12/07/2011 | Yazar: Erdal Partog

Altan Tan’ın açıklamalarını kaygı verici buluyorum. Çünkü her cümleye Müslüman kardeşliği ile başlayacak olursak anarşistleri, eşcinselleri, feministleri ve dinsizleri nereye koyacağız?

Erdal Partog | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Erdal Partog
Altan Tan’ın açıklamalarını kaygı verici buluyorum. Çünkü her cümleye Müslüman kardeşliği ile başlayacak olursak anarşistleri, eşcinselleri, feministleri ve dinsizleri nereye koyacağız? BDP çatı partisi içinde bu kesimler nereye oturacak? Ya da bu kesimler bu çatı partisinde yer olacak mı?
 
Ferit Devellioğlu Osmanlıca-Türkçe sözlükte ümmet’i; bir peygambere inanıp bağlanan cemaat olarak tarif ediyor. Kökü zaten imam kelimesi ile aynı olan bu sözcük ilk imam Muhammed’e bağlık anlamını içerir. Yani ümmet fikrine inananlar yaşanan sorunları da ümmetçilik ile çözeceğine inanırlar. Bir anlamda Müslümanlık yasalarının hüküm sürmesinin toplumsal barış için yeterli olacağını savunurlar. Eğer bütün Müslümanlar bu yasalara inanıp bağlanırsa dünya güllük gülistanlık olur.
 
Nitekim BDP’nin çiçeği burnunda Diyarbakır milletvekili Altan Tan da bu görüşü savunan bir ümmetçi olarak karşımıza çıkar. Müslümanlığın Müslüman topluluklara barış getirebileceğini bunun için de ümmetçiliğin siyasi bir tavır olarak benimsenmesi gerektiğini iddia ediyor. Bu iddiayı sadece siyasetçi tavrı ile yapmıyor aynı zamanda bir dindar olarak yapıyor.
 
Bu yüzden ümmetçiliğin sadece Müslüman toplulukları değil diğer hak dinlere inananları da kapsadığını düşünürler. Ümmetçiliğin toplumsal bir barış ortamını yaratabilecek bir güce sahip olduğuna kutsallık çerçevesi içinde inanırlar. Ancak tarihe baktığımızda hiç de ümmetçilik çerçevesinde uzun dönem barışın hüküm sürdüğünü göremiyoruz. Müslüman kültüründe örnek gösterilen barış dönemi ise asr-ı saadet dönemidir. Bu dönem adeta Müslümanlar için bir ütopyadır. Bugün ümmetçiliğin ütopyası da asr-ı saadet dönemi ütopyası ile sınırlıdır.
 
Sınırlıdır çünkü ümmetçilik açısından toplumsal barış iddiasının baştan uzlaşmaz sorunları vardır. Bu anlayış bazı kesimleri dışarıda bırakır, yani hak dinine inanmayanları ve dinsizleri. Bu dışarıda bırakma hali ister istemez ümmetçi çizgide istenen barışın samimiyetini sorgulanır bir hale dönüştürür. Yani siyasetçinin uzlaşmacı karakteri öteki ile temasa geçme özgürlüğüne sahip değildir. Bu yüzden de ümmetçilik tekçi bir karaktere bürünür.
 
Yine de diyelim ki ümmetçi olmayan ümmetçiliğe inanmayan Müslümanları ikna ettiniz peki hak dinlerinden birine inanmayan ya da dinsiz olanları nasıl ikna edeceksiniz. Barış için göstereceğiniz kanıt Kuranı-ı Kerim yasaları mı olacak? Zaten Müslüman olmayanlar Kuranı-ı Kerim’e inanmadıkları için baştan yasayı çiğnemişler. Baştan İslam yasasını hiçe saymışlar. Kendileri ve tüm insanlık için değişmez olan Allah yasaları yerine kendilerinin yaptığı, istedikleri zaman da değiştirebilecekleri bir yasayı seçmişler. Bu yüzden ümmetçiliğin nasıl bir toplumsal barış öngördüğü açık değildir. Bu ümmetçilik bana Kemalizm’in sınıfsız kaynaşmış toplumunu hatırlatıyor. 
 
