yapamazsanız, kimliğinizi başınızda paralarlar ve siz de ezeli/ebedi mağdur olursunuz.

Orhan Yeter | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Orhan Yeter

Tüm "normal" toplumlara mündemiç olan, akıl-duygu çatışmasını, bu toprakların “normalleri” de yaşıyor elbette. “Klişelerin” eteklerini çekiştirmeden bir şeyleri eleştirmenin, neredeyse imkânsız bir hal aldığı hicranlı post-modern bir dünyada yaşıyoruz. Trans Güzellik Yarışması’nı eleştirinin merkezine koyarken, “kadın bedenini metalaştırmak” anlayışı üzerine inşa edilmiş güzellik yarışmalarından feyz alacağız elbette. Zaten, zurnanın zırt dediği yer de, esasen işin bu boyutu: Bedeni metalaştırma üzerine inşa edilen politikalar, nasıl oluyor da hayatlarımızda, sadece harcıalem bir “klişe”ye denk düşüyor. Güzellik yarışmaları, kadın güzelliğinin tasarlanabilir imasından, tasarlanan kadına sıçrayan çarpık bir anlayışın ürünü olarak hayatlarımızdaki yerlerini aldılar. “Kadınca özlemler”in erkekler tarafından belirlendiği, fallosantrik bir düzlemde, erilliğin tüm kötü niyetlerinin açıkça kendini belli ettiği bir platformdan bahsediyoruz. Pekiyi trans bireyler, içinde yaşadıkları toplumun esaslı “öteki”si konumundaki “kimliklerine” bakmadan, nasıl oluyor da, kadın bedenine yönelik bu, hoyrat ve saldırgan anlayışa bu denli içkin oluyorlar? Hem post-modern kimlik siyasetine gönül indireceksin, hem de eline geçen ilk fırsatta hançeri, başka bir kimliğin böğrüne saplayacaksın. "Kurtuluş" olarak gördüğün “kimlik siyaseti”nin doğasını yaşıyorsunuz zaten, ben biliyorum; siz biliyor musunuz? Sorun bu. Kimlik, kimliğin kurdudur. Pekiyi, siz kurt musunuz? Muhatap olduğunuz soru da bu.

Varoluş sancısı değil, görünüyorum/görüntüyüm ben demenin esaslı yolu. Sizden biriyim. Normalim. Beni öldüren sisteme entegre olmaya hazırım. Beni al, baştan yarat. Sözde naif bir romantizmden beslenen, baştan aşağı suni, ama bir o kadar ahenkli bir resmigeçit. İstenen tam da bu zaten: Ahenk. Gerisi önemsiz, gerisi fasarya! Pekiyi bu ahenk, kaç zulme denk düşüyor? Herkesin kendi görüntüsünün emprezaryosu olduğu günümüzde, “öteki” ile “normal”in yaşadığı şık bir tesadüf mü bu? Şimdiye kadarki tüm karşı çıkışlar, “normallik” anlayışının “öldürücü” hoyratlığına değil miydi? Sığ bir dışa dönüklüğe hapsolmuş bir “normallik” neden bu kadar önemli?

Toplumsal cinsiyet hususundaki mitleri, bu konudaki toplumsal yargıların işlevlerini, kadın/erkek- homoseksüel/heteroseksüel ikiliğinin sürekli üretimini yapan bir mekanizmanın, güzel/çirkin algısının neye denk düşebileceğinin hesabını, sağlamasını yapmak durumundasınız. Yapamazsanız, kimliğinizi başınızda paralarlar ve siz de ezeli/ebedi mağdur olursunuz. 

Etiketler:
Nefret