06/01/2012 | Yazar: Zeynep Akkuş

‘‘Devrimci’’lerin anlaması gereken çok daha önemli başka bir şey var: Deniz Gezmiş’in eşcinsel olup olmaması, insanım diyen kişiler için hiçbir şey değiştirmemeli. Bu ülkenin bütün vatandaşlarının rengine, cinsiyetine, kökenine, diline, dinine ve cinsel kimliğine bakmadan iğrenilmeyeceği / hor görülmeyeceği / dışlanmayacağı günler hepimizin isteği değil mi?

Zeynep Akkuş | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Zeynep Akkuş
‘’Gençliğinizde masumane de olsa eylemleriniz olmadı mı? Duvarlara yazı yazmak gibi...
Böyle muzırlıklarım olmadı ama Deniz Gezmiş çok kıymetli bir arkadaşımdı.

İlk defa duyuyorum. Yakından tanıyor muydunuz Deniz Gezmiş’i?
Tanımaz mıyım... Rahmetli, gerek derin bilgi birikimi ve gerekse ideolojisinden ödün vermeyen sağlam karakter yapısındaki üstün kişiliğiyle yiğit, delikanlı, adam gibi bir adamdı.

Çok merak ettim, nereden bu tanışıklık?
Tanırdım işte.

Yani birlikte bir hukukunuz var...
Tabii canım... Çok gençtim o zamanlar.

Düşünceleriyle sizi etkiledi mi bir ara? 

 Ben o işlere hiç katılmadım. Ama toplantılarında çok bulundum.

Nasıl toplantılardı, siyasi mi?
Siyasetin içinde hiç olmadım.

Eğlence toplantıları mıydı?
Eğlence, sohbet, muhabbet...

Kerpetenle laf alacağım ağzınızdan! Konuyu açsanıza...
Daha ne açayım ayol... Demagojiye gerek yok!

Şarkı söylemişliğiniz var mı Gezmiş’e?
Olmaz mı? Tabii ki! Rahmetli çok severdi sesimi. Bir gün bana 3 şişe Çamlıca gazozu aldı, ben de ona şarkılar söyledim.

Hangi şarkıları söylediniz?
Ne bileyim? Okurdum işte. Bu konuyu kapatalım artık. (Küçük bir not düşmekte yarar var. Bülent Ersoy’u ne kadar sıkıştırdımsa da, Deniz Gezmiş konusunda ağzından başka tek bir kelime alamadım. “Ona olan saygımdan daha fazla konuşmam” dedi ve ser verip sır vermedi.)’’ (*)
 
 
Geçtiğimiz yıl Facebook’taki Nihat Genç sayfasında da benzer bir fırtına kopmuştu. Oray Eğin Akşam’daki bir yazısında Nihat Genç’i destekler nitelikte bir yazı yazmış, Genç’in Facebook takipçileri Eğin’in cinsel yönelimini hedef alan, burada tekrarlayarak kimsenin sinirlerini zıplatmak istemediğim hakaretamiz sözlerle ortalığı ayağa kaldırmıştı. Bülent Ersoy’un Habertürk’te yayımlanan söyleşisinde, “Rahmetli çok severdi sesimi. Bir gün bana üç şişe Çamlıca gazozu aldı, ben de ona şarkılar söyledim… Ardından çok ağladım" biçimindeki sözleri de, Deniz Gezmiş’in ağabeyi ve arkadaşları tarafından nefret söylemlerine ve tehditlere varan büyük tepkiler aldı.

Bir insanı seversiniz ya da sevmezsiniz, fikirlerini beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz ama onu cinsel yönelimi nedeniyle, hayranı olduğunuz kişilerin yanına yakıştırmamak, bir şeylere layık görmemek, insaniyetiniz ve vicdanınız konusunda ciddi kuşkular uyandıracaktır. Hele bu tavrınız sizi tam da karşısında olduğunuz, olmanız beklenen şeyleri savunanlarla aynı saflara yerleştiriyorsa o zaman durup iki kere düşünmeniz gerekir.

Ortada ikram edilen bir içecek ve ona karşılık olarak söylenmiş şarkılar var (Bu olayın, iddia edildiği gibi gazino, gece kulübü, âlem ortamında geçtiğine dair bir şey söylenmiyor). Ve bir de Deniz Gezmiş gibi bir devrimcinin idamının ardından dökülen gözyaşları. Başkaları nasıl görürse görsün, Ersoy’un yaşandığını iddia ettiği bu olay son derece masum, naif bir sahne olarak canlanıyor benim gözümde. Taraflardan biri, ileride Türk Sanat Müziği’nin en büyük yorumcularından biri olacak gencecik bir Bülent Ersoy. 12 Eylül darbesinin ardından cinsel yönelimi nedeniyle sahneye çıkması yasaklanmış, hapis yatmış, o dönemdeki pek çok trans birey gibi ağır bedeller ödemiş bir Bülent Ersoy. Deniz Gezmiş’le aralarında geçen bu olayın yaşandığı dönemde şimdilerde magazin basınını işgal eden, kimilerinin skandal olarak andığı olayların henüz hiçbiri yaşanmamış. Ortalıkta ne “televole” tarzı televizyon programlarındaki görüntüler var, ne başka bir şey. Şimdilerde “sansasyonel bir magazin figürü” olarak hakir görülen, Deniz Gezmiş’in yanına yakıştırılamayan Ersoy’u gerek Habertürk’teki söyleşiye tepki gösteren isimlerin, gerek bu olayı sosyal medyada tartışıp Gezmiş’in arkadaşlarına hak veren kişilerin gözünde, en geç 1972 yılında gerçekleşmiş olabilecek bu olayda “ayıplı”(!) duruma düşürecek bir tek özelliği var, cinsiyet kimliği.