Ümmetçilerin barışı sadece Müslüman Kardeşleri için istemesi ilk adımda şahane gibi görünse de bu fikrin öteki karşısında birlik olma çağırısı taşıdığını kendine güzelleme yapma tavrını içerdiğini söyleyebiliriz. Ümmetçilerin bu tavrında kendini beğenen ve üstün gören bir kibrin de havada uçuştuğunu görebiliriz. Müslüman kardeşliğinden öte ne var ki dünyada diyecek kadar kendilerini dünyanın merkezine koyarlar. Öyle ki ümmet-i icabet ile Müslüman olanlar kast edilirken ümmet-i icabet ile Müslüman olması için çağrı yapılan ama bu çağırıya cevap vermeyenler kast edilir. Ümmetçilik fikrinin en üstün değeri Müslümanlıktır. Müslüman değilsen aşağı sınıftan bir kulsun.
 
Altan Tan, Ezgi Başaran’a verdiği röportajda Kürt sorununun çözülememesini ümmetçilik eksikliğine bağlamış. Ümmetçilik olsaymış sorun çözülecekmiş! Kürt Müslümanlar ve Türk Müslümanların sorunu kalmayacakmış! Sanırım Altan Tan çoğunluğunun Müslüman olduğu bu topraklarda son 30 yılda ne kadar acı yaşandığının farkında değil. 30 Yıl önce başlayan, hataları ve sevapları ile eşit ve sömürüsüz bir hayat için mücadele eden kesimlerin siyaset yapma biçimini ümmetçilik açısından küçük görüyor olsa gerek.
 
Bu yüzden Altan Tan’ın açıklamalarını kaygı verici buluyorum. Çünkü her cümleye Müslüman kardeşliği ile başlayacak olursak anarşistleri, eşcinselleri, feministleri ve dinsizleri nereye koyacağız? BDP çatı partisi içinde bu kesimler nereye oturacak? Ya da bu kesimler bu çatı partisinde yer olacak mı?
 
Bu çeşitlilik karşısında Müslüman kardeşliğini ortak payda gören ümmetçiler bazı kesimleri dışarıda bıraktığını görmelidir. Aynı zamanda hâkim İslam iktidarının İslam olmayana yukardan bakmak olduğunu anlamalıdır. 
 
Kürt mücadelesini Nakşibendîlik ile özdeşleştiren Altan Tan Kürtlerin çoğunluğunun Müslüman olmasına Tayyip Erdoğan gibi ümmetçi bir değer olarak bakıyor. Bu yüzden de Alta Tan ve Tayyip Erdoğan ümmetçi dünyanın iktidarını paylaşan kibirli şahsiyetler olarak siyaset sahnesinde yerlerini alıyorlar.
 
İktidar ilişkilerini ideolojilerden bağımız ve kusursuz gören anlayışların siyaset tarihinde yüzlerce hata yaptığını biliyoruz. Bu yüzden iktidarın sadece devlet ile sadece sosyalizm ile var olacağını düşünenler aldanıyorlar. İlk iktidar biçimlerini toplumsallaştıranların din adamları olduğunu, ilk ideolojilerin de dinler olduğunu unutuyorlar. Saflığın dinlere ait olduğunu düşünenler saf olan şeyin iktidar ilişkileri olduğunu görmezden geliyorlar.
 
Ümmetçilik iyi sosyalizm kötü diyenler iyiliği kendi ideolojilerinin altında etik bir değer olarak düşündükleri sürece dünya barışına gerçek anlamda katkı sağlayamazlar. İyilik değerinin ideolojileri aştığı yerde dünya barışına katkı yapılabiliriz. Kutsal dinden kutsal anayasadan önce iyilik ve mutluluk gibi etik değerlerin her şeyin üstünde olduğuna inandığımız oranda dünya rahat bir nefes alabiliriz. İyiliği ve mutluluğu ilkelerin gölgesinden çıkarabildiğimiz oranda özgürleşebiliriz.
 

Etiketler:
Nefret