Deniz Gezmiş, Bülent Ersoy’a şampanya falan ikram etmiş değil. Adı geçen içecek gazoz; hem de markasıyla birlikte anılıyor, Çamlıca gazozu. Daha masum bir içecek geliyor mu aklınıza? Deniz Gezmiş’i hovarda bir âlem adamı ‘’karalamak’’ isteyen biri, bu senaryoyu yazarken Ersoy’un eline Çamlıca şişesi mi tutuşturur? Ayrıca tutup da bu olayı “Bir kişiye üç tane gazoz niye alırsın? Bir, ‘gazoza ilaç attı’ demediği kalmış” diyerek bir Nuri Alço sahnesine dönüştürüvermenin ne anlamı var? Ersoy bu ikramın karşılığını Gezmiş’le birlikte olarak verdiğini de iddia etmiyor. Şarkı söylemiş. Transeksüel bir sanatçının sözlerini önce hiç kastetmediği mecralara çekip, yaşanmamış olayları yaşanmış gibi gösterip sonra da bunlardan prim yapmaya çalıştığını iddia etmek ve daha da vahimi Deniz Gezmiş’e ‘‘çamur atıldığını’’ iddia ederek “Bu kadın kılığındaki erkeğe ya da erkek kılığındaki kadına lanet olsun” sözleriyle nefret kusmak nasıl bir halet-i ruhiyedir?

Bülent Ersoy “kadın kılığındaki erkek ya da erkek kılığındaki kadın” değil, bugün cebinde Türkiye Cumhuriyeti’nin verdiği pembe nüfus kağıdı taşıyan trans bir kadındır. “Yalan söylemesin, uydurmasın. Yoksa Deniz’in arkadaşları onu cezalandırır” demesi uygulanır mı uygulanmaz mı bilinmez ama apaçık tehdittir. “Deniz bu tür insanların gittiği yerlere asla gitmez, bu insanlardan iğrenirdi” demek katıksız nefret söylemidir. Bu tür söylemleri Vakit gazetesinden ya da “Özür diliyorum eşcinsellik” diyen ya da eşcinselliğin hastalık olduğunu düşünen bakanlardan ve benzeri zevattan duymak insanın içini yeterince acıtırken Deniz Gezmiş’in dava arkadaşlarının da meğer onlardan farklı düşünmediğini görmek insanı en hafif ifadeyle umut kırıklığına uğratıyor. Demek LGBT olmak bu kadar büyük bir lanet(!) ki; sağcısı da, solcusu da, devrimcisi de, faşisti de, her türlü meselede karşı saflardayken bu konu açılınca fikir ayrılıklarını unutuverip aynı cenahta saf tutuveriyor.

Hele bir de “Deniz’in kız arkadaşlarını, her şeyi bilirdik. Kimin kiminle çıktığından haberdardık” açıklaması var ki, geçtiğimiz yıllarda kadın popçulardan birinin eski kocasının, üzerine atılan “eşcinsellik” suçlamasından(!) kurtulmak için “Google’a yazın bakalım, kaç tane kadınla birlikte olmuşum” demesi kadar çiğ ve gülünç kaçmış. Kaldı ki, bu ülkede her akşam yanında beşer onar genç kadınla gece kulüplerinde fink atanların aslında neleri gizlemeye çalıştığını bilen çok iyi biliyor. (Yanlış anlaşılmasın, bu kişilerin kendilerini bu şekilde kamufle etmek zorunda bırakılmaları da başlı başına ayrı bir yazının konusudur.)
 
‘‘Devrimci’’lerin anlaması gereken çok daha önemli başka bir şey var: Deniz Gezmiş’in eşcinsel olup olmaması, insanım diyen kişiler için hiçbir şey değiştirmemeli. Bu ülkenin bütün vatandaşlarının rengine, cinsiyetine, kökenine, diline, dinine ve cinsel kimliğine bakmadan iğrenilmeyeceği / hor görülmeyeceği / dışlanmayacağı günler hepimizin isteği değil mi?
 

Etiketler:
Nefret